Beyaz Dünya – Andrew Mcgahan

1992 yılının sonbaharında, sekiz buçuk yaşındaki William arka verandadan baktı ve gökyüzünde ancak nükleer bir patlamanın neden olabileceği mantar şeklindeki o devasa bulutu gördü. Şaşkınlık içinde bakakaldı. Bulutun rengi yer yer griye kaçan kirli bir siyahtı. Masmavi gökyüzüne yükselirken kabarıp katlanıyor, ardındaki tepelerin üzerine devasa bir gölge düşürüyordu(…) Gitgide genişleyen bulut rüzgara kapılarak kaymaya başladı. Evin üzerine ulaştığında yayılan gövdesinden gökte yavaş yavaş düşen meteorları andıran izler çıktı. Küller küçük, siyah kar taneleri gibi aşağıya yağmaya başlamıştı. Diğer parçalar daha büyüktü, yere çarptığında bile kor gibi yanmaya devam eden şekilsiz ateş topları. William yanık kokusunu alıyordu… ama bu güzel bir kokuydu, tanıdık bir koku. Ot kokusu, buğday kokusu ve hatta çiftliğin kendi kokusu.

Babasını ve çiftlik evlerini bir yangın sonucu kaybeden küçük William annesi ile birlikte tuhaf bir adam olan büyük amcasının büyük çiftliğine sığınmak zorunda kalır. Yaşlı amca sahip olduğu ççsuz bucaksız ama bakımsız toprakların mirasçısı olarak gördüğü William’ın eğitimini üstlenir. Farklı bir eğitimdir amcanın amaçladığı. William’a bu toprakların sahip olmanın gururunu ve Avustralyalılık ruhunu öğretmek ister. Ancak küçük çocuk geçmişten kalan “hayaletlerin” gölgesiyle kararan düştüğü bu uğursuz topraklarda o ruhun beyaz değil siyah olduğunu fark edecektir…

Birbiri ardına kazandığı ödüllerle kısa zamanda Avustralya Edebiyatı’nın başyapıtları arasına yerleşen “Beyaz Dünya” bir çocuk hikayesi olarak başlıyor, gotik bir atmosfere bürünüp Avustralya tarihinin trajedisine dönüşüyor. Geçmişin suçlarının gelecek nesillerin üzerine bütün ağırlığıyla çöküşünü izlediğimiz hikaye Avustralyanın ulusal allegorisi olarak da okunabilir. “Bayaz Dünya”nın kalbinde siyahlara, Aborjin halkına karşı yürütülen soykırım var. Toprak ve toprağa sahip olma tutkusunun çarpıcı hikayesini bulacaksınız “Beyaz Dünya”da. Andrew McGahan’ın Avustralya özelinden yola çıkarak hepimize seslendiği rahatsız edici bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)

?Beyaz dünya?nın siyah hayaletleri – A.Ömer Türkeş
(12.02.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)
Andrew McGahan Beyaz Dünya?da kendi tarihine ve toplumuna bakıyor, gördüklerini hikâye ediyor. Gördüklerinin ve yazdıklarının kirli olması ise onun suçu değil elbette. Ne diyelim, yapan utansın!
Avustralya edebiyatının en önemli yazarları arasında gösterilen Andrew McGahan, başyapıtı sayılan Beyaz Dünya ile ilk kez Türkçeye çevrildi. Beyaz Dünya, toprağa sahip olma tutkusunu ve mücadelesini anlatan güçlü bir roman. Avustralya?ya dair bir hikâye anlatıyor Andrew McGahan, ancak üzerinde durduğu yurt, ulus, millet, ırk gibi temalarla ulus devletlerin evrensel tarihine uzanıyor.

