Bir Şiirle Kanatlanmak – Duran Aydın

Şöyle raflar dolusu kitaplarıyla zengin, okunmaya doyulamayacak türden; iştah kabartan görkemli güzelliği karşısında çoğalıp durduğumuz kitaplıklar hangimizin düşlerini süslememiştir?
Sayıları öyle binlerle ölçülemese de, olanaklar ölçüsünde çoğu satın alınmış ya da kimilerinin izleri yitirilen dost ve arkadaş sanatçılarımızın içtenlikle yazdıkları birkaç cümlesiyle, imzalarını taşıyan vefalı ?yoldaşlarımız?dır kitaplar.
Ben de sizlerin olduğunca yalnızlığımı, kültürel yoksulluğumu kitaplarla gidermeye çalışıyorum; ne yapayım? Didişmeden, çekişmeden, birbirimizi kıskanıp çelme takmadan, gül gibi geçinip gidiyoruz yıllar, yollar boyu. Bundan güzeli ne?
Toroslar?ı aşarak Çukur?un düzünde beni bulup avuçlarıma konan dergiler de, tıpkı kardeşleri kitaplar gibi öylesine ?can?dan, ?ben?dendirler?
Kaynaşmış, sarmaşmış, ergimişiz?
Neyleyeyim ki son aylarda bu kitap ve dergilerle baş edemez oldum! ?Zamane insanı? olduğumuzdan birazcık; zaman yoksulu biçare kardeşinizden ?açık ara? öndeler?
Uzun uzun anlatmayı gerektirmeyecek sıradan uğraşlar, ne yazık ki günümüzün büyükçe bir bölümünü kemiredursun; evin bir kuytusunda benden başka kimselerin ilgilenmediği kitaplıktaki kitap ve dergiler öbek öbek, biraz da kırgın; gözlerimin bebeğine bebeğine bakar dururlar; farkındayım!
İpin ucunu bırakmak; yalnızca, reçel kavanozu kapağı açmaktan semt pazarına gönderilmeye, ağırlığını artık sizin de taşımakta zorlandığınız yükün altına girmelere, ne bileyim eviçi tartışmalarda ?çözümleyici unsur? olmanıza filan da vardırabilir işi; dikkat!
Evlerimizde ve ülkenin tamamında okumayan bireyler (?birey? yanlış oldu, tamam!) dalga dalga; hayatlarımızı içinden çıkılmaz, umutsuz karanlıklara perçimliyor? Gazete, kitap ve dergiler bulaşıcı ve ölümcül virüs mü taşıyorlar ki yazanından başka çok az kişi okumaya aşkla devam ediyor?
Eskiyen günler, aylar, yıllar belirli bir yaş diliminden sonra ?birer birer? değil, ?üçer beşer? zıyparak geçiyor; bunun da farkındayım?
Bir de şunun: Bu saatten sonra istesem de kitapsız, dergisiz, şiirsiz yani edebiyatsız yaşayamam! Bunun dışında bir seçeneği düşünemiyor, göremiyor, benimseyemiyorum.
Ne yani, bu ülkede dostluklar , arkadaşlıklar ne sudan nedenlerle hacamat ediliyor, eskitiliveriyor, yalama olmuyor mu; görmüyor muyuz?
Şimdi bir kahvehaneye gidip herhangi birisiyle birkaç dakikada ?dostluk? kurmanın yolları da biliniyor. Ama, nereye kadar?
Hani altı ?paragraf? yukarıda, çoktandır birikerek bekleşen kitapların ?darıldığından? söz etmiştim ya; valla, sürekli çoğalsalar da ucun ucun okuyacağız onları, daha fazla gücendirmeyeceğiz! Var mı ötesi, kaçarı?
?Dergiler? dedim? Ve ?kitaplar??
İşte Toroslar?ın eriyen iki bin on iki karlarının Seyhan ırmağını coşturduğu geçtiğimiz günlerden birinde şöyle bir şey oldu?
İnanın öyle kurmaca, mizansen filan değil; resmen doğaçlama gelişti her şey.
Yaşanan; bu derginin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ahmet Zeki Muslu ve birazdan sözünü edeceğim Eylül-Ekim 2011, 29. sayısının şairlerinden Mehmet Ercan?a sorulabilir?
Afrodisyas Sanat?la (kimilerine çok uzun süren bir kırgınlık ve küslük sonrası) oldukça geç tanışmama ve zaman zaman benim de sayfalarında şiirlerimle yer almama karşın, kitaplığımdaki her sayısını hemen değil, ?rötarlı? olarak okuduğum günlerin birinde; söz konusu sayının 49. sayfasında aniden irkiliverdim!
Bu arada, eşim; konuklarının geleceğini söyleyip beni evden sepetlemese de kendimi kıyılarında okaliptüslerinin serinliğine ve camyeşilinin öldürücü derinliğine sıklıkla vurduğum o gün; Seyhan ırmağı serinliklerinde ilk kez teknolojiye de, olanaklarına da şükretmiş olacaktım?
49. sayfada okuduğum bir ?şiir?di. Evet, resmen ?şiir?? Hani ?şiir gibi? denir ya, öylesi?
Şairi Mehmet Ercan. Şiiri şöyle:

UZAT ELLERİNİ

uzat ellerini. ellerin bir güle değecektir.
serin rüzgârlara değecektir. ışıltılı sulara.
bir yıldızın gözyaşlarına değecektir. kuşların
türkülerine. köylü bir kızın saçlarına değecektir.
ben oradayım çekinme. uzat ellerini. ellerin
tenime değecektir.

uzat dudaklarını. güneş onları öpecektir. çiçeğe
durmuş dallar öpecektir. otların arasında boy
veren gelincikler öpecektir. serinletip ayaklarını
sularda; nilüferler öpecektir. ateşi öper gibi öperek.
mevsimler öpecektir. öptüğüm gibi öpecektir seni.
yer seni. gök seni öpecektir. uzat dudaklarını. şairler
öpecektir.

uzat saçlarını. saçlarını ırmaklar saracaktır. günleri
geceleri saracaktır. umudu, hasreti, sevdayı saracaktır.
dalda üzümü. üzümde güneşi saracaktır. sevdayı
yüreklerde. yüreklerde mecnun?u saracaktır. uzat
saçlarını tozlu yollara. yollarda yolcular saracaktır.
yarası onmayan bir gerillanın, yarasını barışla saracaktır.
saçlarını uzat dağlara. dağlar saçlarını saracaktır.

Şiirden sonraki, günün o otuz dakikaya yakın bölümü benimle birlikte iki kişiyi daha kanatlandırdı: Sayın Ahmet Zeki Muslu ve Sayın Mehmet Ercan?ı.
Ama, sanırım daha çok da Mehmet Ercan?ı?
Bir şiirden, onun çağrışımları ve coşkusundan; biri Konya?nın bir köyünde olmak üzere, üç ayrı kentte, birbirini tanımayan üç insan, aynı anda benzer duygularla edebiyatımız adına umutlanmıştık?
Ve ben şundan emindim, ya da ?öyle olması gerekir!? diye düşünmüştüm: O gün ve sonrasında Mehmet Ercan?ın yerinde kim olsa böylesi bir duygulanımla en az beş şiir yazardı!
Aslında birkaç gündür; Afrodisyas Sanat?ın Eylül-Ekim 2011, 29. sayısının bulunduğu poşeti bisikletimin direksiyonuna asmış, Adana sokakları, parkları, çay ocakları ve Seyhan ırmağı kıyılarında bu şiirle geziniyorduk…
Sıranın 49. sayfaya geldiği o gün, o an?a kadar; ne o şiirin şairi Mehmet Ercan?ı (bu konudaki cahilliğim, kusurum sayılsın!) tanıyordum, ne de şiirleriyle karşılaşmıştım!
Derginin sayfalarında kulaç kulaç hangi yazı ve şiirlerle dalgalaşmamıştım ki? Kimilerini; kalbimin hangi köşesine gömeceğimi bilemediğim güzellikte onca yazı, deneme, öykü ve şiiri nasıl sayayım?
Doğrusu, onca güzel, yetkin şiirin yanı sıra; yıllardır çok kötü, yazanından başkasının (hatta onun da!) anlayamadığı ya da düzyazı sınırlarını çoktan aşmış ?şiir?ler yazılıyordu bu ülkede.
Ama işte, böylesi güzellikte bir şiirle (elbette, bence!) çoktandır karşılaşmamış, okumamıştım. Bir kez, Mehmet Ercan; adının da üzerinde yer alan fotoğrafındaki bakışlarıyla, gözleriyle bir içtenliği, sıcaklığı o sayfaya ulaşan her okura şırıngalayıveriyordu!
İkinci mi, üçüncü mü okuyuştan sonra aniden bir şey yaptım:
a) Mehmet Ercan?ı hiç tanımadığım halde onu telefonla da olsa bulmam, kutlayıp teşekkür etmem ?zorunlu? bir görev olarak göründü bana. Bir ?okur? olarak bir ?şairi? onurlandırmak değil de neydi bu? Birbirimize oldum olası, bu türden davranışlar göstermekten neden kaçınırdık ki? Edebiyatımız, şiirimiz adına nerede bir güzellik sezinlesek; kıskanmak yerine yaratıcısına el vermek çok mu zor, gurur kırıcıydı? Böylesi küçürek bir ?incelik? neden çok görülürdü?
b) Hemen cebimdeki ?teknoloji? ürünü geldi aklıma! Numarasını tuşladığım Sayın Muslu?dan; Ercan?a nasıl ulaşabileceğimi sordum. ?Neden?i çok sevindirdiği kadar, sanırım şaşırtmıştı da Muslu?yu:
?Bu,? dedi, ?çok güzel bir davranış olur. Numarasını defterimden bulayım, dönerim sana??
Birkaç dakika sonra da dediğini yaptı.
Konya?nın Kulu?sunda bir köyde yaşıyormuş Mehmet Ercan. İşte bir köyde, köylüler ne iş yaparsa, öylesi işlerle ekmeğini kazanıyormuş.
Telefonda da olsa; ne sevindik, ne coştuk o gün hep birlikte? Tanış olduk, kaynaştık? Çıkarsız, hesapsız bir arkadaşlık böylesine bir şiirle kanatlandırırmış insanları; bunu yaşadık.
E, bir edebiyat dergisinin de ?işlevlerinden? biri de bu değil miydi?
Sanırım, sizler de sevmişsinizdir bu şiiri.
Ya da seveceğiniz şiirler mutlaka olacaktır, geçmişte olmuştur.
Kanatlanmaya ne dersiniz bir şiirle ve şairiyle?
Bunu sizlerle paylaşayım istedim.
Kötü mü yaptım?

