Altıncı Koğuş?tan Bir Ülke Analizine – Çağlar Mirik

1924 tarihine ait bir takvim Sovyet Rusya?nın Gorki kentinde bir ofise gönderilir. ?Sevgili Lenin? imzalı bu takvim bir hayranı tarafından Lenin?e hediye edilir ve Lenin de takvimin bir kenarına çok sevdiği Çehov?un fotoğrafını iliştirir. Çehov?un, Lenin?in elinden hiç eksik etmediği ve çok sevdiği bir yazar olduğu biliniyor. Sadece Lenin?i değil; James Joyce?dan Virgina Woolf?a, Katherine Mansfield?ten J. D. Salinger?a, Charles Bukowski?den Bob Dylan?a pek çok yazarı ve milyonlarca insanı etkilemiş bir yazarın, 29 Ocak 1860?da doğan Anton Çehov 154 yaşında.
Sade bir hayat yaşadı Çehov. Basit ve yalın. ?Her şey basit olmalıdır… Tümüyle basit… Teatral olmamaktır esas olan?? sözleriyle de net olarak ifade etti bunu. Abartıdan ve sahtelikten uzak bir hayat ama coşkulu ve heyecanlı. Hem de ?bahçesine vuran güneş ışınlarını şapkasıyla yakalayıp başına geçirmeyi deneyecek? kadar coşkulu yaşadı. Sadece yaşamakla kalmadı. Aynı şekilde de yazdı. Anlaşılır ve yalın? Karşısındakinden de hep bunu istedi. Herkesin kendisi olmasını. Bu anlarına pek çok kez tanık olan Gorki şöyle diyor: ?Karşısında göründüğünden başka türlü davranmaya özenen biri varsa, onu bu gereksiz sözlerden arındırmak, kendi özbenliğine kavuşturmak isterdi.?
Yine Gorki?nin Çehov için yazdıklarından devam edersek; ?Hayatın tragedyasını böylesine apaçık ve derinlemesine hiç kimse Anton Çehov kadar anlamadı. Ondan önce hiç kimse yaşanılan burjuva yavanlığın bulanık kaosunda sineye çekilen yüz kızartıcı ve kederlendirici tabloyu böylesine acımasız bir gerçeklikle anlatmasını bilemedi. Bayalığın amansız bir düşmanıydı o. Bütün ömrünce ona karşı mücadeleden biran bile geri durmadı. Korku nedir bilmeyen, keskin bir kalemdi Çehov. İlk bakışta uyumlu, rahat, şaşaalı göründüğü her yerde çürümüşlüğü keşfetmesini bildi.? diye belirtiyor Gorki.
Kısa öykü türünün büyük ustası Çehov, alt üst olmuş toplumsal değerleri ve yozlaşmış ilişkileri eserlerine taşırken, yeni bir toplumun şafağında çürümekte olan Rus toplumunu resmetmiştir. Altıncı Koğuş adlı eseri Yar Yayınları?nın hazırladığı bir öykü seçkisi. Kitaba adını veren Altıncı Koğuş 1892?de yazılmış bir tımarhane koğuşu öyküsüdür ve bu koğuş etrafında taşra hayatı, hayatta başarısız olmuş tipler betimlenmiştir. ?Bu koğuş, belki de dünyanın en sıkıcı yeriydi. Burada hayat, daima tekdüzeydi.?
Çehov?un kahramanlıktan uzak kahramanları 1880-1890 Rusya?sında derin bir melankoli içinde yaşar. Buna sebep delilik de bir yerde normal sayılabiliyor. Gerici, sıkıcı ve çökmekte olan bir ortamda tekdüze yaşam herkesi esir almıştır: ??döner dolaşır lafı kentteki hayatın can sıkıcılığına, boğuculuğuna, kentte yaşayanların merak yoksunluğuna, boş, anlamsız bir yaşam sürdüklerine getirirdi.? (s.11)
