Bir Deneyim – Zafer Köse

lupo kitap Dağların arkası Varna Ovası. Karadeniz kıyısında on binlerce Osmanlı askeri tepelere yaklaşıyor. Yıl 1444. Ordunun başında Murat Han. Osmanlı’nın durumu epeyce karışık. 12 yaşındaki Mehmet, Edirne’de hünkar tahtında oturuyor. Murat Han, tahtı oğluna bırakmış ama bu savaşta komutayı kimseye bırakmıyor. Bırakamıyor.

Varna Ovası’nda, Osmanlı’yı defalarca zor durumda bırakmış Hünyadi, onun topladığı haçlı ordusu, atlıların, okçuların ve diğerlerinin dizilişi, Murat Han’ın paşalarıyla, beyleriyle meclis kurup görüşmesi… Bütün bunlar bizi neden ilgilendirir?

Çağatay Güney’in romanı Lupo’nun Seçimi’nde, okur olarak bizi çeken konular bunlar değil elbette. Zaten meraklıları böyle bir romanı değil, tarihsel kaynakları tercih edecektir. Bizi ilgilendiren, Lupo’nun hikayesi. Tarihsel gerçekleri öğrenmekten çok, Kurt Gazi olarak da tanınan bu genç kahramanın gözünden olayları görmek için okuruz, 480 sayfalık romanı.

HIRS – MÜCADELE

Örneğin, Mara Despina Hatun’un dertlerine tanık oluruz. Böyle bir tanıklık yaşamasak, “Hünkar’ın nikahlı eşi, şehzadenin sevgi ve saygı duyduğu bir genç kadının ne derdi olabilir ki?” diye düşünebilirdik. Sırp kralının kızı olarak Osmanlı haremine girmiş, hiçbir zaman İslam’a geçmemiş, Balkanlardaki gelişmelerde etkisi bulunan bu kadının, kişisel hırsı yoksa da çetin bir mücadele içinde geçiyor günleri. Onu bu açıdan izlemek, “hırslı kişilikler” ve “mücadeleci kişilikler” ayrımını kafamızda netleştirmeye yarayan önemli bir deneyim sağlıyor.

Günümüz dünyasının iktidarları için de en faydalı insan tipi, “hırslı insan” değil midir? Bir şirketteki yetenekli ve eğitimli çalışanlar bile, hırslarıyla orantılı biçimde şirketin işine yararlar. Bir siyasi partide, bir ticaret işinde de bu gerçeği gözlemlemek zor değil. Romandaki Şükrullah Ağa, Zağanos Paşa, Tüccar ve casus Ciriaco gibi kişilikleri tanımak bu konuyu somutlaştırıyor. Kim içinde yer aldığı sisteme katkıda bulunmadan başarı elde edebilir? “Başarı” zaten iktidarın tanımladığı bir kavram değil midir?

Demek ki, “başarı virüstür” gerçeği, sadece günümüzde geçerli değilmiş. Ve açıktır ki, bu virüsün insanlık içinde yayılması için gereken enerjinin kaynağı, , “hırs” sayesinde üretiliyor. Yükselmek, zenginleşmek, ünlenmek gibi tutkuları sayesinde insanlar ömürlerini içinde yer aldığı sisteme veya bağlı bulunduğu iktidara adıyorlar.

“Mücadeleci kişilikler” ise, “başarı virüsü”nün etkisinden kurtulup, anlamlı bir hayat için uğraşanlarda gelişiyor. Zaman zaman “hırslı kişilikler”e çok benzeyen tavırlar sergileseler ve öylesine büyük enerjiler ortaya çıkarsalar da, özünde bambaşka bir varoluş biçimi onlarınki.

KİŞİLER – KİŞİLİKLER

iktidar hırs Çağatay Güney, romandaki ünlü kişileri, canlı birer tipleme olarak üretiyor. Yaygın olarak görülen özellikleriyle dünyada çok sayıdaki insanın bir temsilcisi gibi anlatıda yer alan bu kahramanlardan bazılarını, kendine özgü nitelikleriyle de ele alarak, birer karaktere dönüştürüyor. Böylece, “tarihsel kişiler”i okumayı aşarak, “evrensel kişilikler”in hikayesini okuma fırsatı buluyoruz.

Lupo ise, romandaki gerçek kişilerden bile daha gerçek bir kahraman. Cenova’daki bir genelevde doğup sokaklarda yaşamış, bir savaşta ele geçirilip köle olarak satılmış bu genç adamı, koşullar, Osmanlı’nın kritik günlerinde belirleyici bir konuma getiriyor. Bir hırs hikayesi değil, onunki. Arasında kaldığı iki aşk için ve hayatta kalmak için büyük bir mücadele veriyor.

AN – SÜREÇ

Romanda belirginleşen evrensel gerçekliklerden biri de, kriz zamanlarında ortaya çıkan insan davranışlarına dair.

Bir deprem sırasında, kaza anında, isyan günlerinde veya böyle özel zamanlarda, anlık bir hareket gibi görünen birçok davranış, aslında önceki yılların birikimini yansıtıyordur. Hatta sadece o kişinin kendi geçmişinden ibaret olmayan kültürel etkiler de mutlaka işin içine giriyordur.

Kitabın son otuz sayfasındaki savaş anlatımında, cephedeki birçok kişide nasıl ruhsal ve sosyal bir birikimin ortaya çıktığını da okuyoruz. Hem bireylerin hem de toplumların hayatında böyle olağanüstü anlar yok mudur? Aslında bir “an” değil, bir birikimdir, bir kültürdür beliren. Kendilerinin bile o zamana kadar belki pek farkında olmadıkları, dehşetli olaylar sırasında ortaya çıkan bazı kişisel özelliklerle, aynı zamanda geleceğe aktarılan değerler de üretiliyordur.

Ayrıca, bazı değerler ve bazı duygular, ancak somut koşullar oluştuğunda algılanabiliyor. Cesaret, vefa, özveri gibi nitelikler biraz da sınanmaya bağlı değil mi? Örneğin, kuru fasulyenin neden bir türlü pişmediğini düşündüğünüz sırada, cesaretinizin ortaya çıkması söz konusu değildir. Kahramanlık, ancak bir mecburluk duygusuyla birlikte ortaya çıkıyor olsa gerek.

Sonuçta, bu gibi nitelikler ve kişilik özellikleri, galiba sözlük bilgisinden çok deneyimle kavranabiliyor. Ve iyi romanlar okura bir deneyim duygusu veriyor. Bazen yaşamak kadar canlı bir deneyim.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

*

Lupo’nun Seçimi, Çağatay Güney, Esen Kitap

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar, Tarih, Yazarlarımızın son çalışmaları
Örgütlü Edebiyat: Okur Grupları – Elif Şahin Hamidi

Okumak da yazmak gibi daha ziyade bireysel bir eylem. Ancak son zamanlarda giderek sayıları artan okur grupları/okuma grupları ya da...

Kapat