“Bekleme Odası”: Tarih – Yasin Karaman

Isadore Twersky, Harry Austryn Wolfson’un 1974’deki ölümünün ardından onun hakkında yayınladığı bir yazısında, bu ünlü felsefe tarihçisinin yorulmak bilmez çalışkanlığını ve mesleki titizliğini vurgulamak isterken, onun “modası geçmiş bir gaon”u andırdığını söyler. 7. ve 13. yüzyıllar arasında Talmud araştırmacılarına ilişkin dini ve toplumsal bir onurlandırma nişanesi olan gaon, İbranicede aşağı yukarı “hazret, üstat” anlamına gelir. Bu üstatlık payesini tüm dini imalarından yalıtıp, 1900’lerin başlarında yaşamış Alman entelektüellerin mesleklerine olan saygılarını ve kılı kırk yarma arzularını öne çıkaracak biçimde seküler bir bağlamda kullanırsak, farklı düşünsel alanlarda özgün ürünler vermiş, çok yönlü bir entelektüel olan Siegfried Kracauer’in da bu hızlı üretme ve tüketme çağında “modası geçmiş” ve artık kendilerinden “-di”li geçmiş zaman kipiyle bahsedilmesi gereken bir geonim (gaon’un çoğulu) nesline mensup olduğu söylenebilir.Pek çok yurttaşı gibi Nazi zulmünden kaçarak Amerika Birleşik Devletleri’ne iltica etmiş olan Kracauer’in Türkçede şimdilik üç eseri (Caligari’den Hitler’e: Alman Sinemasının Psikolojik Tarihi, Kitle Süsü ve Tarih: Sondan Bir Önceki Şeyler) mevcut. Bu troyka içerisinde en son yayınlanan Tarih, düşünürün yaşamının son evresinde yoğunlaştığı tarih araştırmalarının ölümü nedeniyle tamamlanmamış kalan, ancak dostu Paul Oskar Kristeller’in çabalarıyla Kracauer’in ölümünden üç yıl sonra (1969) kitaplaştırılmış nihai sonuçlarını içeriyor.

Hepimizin aşina olduğu bir durumdur: Bazı metinlerle karşılaşırız, onları okurken yazarının mükemmel bir ifade ekonomisi örneği sunarak, gereksiz hiçbir cümle sarf etmeden düşüncelerini “tam da gerektiği gibi” sunduğu hissine kapılırız. Kracauer’in da eserinde okura benzer bir deneyimi yaşattığı söylenebilir (bunun Türkçede “duyulmasında” eserin çevirmeni Tuncay Birkan’ın özenli çevirisinin payı büyük). Bu “tam da gerektiği gibi” vurgusu rastgele seçilmiş bir benzetme değildir, esasen Kracauer’in tarihe ilişkin düşüncelerinin temel motifini işaret eder. Kracauer kitabın muhtelif yerlerinde vurguladığı von Ranke’nin “bir şeyi tam da nasılsa öyle” (wie es eigentlich gewesen ) göstermek gerektiğine dair beyanını kendisine bir pusula olarak alır ve tarihsel gerçekliğin her türlü soyut sistem ve tarih felsefesinden arındırılarak ele alınması gerektiğini belirtir. Kendisinin Film Teorisi eserinde ortaya koyduğu “temel estetik ilke”yi tarih araştırmalarının da yön tayin edici olarak benimsemeleri gerektiğini önerir: “Fotoğrafçı ancak kamerasının onun başka herkesten daha iyi yapmasını sağladığı şeyi yapmaya çalıştığı zaman kendisi olacaktır; yani gerçekliği kaydetmek ve gerçekliğe nüfuz etmek konusunda en uca gitmelidir” (s.75). Kitabın ikinci bölümü olan “Tarihsel Yaklaşım”, fotoğrafın sanatlar içerisindeki başkalığı ile tarihin bilimler arasındaki belirsiz konumu arasında benzerlik kurulmasının tarih alanındaki alışılmış veçhelerin yadırganmasına yardımcı olacağını söyler. Nasıl ki fotoğraf ele aldığı ham malzemeyi asgari düzeyde tüketmeyi sağlayan bir araçsa, tarih de aynı biçimde yöneldiği konularda spekülasyona ve öznel yorumların ayartıcılığına o denli mesafeli durmalıdır. Aslında Kracauer’in metin boyunca tarihin kendine özgü yapısını tehdit eden ve bu nedenle buradan söküp atmaya çalıştığı “enfeksiyon” -Karl Marx’ın, Benedetto Creoce’nin ve R. G. Collingwood’un da tarih anlayışlarını perde arkasından sürekli yönetmekle suçladığı- Hegelci tarih felsefesidir: “Filozoflar ne zaman “tarih fikri üzerine spekülasyonlar yapsa, çalıların ardından Hegel’in “dünya tini” çıkıverir” (s.83). Ona göre bunun en bariz semptomlarından biri, bir tür süreklilik ideolojisine bağlı kalmaktan dolayı tarihsel olanın sürekli bugünle ilgi çerçevesinden anlaşılmaya çalışılmasıdır. Bu yanılsamaya bir ilaç ve tarihçiye ilişkin bir model olarak ise Erasmus’u işaret eder. Yaşadığı çağın hakim ideolojik unsurlarından mümkün olduğunca bağımsız biçimde kendi yönünü tayin etmeye çalışmakla taltif ettiği bu düşünürün eylem mantığını tarihçinin yapması gereken asıl şey olarak önerir: Büyük ve baskın yapıların arasındaki çatlaklara odaklanmak, imkansızın içeri süzülebileceği hava deliklerinin olduğunu gösterebilmek. Daha iyisini bulamadığı için “insani” demekle yetinmek zorunda kaldığı bir yolun hakim tarih ideolojilerinin örtme çabalarına rağmen inatla kendini gösterdiği yerleri ortaya çıkarmak.

