Bir Fare Hikâyesi – John Berger

Bir zamanlar, her sabah bir ekmek bıçağıyla elindeki somundan on santim kesip bu parçayı kahvaltısı için yeni bir dilim kesmeden önce çöpe atan bir adam varmış.
Çünkü her gece fareler ekmek somununu ortasından kemirip bir delik açıyorlarmış. Her sabah gördüğü bu delik aşağı yukarı bir fare büyüklüğündeymiş. Evin kedileri yer sıçanlarını
avlamalarına karşın, ekmeği kemiren gri farelere karşı nedense ya ilgisizmişler, ya da belki rüşvet almışlarmış. Durum aylarca böyle devam etmiş. Adam alışveriş listesine defalarca fare kapanı yazmış. Ama her seferinde almayı unutmuş, belki de köylülerin bir zamanlar fare kapanı aldıkları dükkân artık olmadığından.

Bir öğle sonrası, bu adam evinin yanındaki kulübede metal bir eğe arar. Eğeyi bulamaz,  ama gözüne el yapısı sağlam bir fare kapanı ilişir. Çevresinde kalın telden bir kafes olan 18×9 santim boyutlarında tahta bir kapandır bu. Birbirine paralel teller arasındaki açıklık yarım santimden fazla değildir. Bir farenin burnunu geçirebileceği, ama iki kulağını sokamayacağı kadar dar bir açıklık. Kafesin yüksekliği ise sekiz buçuk santimdir; öyle ki bir fare kafesin içinde güçlü arka ayakları üzerinde durabilir, tepedeki parmaklıkları dört parmaklı elleriyle kavrayabilir, burnunu tavanın telleri arasından uzatabilir, ama asla dışarı çıkamaz.

Kafesin bir ucunda yukarı doğru açılan bir kapı vardır. Bu kapıya sarmal bir de yay tutturulmuştur. Kapı açık tutulduğunda, yay gerilip kapanmak için hazır hale gelmektedir. Kafesin tepesinde kapıyı açık tutan bir tuzak teli vardır. Kapının çerçevesini bir milimetreden daha az geçecek kadar dışarıya doğru uzanan bir teldir bu. Deyim yerindeyse, kıl payı bir uzantı! Telin öbür ucunda, kafeste, bir parça peynir ya da pişmemiş ciğer tutturulmuş bir kanca vardır.

Fare bir parça ısırmak için kafese girer. Dişleriyle ısıracağı parçaya dokunur dokunmaz, tuzak teli kapıyı serbest bırakır ve fare daha kafasını çeviremeden kapı hızla üstüne kapanır.
Farenin 18×9 santim boyutlarındaki bu kafesin içinde, zarar görmeden tutsak olduğunun farkına varması birkaç saat alır. Ondan sonra da içi durmadan titremeye başlar.
Adam kapanı eve götürür. Birkaç deneme yapar. Kancaya bir parça peynir takıp kapanı dolaba, ekmeğin bulunduğu rafa yerleştirir.

Ertesi sabah kafeste gri bir fare bulur. Kafesteki peynire dokunulmamıştır. Kafesin kapısı kapandığı için farenin iştahı kaybolmuş olmalı. Adam kafesi kaldırdığında, fare kapıya bağlı yayın arkasına saklanmaya çalışır. Gözünü kırpmadan bakan simsiyah gözleri vardır farenin. Adam kafesi mutfak masasının üstüne koyar. Kafesin içine ne kadar çok bakarsa, orada oturan fareyle bir kanguru arasındaki benzerliği o kadar net görür. Bir sessizlik olur. Fare biraz sakinleşir. Sonra kafesin içinde dört dönmeye, parmaklı ön pençelerinden biriyle teller arasında bir boşluk aramaya başlar. Telleri dişleriyle kesmeye çalışır. Sonra da pençeleri ağzında kıç üstü oturur. Pek ender insan bir fareye bu kadar uzun süre bakmıştır. Ya da bir fare bir insana.

Adam kafesi köyün dışında kırlık bir yere götürür, otların üstüne bırakıp kapısını açar. Farenin dördüncü duvarın kalktığını fark etmesi bir an sürer. Açılan boşluğu burnuyla yoklar. Sonra dışarı fırlayıp gizlenebileceği en yakın ot öbeğine doğru hızla kaçar.
Ertesi gün adam kafeste bir başka fare bulur. Öncekinden daha büyük, ama daha tedirgin bir faredir bu. Belki daha yaşlıdır. Adam kafesi yere koyar, izlemek için kendi de yere oturur. Fare kafesin tavanındaki tellere tırmanıp baş aşağı sarkar.