Çehov, ustalıkla yarattığı atmosferle okuru öykülerin içine çekmektedir. Aradan geçen bunca zamana karşın Çehov gibi ustaların zamana yenik düşmemesinin sebeplerinden biri de buradadır belki: merkezde insan ve insan hallerinin olması. 1892?de yazılan bu öykü günümüze dek uzanırken sanki 120 yıl öncesini değil de bugünü anlatmaktadır. Aynı zamanda bu 120 yıl içinde özünde nelerin değişip değişmediği not edilmelidir: ?Üçkağıtçılar iyi besleniyor, iyi giyiniyordu. Dürüst insanlarsa kıt kanaat yaşıyor, ama onlar da okullara, ilerici yerel gazetelere, tiyatroya, kütüphanelere, entelektüel unsurlarda koordinasyona ihtiyaç duyuyor, bu kültür hizmetlerini elde edemiyorlardı.? (s.11)
Gittikçe çürümekte ve günden güne çökmekte olan bir toplumda, ?fiziksel ve ahlaki pislik, bir yerden süpürülürse, başka bir yerden tekrar ortaya çıkardı.? diye yazmış Çehov bu hikayesinde (s. 23). Bugünlerde ne kadar da çok karşılaştığımız/konuştuğumuz bir gerçeği işaret eden bir tespit öyle değil mi? Gericilik ve çürümüşlük şekil değiştirerek yüzyıllardır devam ediyor. Bazen ayakkabu kutularına saklanıyor bu çürümüşlük bazen de ülkeden sorumlu insanların ağızlarından fışkırıyor. Durum böyle olunca ne hapishaneler yeterli oluyor ne de akıl hastaneleri. Üstelik hikayedeki yer alan akıl hastanesindeki doktorun da bir yerden sonra her şeyi sorgulaması ve diğer insanlardan ayrışması dikkat çekicidir: ?Bana hasta diyenlere inanmayın! Yalan bütün bunlar! Kentte yalnızca bir zeki insanla karşılaştım, o da deliydi; bu yüzden hasta diyorlar bana.? (s.80) ?Hapishaneler ve akıl hastaneleri var olduğu sürece, birilerinin buralara kapatılması da daima gündemdedir. Siz olmazsanız ben olurum bu kapatılan. Ben de olmazsam, bir üçüncü kişi bulunur. Gelecekte, hapishane ve tımarhanelerin olmayacağı zamanlarda, pencerelerde parmaklıklar, kapılarda kilitler olmayacak. Elbette ki er geç böyle bir çağ gelecek.? (s.43)
Öykünün birincil kahramanlarından olan doktorun bu değişimi öyküyü beklenmedik bir biçimde sonlandıracak.
Hayatın gerçeklerini çıplak bir gözle ve ince bir gözlemle yazan Çehov, umudu elden bırakmaz. Yaşam sürdükçe umut da olacaktır: ??ama yeni bir hayatın şafağındayız, doğruluk ve adalet galip gelecek ve o zaman sıra biz ezilmişlere sıra gelecek! Ben bunu görecek kadar yaşamayacağım, ölüp gideceğim, ama bazılarının torunlarının torunları görecek o günleri. Onları bütün kalbimle selamlıyorum ve onlarla birlikte mutluluk duyuyorum! İleri!? (s.43)
Öykünün başkahramanlarından olan bir hastanın kendinden emin bu sözleri Rusya için ?torunlarının torunları görecek? kadar çok uzak olmamıştı.
(Altıncı Koğuş ?Seçme Hikayeler – Anton Çehov, Yar Yayınları, 2012)

Çağlar Mirik
(mirikce@gmail.com)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
“Kardeş Halkların Nazlı Çocukları” – Yusuf Değirmenci

Bir öyküyü okurken kafanızda fotoğraflar beliriyorsa o öyküyü sevmişsiniz demektir. İlk öyküde ağzımın sulandığını itiraf etmeliyim. Leblebiciden çok bademci olan...

Kapat