Batı Marksizmi (Lukacs) – A.Kadir Şahin

tarih ve sınıf bilinciMarksizm, Marx’ın eserlerinden hareketle siyasal pratik ve kuramsal çalışmalar yoluyla Marx’ın felsefesini, kavramsal ve yöntemsel çerçevesini inceleyen yorumlayan, eleştiren ve güncel pratik tartışmalar odağına oturtmaya çalışan yaklaşımların tamamı olarak özetlenebilir.
Batı marksizmi ise genel olarak Pary Anderson ‘un ‘Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler’ kitabında sözünü etttiği 19.yüzyıldan 20. Yüzyıla avrupa marksistlerinin kuramsal çalışmalarında ortaya çıkan düşüncelerdir. Geleneksel marksizmin temsilcileri olarak Marks, Engels, Lenin,Luksemburg, Troçki,Plekhanov ve Buharin’dir. Batı Marksizmin ilk akla gelen temsilcileri ise Lukacs, Gramsci,Adorno,Brecht, Benjamin, Horkheimer ve Marcuse olarak sıralanabilir.

Geleneksel Marsizm, daha çok akademi dışı gelişmiştir. Toplumsal gelişmenin yasalarını, sınıf çatışmasının kaçınılmaz tarihsel gelişimini ve giderek artan ekonomik bunalımların kapitalizmin nihai çöküşünü getirecegini ve bunu toplumsal bir bilim olarak açıklayan sosyalist kuramcılar tarafından geliştirilmiştir. Tarih sınıf çatışmalarının tarihidir. Tarihsel maddecilik olarak dillendirilen bu gelişmeye göre sınıf mücadelesinin nihai durağı proleter devrim sonucu sınıfların ortadan kalkması ve sınıfsız toplumun kurulmasıdır.
Batı marksizmi 1920’lerden 60’larda etkisini arttıran Korsch,Lukucas, Gramsci, ve franfurt okulunun kimi üyelerinin çalışmalarının ürünüdür. Tarihsel bağmalda değerledirildiğinde batı marksizminin bir yenilgiden hareketle ortaya çıktığı söylenebilir. Geleneksel marksist kurama göre devrim gelişmiş sanayi toplumunda Almanya’da gerçekleşmesi beklenirken Naziler Almanya’da iktidara gelmiştir. Devrim, sosyalist kuramın tersine feodal, toprak mülkiyetine dayalı Rusya’da gerçekleşmiş. Fakat sovyet devrimi de beklenenin aksine katı, bürokratik, baskıcı doktriner bir Stalinizme dönüşmüştür.
Sovyet devrimini bu yönleriyle eleştiren Batı Marksistleri, Marksizmin eleştirel özgürlükçü yönünün tekrar açığa çıkartılması gerektigini düşünmüşlerdir. Orta Avrupa’daki ileri kapitalist koşullar altında proleterya devriminin yeniligisi, ardından gelen faşizm geleneksel Marksist anlayışında ciddi sarsıntıya neden olmuştur.Bununla beraber kimi marksist düşünürler bilinçlilik, iktidar,özne ve kültür sorunlarıyla daha çok ilgilenmeye başlamışlardır. “Lukacs’ın metalaşan toplumda şeyleşmiş zihin yapıları araştırması,Franfurt okulunun psikoanalitik teoriyi kullanması ve Gramsc’nin Batı’da burjuva sınıfının hegemonyası” sorunlarını irdelemeleri bunlara örnektir.
Lucaks ,Korsch ve Gramsci Batı marksizminin önde gelen isimleridir.Kültür,sınıf bilinci,ideoloji ve hegemonya konularında yaptıkları çalışmalarla Marksizmi yeniden yorumladır.