Adam kırlık yerde kafesin kapısını açınca, yaşlı fare zikzaklar çizerek kaçar ve gözden kaybolur. Bir sabah adam kafeste iki fare bulur. Farelerin birbirlerinin ne kadar farkında olduklarını söylemek ya da ötekinin varlığının, ortak korkularını azalttığını mı, arttırdığını mı kestirmek güçtür. Birinin daha iri kulakları vardır, öbürünün tüyleri daha sıktır. Fareler, arka bacakları epeyce güçlü olduğu ve sıçrayacakları zaman kuyrukları kaldıraç işlevi gördüğü için kangurulara benzerler. Adam kıra çıkıp kafesin dördüncü duvarını kaldırdığında, iki fare hiç duraksamaz. Hemen kafesten yan yana çıkıp ters yönlere, biri doğuya, öbürü batıya doğru uzaklaşırlar.

Artık dolaptaki ekmek yok denecek kadar az yenmektedir. Adam bir gün kafesi kaldırdığında, fare her zamanki panik haliyle karşılık verir, ama nedense daha yavaş hareket etmektedir. Adam gelen mektupları almak ve postacıyla iki laf etmek için mutfaktan çıkar. Döndüğünde, yeni doğmuş dokuz fare yavrusu vardır kafeste. Kusursuzca biçimlenmiş, pembe, her biri iri bir pirinç tanesinin iki katı büyüklüğünde.
On gün sonra, adam serbest bıraktığı farelerden eve geri dönen olup olmadığını merak eder.
Biraz düşündükten sonra bunun pek de mümkün olmadığına karar verir. Bu farelerin her birini o kadar yakından incelemiştir ki, biri dönmüş olsa onu hemen tanıyacağına inancı tamdır.

Kafesteki farenin başı, şapka takmış gibi yana eğiktir. Dörder parmaklı iki ön pençesi, burnunun iki yanında, tıpkı bir piyanistin klavye üzerindeki elleri gibi, yere yapışıktır. Arka bacakları gövdesine yakın biçimde kıvrılmış, neredeyse kulaklarının altında durmaktadır. Kulakları dikili, kendinden çok gerilere uzanan kuyruğu da kafesin zeminine yapışmış haldedir. Kalbi hızla atmaktadır ve adam kafesi kaldırdığında fare korku içindedir. Gene de yayın arkasına saklanmaz ve sinmez. Kafasını dikip adama bakar. İlk defa fare için bir isim gelir adamın aklına.

Alfredo adını verir ona. Kafesi mutfak masasının üzerine, kahve fincanının yanına koyar.
Adam daha sonra kırlık yere çıkar, diz çöker, kafesi otların arasına yerleştirip hücrenin dördüncü duvarı olan kapıyı açar. Fare açık duvara yaklaşır, başını kaldırır ve sıçrar. Hızla yürümez ya da koşmaz, uçar. Cüssesine oranla bir kangurudan daha yükseğe ve daha uzağa sıçrar. Azat edilmiş bir fare gibi sıçrar. Üç sıçrayışta beş metreden fazla yol kat etmiştir. Ve hâlâ dizlerinin üzerinde olan adam, Alfredo adını verdiği farenin tekrar tekrar gökyüzüne sıçrayışını seyreder.
Ertesi sabah ekmeğe dokunulmamıştır. Adam kafestekinin kalan son fare olabileceğini düşünmektedir. Köyün dışındaki kırlık yerde kafesin kapısını açar ve diz çökerek bekler. Farenin kafesi terk edebileceğini fark etmesi epeyce sürer. Sonunda bunu başardığında da, en yakın ve en sık ot öbeğinin içine doğru hızla koşar. Adam anlık ama yoğun bir hayal kırıklığı hisseder. Çünkü o anda, bir tutsağın uçup gidişini, bir tutsağın özgürlük düşünü gerçekleştirişini hayatında bir kez daha görmeyi ummaktadır.
2009

Hayvanlara Niçin Bakarız?
John Berger
Çevirmen: Cevat Çapan
Editör: Mehmet Barış Albayrak
Yayınevi : DeliDolu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here