Kitabın en ilginç bölümlerinden olan “Bekleme Odası”, tarih ile felsefe arasındaki ilişkinin incelendiği temel bölüm denilebilir. Tarihi muğlaklığın hüküm sürdüğü bir ara bölge, kendi tabiriyle bir bekleme odası metaforuyla düşündüğü bu bölüm, kitabın alt başlığı olan “sondan bir önceki şeyler”in de anlamını açıklıyor. Felsefe ve teoloji sürekli son şeylerden bahsederken, tarihin sondan bir önceki şeylere ilişkin geçici içgörüler edinme alanı olduğunu belirtir. Tarihin alanında felsefenin indirgeyici ve pürtelaş “ya/ya da” mantığının geçerli olmadığını, Husserl’in insanın en temel durumunu tanımlayan Lebenswelt (yaşam dünyası) kavramına sınır komşusu olan asıl alanın tarih olduğunu söyleyerek felsefenin bir adım geri gitmesi gerektiğini beyan eder. Tarihçi bir filozofun yaptığı gibi tüm sürece tanıklık etme kibrini taşımaz, daha mütevazı bir edayla hep ortada durur. Bu Althusser’in materyalizmi anlatırken verdiği tren örneğine daha uygun bir durumdur: Tarihçi hareket halindeyken trene binen ve yine hareket esnasında trenden inen ve o arada karşılaştıklarını mümkün olduğunca öznelliğini silerek aktarmaya çalışan figürdür.

Kısacası Kracauer’in Tarih’i, başta kendi iş görme tarzlarını gözden geçirmeye meraklı felsefecilerin ve mesleklerine dair derinlikli içgörüler kazanmaya hevesli tarihçilerin okumaları gereken bir kitap. Bitirmeden önce, tarih üzerine sık dokulu düşüncelerin akışına kendini kaptırmışken, anlık bir zihin açıklığı yaratan, konu-dışı çeşitli meselelerle ilgili yığınla düşünsel parıltının da eserin başka bir erdemi olduğunu belirtelim. O halde vuslatı geciktirmemek adına aradan çekilebilir ve okurun yapabileceğini okura bırakabiliriz.

(BirGün Kitap Eki, 153.sayı)

TARİH: SONDAN BİR ÖNCEKİ ŞEYLER, Siegfried Kracauer, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, 2014.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Tarih
Kadınların Tarihi – Melike Uzun

“Her zaman meçhul askerden daha meçhul birisi vardır. Meçhul askerin karısı.” Komünist Manifesto’dan beri tarihsel bilgi üretiminin yalancı bir iktidar...

Kapat