1992 yılında başlıyor hikâye; ?1992 yılının sonbaharında, sekiz buçuk yaşındaki William arka verandadan baktı ve gökyüzünde ancak nükleer bir patlamanın neden olabileceği mantar şeklindeki o devasa bulutu gördü. Şaşkınlık içinde bakakaldı. Bulutun rengi yer yer griye kaçan kirli bir siyahtı. Masmavi gökyüzüne yükselirken kabarıp katlanıyor, ardındaki tepelerin üzerine devasa bir gölge düşürüyordu(…) Gitgide genişleyen bulut rüzgâra kapılarak kaymaya başladı. Evin üzerine ulaştığında yayılan gövdesinden gökte yavaş yavaş düşen meteorları andıran izler çıktı. Küller küçük, siyah kar taneleri gibi aşağıya yağmaya başlamıştı. Diğer parçalar daha büyüktü, yere çarptığında bile kor gibi yanmaya devam eden şekilsiz ateş topları. William yanık kokusunu alıyordu… ama bu güzel bir kokuydu, tanıdık bir koku. Ot kokusu, buğday kokusu ve hatta çiftliğin kendi kokusu.?

Küçük bir çiflikte babası ve annesiyle birlikte yaşayan dokuz yaşındaki William?ın gördüğü manzara yakınlarda çıkan bir yangına aittir ve hayatını derinden etkileyecektir. Babasını ve çiftlik evlerini bu yangın sonucu kaybeden küçük William, annesiyle birlikte tuhaf bir adam olan babasının amcasının büyük ama bakımsız çiftliğine sığınmak zorunda kalır. Çiftlikteki harap malikanede emektar hizmetçisi ile yıllardan beri yalnız başına yaşayan amcası John McIvor?un toprak tutkusu, girilmesi yasak odalarla dolu malikane ve annesinin yoksulluktan kurtulmak adına bütün umutlarını William?ın omuzlarına yüklemesi çocuğu ilk günlerde şaşkına çevirir.

Zaman geçtikçe John McIvor ile tuhaf bir bağ kurulur aralarında. Yaşlı adam sahip olduğu uçsuz bucaksız toprakların mirasçısı olarak gördüğü William?ın eğitimini üstlenir. Farklı bir eğitimdir amcanın amaçladığı. William?a toprakların sahibi olmanın gururunu ve Avustralyalılık ruhunu öğretmek ister.

Yüzleşmek
Hikâye ileri gidip gelişlerle yaşlı adamın geçmişiyle William?ın bugünü arasında dolaşmaya başlar. Yaşlı adam da Kuran Malikanesi?ne küçük bir çocukken adım atmış, çiftliğin kâhyası olan babasının hırslarını paylaşmıştır. Ve yıllar ilerledikçe bu topraklara sahip olabilmek için hayatı boyunca verdiği mücadele ırkçı, milliyetçi hareketlerle birleşmiş, ?ötekilere? düşmanlığı da beraberinde getirmiştir. John McIvor yerlilerin -Aborjinlerin- haklarını teslim eden yasaları reddeden, ?Tek Bayrak, Tek Millet, Tek Ulus? şiarıyla Avustralya tarihini, kültürünü ve geleneklerini beyazlara mal eden marjinal hareketin liderlerinden birisidir.

William, henüz anlamlandıramadığı bu hareketin faaliyetlerinin bir parçası haline gelmiştir. Sonunda yaşlı adamın ve küçük çocuğun hayaletleri birleşir. Ancak William geçmişten kalan ?hayaletlerin? gölgesiyle kararan bu uğursuz topraklarda o ruhun beyaz değil siyah olduğunu, amcasının aktardığı fetihler ve kahramanlıklarla dolu tarihin hiç de masum olmadığını fark edecektir.

Birbiri ardına kazandığı ödüllerle kısa zamanda Avustralya edebiyatının başyapıtları arasına yerleşen Beyaz Dünya bir çocuk hikâyesi olarak başlıyor, gotik bir atmosfere bürünüp Avustralya tarihinin trajedisine dönüşüyor. Geçmişin suçlarının gelecek nesillerin üzerine bütün ağırlığıyla çöküşünü izlediğimiz hikâye Avustralyanın ulusal allegorisi olarak da okunabilir. Beyaz Dünya?nın kalbinde siyahlara, Aborjin halkına karşı yürütülen soykırım var. Bir toprağı vatan haline getirmekle yaşanacak bir yurt edinme arasındaki farkın altını çizen McGahan?ın Avustralya özelinden bütün ulus devletlerin ?şanlı? tarih anlatılarının üzerindeki yalanları teşhir ediyor.