Batı Marksizminin Temel Söylemleri

Batı marsistleri, geleneksel Marksist kuramın akonomik yapıların karşısında kitleleri birer nesne haline getiren kuramına karşı çıkmışlardır. Onlara göre tarih öznelerin tarihidir. Özneler tarihi yaparken aynı zamanda kendilerini de dönüştürürler. Amaçları toplumsal öznenin tarihsel süreçteki aktif, bilinçli ve iradeye dayanan rölünü yeniden üretmekti.
Batı marksiszminin teorik arka planını Aydınlanma felsefecilerinin toplum ve insan ile kurdukları ilişki içinde , kültür, ideoloji,sanat ve estetik teorileri oluşturuyor. Birbirinden farklı konularda çalışmalar yürütmüş gibi görünselerde temelde Batı marksistlerinin ortak özellikleri şunlardır:
Marksizmin teorik, felsefi ve kltürel yönlerine ağırlık vermişlerdir.
Teorilerin üretim alanı sivil sayasal entellektüellerden teorik akademiye kaymıştır.
Ekonomik ve siyasetten kültürel alana doğru kayma olmuştur.
Sovyet Marksizminin katı,bürokratik, müdahaleci yönleri eleştirilmiştir.
Kültür, sınıf bilinci, ideoloji, hegemonya gibi konular üzerinde yoğunlaşmışlardır.
Toplumun içsel kültürel gelişmelerini insanlığın kurtuluşundaki önemine dikkatleri çekmişlerdir.
Marksist deneyimlerin yenilgisinden ders çıkarmak için, burjuvazinin ve kapitalizmin gelişmesi ve ayakta kalmasını sağlayan kültürel ve siyasal süreçlerin analizini yapmışlardır.

Daha çok genç Marx’ın eserleri ve Hegel felsefesini yeniden yorumlamışlardır.