Beyaz Dünya çok iyi kurgulanmış. Romanın iki ana karekterinin toprakla -farklı zamanlardaki- ilişki ve beklentilerini paralel bir anlatımla ortaya koyarken olaylar okuyucunun hazmetmesini kolaylaştıracak bir şekilde adım adım, ağır ağır aydınlanıyor. Ve hikâye William John McIvor?un çocukluklarına, geçmişe ve bugüne, bir zamanların görkemli çiftliğinin ve Avustralya?nın ulusal tarihine derinlemesine nüfuz ediyor. Sanki orası birilerinin yurdu değilmiş de beyazlar tarafından keşfedilmiş zihniyetiyle yazılan tarihle, sömürgecilikle, barışçıl bir halka yönelik soykırımla yüzleşiyoruz. Ancak asıl rahatsız edici yanı bu zihniyet biçiminin hâlâ varlığını sürdürüyor olması. Beyaz Dünya?da McGahan çocukluğunu geçirdiği Darling Downs bölgesindeki beyaz yerleşimin yüz elli yıllık tarihini dramatik bir hikâye ile anlatırken bugünün kırsal Avustralya?sında beyazların artan yabancılaşma ve kızgınlıklıklarına, modern Avustralya?nın gerlimli siyasi konularına temas etmiş. Söz konusu gerilimlerin Türkiye Cumhuriyeti?nin ya da pek çok üçüncü dünya ülkesinin de aşamadığı meseleler olması romanın kaydedilmesi gereken bir başka başarısı.

İçeriği bir kenara bıraktığımızda edebi açıdan da başarılı bir roman Beyaz Dünya. McGahan tarihi ve siyasi gerilimleri gerilimli ve sürükleyici bir hikâyeyle aktarmasını bilmiş. Avustralya coğrafyasını, Kuran ovasını ve malikanesini tasvir ederkenki becerisi kayda değer.

Bütün romanlarında Avustralya hükümetini, siyasi kararları ve yolsuzlukları, zaman zaman da Avustralya toplumunu eleştiren McGahan muhafazkâr çevreler tarafından bir oyun bozan ve propaganda yazarı olarak eleştirilse bile Beyaz Dünya?da didaktik bir söylem bulmak mümkün değil. Kendi tarihine ve toplumuna bakıyor, gördüklerini hikâye ediyor. Gördüklerinin -ve yazdıklarının- kirli olması ise onun suçu değil elbette. Ne diyelim, yapan utansın!

Kirli Gerçekçilik hareketinin kurucuları arasında
Avustralya Kirli Gerçekçilik hareketinin kurucuları arasında sayılan Andrew McGahan 1966?da Avustralya?nın Queensland bölgesindeki Dalby kasabasında doğdu. Çocukluğunu -dokuz kardeşiyle birlikte- bir buğday çiftliğinde geçirdi. Queensland Üniversitesi güzel sanatlar bölümüne yazıldı. Umduğunu bulamamıştı. 1985?te eğitimini yarıda keserek ailesinin yanına, çiftlik hayatına döndü ve roman yazmaya başladı. Bir mahkûm, uyuşturucu ve alkol bağımlısının hayatını anlattığı ikinci romanı büyük bir başarı kazandı. Kendi hayatından da izler taşıyan Praise henüz yayımlanmadan 1991 yılı Avustralya/Vogel Edebiyat Ödülü?nü kazandı, yayımlanmasının ardından bestseller oldu.

Kitabın Künyesi
Beyaz Dünya
Orjinal isim: White Earth
Andrew Mcgahan
Ayrıntı Yayınları / Roman Dizisi
İstanbul, 2014
400 s.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Bu topraklar hem senin hem benim için?

Bob Dylan?dan Pete Seeger?a pek çok sanatçıyı etkileyen efsanevi ozan şarkıcı Woody Guthrie?nin Toprak Ev?i, kaleme alındığı 1940?lar için hayli...

Kapat