Georce Lukacs(1885-1971)
Geroge lukacs, macar marksist siyasal eylemcisi, filozof ve edebiyat kuramcısıdır.
Lukacs daha çok Marksizmi Hegel üzerinden yeniden geliştirmeye çalışmıştır. Ona göre marksizm toplumsal yasaları keşfeden bilimsel bri doktrinden ziyade, insani özgürleşmeyi hedef alan bir pratik felsefesidir.Tarihsellik ve öznel etkinlik Lukacs’ın düşünsel aşamala
rında görülen vazgeçilmezlerdir.
Tarih Ve Sınıf Bilinci kitabında görülen Hegel etkilerini daha sonra inkar etmiş olsa da bu kitap Batı Marksistlerinin temel teorik kitabı haline gelmiştir.Hegelci marksizmin en özgün eserlerinden biridir bu eseri. Marx’ın bütünlük kategorisine merkezi rolü yeniden kazandırmakla beraber kapitalist gelişmenin eleştirisinde yabancılaşma kavramını merkeze koymuştur. Marx’ın insanın üretim ilişkilerindeki yabancılaşmasını Lukacs metalar karşısında öznenin yabancılaşmasını ‘şeyleşme’ kavramı çerçevesinde açıklamıştır.
Lukacs, Marksizmi bütünlük,dolayım,sınıf bilinci, şeyleşme, devirmci özne,özne-nesne özdeşliği gibi kavram ve kategorilerle şekilendirmeye çalışmıştır.Lucaks bu kitabında evrimci pozitivist marksist anlayışı hedef almış, Engels’i Marksizmi diyalektik bir toplum teorisinden çıkarıp mekanik bir teori haline getirmekle suçlamıştır.Ona göre Engels bilinci dışsal güçlerin pasif bir ürünü ve nesnel koşulların yansıması durumuna indirgemiştir.
Lukacsa göre Marksizm, gerçekliği bir bütünlük olarak görmek sorunudur.BU yüzdenbu eserinde bütünlük kavramına önem göstermiştir. Hegel’in etkisini bu sorunsalda görmek mümkündür. Lukacs’a göre gerçeklik ancak bir bütüncüllük olarak anlaşılıp yayılabilir. Bu yayılmayı da ancak bir bütün olarak özne gerçekleştirebilir.Hegel, gerçekliği sade bir töz olarak değil özne olarak anlamak gerektiğini vurgulamıştır. Hegel’e göre “eylemleri aracılığıyla toplumu yaratan tarihin özdeş-nesnesi toplumu anlama yetenegine sahip tek kişidir”. Hegel özdeş özne-nesneyi tarihsel gelişimini tamamlayacak olan Mutlak Tin olarak kavramlaştırmıştır. Lucaks’ göre ise bu tarihsel gelişimi yaratan işçi sınıfıdır.
Lukacs’a göre proleterya tarihin hem nesnesi hem de öznesidir. Çünkü ona göre proleterya kapitalist toplumdaki ilişkileri bütünselliği içinde kavradığında tarihin hem öznesi hem de nesnesi olabilecek tek sınıftır.Ona göre gerçekligin bilgisi proletaryanın sınıfsal konumundan bağımsız değildir. Proletaryanın kapitalist toplumda sömürülen bir sınıf olduğunun farkına varması,sınıf bilincine sahip olması ve onun toplumun bütününe dair bilgisi onu gerçeğe ulaşabilen tek özne yapmaktadır. Lukacs’a göre işçi sınıfının tarihin öznesi olabilmesi için bütünü görebilmesi gerekir. “Lukacs’ın vurgulamak istediği şey,eğer belli bir grup veya sınıf kendi koşullarını değiştirmek istiyorsa, bu koşulları geniş bir bağlama yerleştirerek bu koşulları sağlayan bütünlüğü görmek durumundadır”(T.Eagleton,İdeoloji,1996)
Lucaks,sınıf bilincini ikiye ayırır.Psikolojik Bilinçe ve Atfedilen(Aşılanmış) Bilinç. Psikolojik Bilinç, işçilerin yanlış olan, bütünü kavrayamayan, gündelik bilincini ifade eder. Atfedilen Bilinç ise işçi sınıfının toplumsal bütünle ilişkisinde gerekli bilince sahip ,kendi tarihsel, durumuna uygun ve akılcı tepki geliştirmesi olarak tanımlar. Ona göre işçi sınıfının psikolojik bilinçten atfedilen bilince geçmesi gerekir. Ancak, lukacs’a göre işçi sınıfının psikolojik bilinçten atfedilen bilince ulaşması koşullar uygun olduğunda ulaşabilecegini söyler. Lukacs’ göre sınıf bilinci “tek tek proleterlerin rubilimsel bilinci ya da tüm proleterlerin kitlesel psikolojik bilinci” degildir; tersine “sınıfın tarihsel durumunun bilinçli hale gelmiş anlamı” demektir.( Lukacs,Tarih Ve Sınıf Bilinci,2006)
Lukacs’ın önemle üzerinde durduğu kavramlarda biri de ‘şeyleşme’ dir. Marx toplumsal ilişkilerin şeyleşmesini meta-fetişizmi kavramı ile açıklamıştır.Lukacs şeyleşme kavramını insanlararası ilişkilerin denetimden çıkması, insan ilişkilerinin metalar arası ilişkilere dönüşmesi anlamında kullanır.Ona göre insanlararası ilişkilerin kapitalist toplumda metaların değişim değeri tarafından belirlenir. Şeyleşme, tüm sınıflarda mevcut yaşanan bir süreçtir. Ancak işçi sınıfı toplumsal olanı bütünlük içinde görebilen ve analiz eden tek sınıf olduğu için şeyleşmeden kurtulabilecek tek sınıftır. İşçi sınıfının içinde bulunduğu kapitalist üretim biçimi, işçi sınıfına şeyleşme sürecini sona erdirecek bir farkındalık sunmuştur. Ona göre işçi sınıfı şeyleşme sürecinden dolayımsız etkilenir. Bundan dolayı bulunduğu koşulları bütünlük içinde kavraması daha kolaydır. İşçi sınıfı ne zaman kapitalist üretim biçimi içinde kendi işlevinin farkına varır, kendi menfaati ile toplumsal menfaat arasında bir bütünlük kurarsa o zaman tarihi yapacak özne olarak kendini varedecektir.

A.Kadir ŞAHİN

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Politika
Sokak öykücülüğünde yeni bir soluk: Tammura – Müslüm Kabadayı

“Öykü tadında” anlatılar, olay içinde okuru yaşatırken durumdan görev çıkartma sorumluluğunu da duyumsatır. Eğer edebiyat bu duyarlığı yaratamıyorsa, insan ve...

Kapat