Duran Aydın

Bir Şiirle Kanatlanmak – Duran Aydın” üzerine 4 yorum

  1. Sevgili Duran Aydın,
    Dostum Mehmet Ercan’ın şiiriyle ilgili değerlendirmeni “Akdeniz sıcağı”nın güler yüzlü ekmeğine, hem de semseklisine benzettim. Yüreğine ve o güzel diline sağlık.
    “Ah kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya” diyor Gülten Akın, sevgili kızımın da adı olan “İlkyaz” şiirinde. Bu “incelik”i, çok hoş bir yöntem ve biçemle dile getirmişsin. Ayrıca kutluyorum seni.
    Kıskançlık nöbetinden gözünün önündeki güzellikleri görmeyenler için bir paylaşma güzelliğine çağrı aynı zamanda bu…
    Müslüm Kabadayı

  2. Kardeşim Müslüm Kabadayı,
    Ne yapayım böyle bir “terbiye”den geliyorum. Tesellim şudur:
    Sayıca azalsaldak da soluk alıp vermelerimiz sürüyor.
    N’oldu yani? Azaldım mı, küçüldüm mü? Kişiliğimden bir şey mi yitirdim? Yıllar yıllar boyu sürecek bir dostluğun od’unu tutuşturdum; hepsi bu… Biz böyle davranmasak; bunca şiiri, öyküyü, romanı, şarkıyı boşuna yazmış olmaz mıyız? Bunca filmi niye yazar, yönetir, oynar insanlar? İnsan hayatına bir kalite gelsin diye değil midir bunca uğraş?
    Ha,bak; bir de seni kazandım: Kardeşliğini, arkadaşlığını…
    Her ne kadar baba tarafından “iskendurun”luysak da Adana doğumluyuz. İnan, bilirdim İskenderun’lu olsam bu ekmeğin semseklisi’ni!
    Ama geç kalmış saymıyorum kendimi; bana bir açıklama borcun var, unutma!
    Seni ve Mehmet’i dostça selamlıyorum. Sevgimle…

  3. Merhaba,
    Belki bu yazışmanın burada yapılmasını anlamsız bulanlar çıkacaktır ama binlerce insanokur.org okuyucusun öğrenme hakkını da teslim etmemiz gerekir.
    “Semsekli” ekmeğe, “katıklı ekmek” de denir. Tandırda yapılan ekmeğin içine çökelek, kekik, biber vd. baharatlardan oluşan katık konur. Özellikle yoğurtla, ayrıca çayla yemesi lezizdir.
    Yazındaki insan sıcaklığını, bu ekmeğin tandırdan yeni çıkmış haliyle ilişkilendirmem, sadece “midesel bir bağ” olarak algılanmaz umarım.
    Sevgiler güzel insanlara…
    Müslüm Kabadayı

  4. Kardeşim Müslüm,
    Artık ben, örneğin burada bizim yaptığımıza öyle çok kişisel şeyler gözüyle bakmıyorum. Öğrenmek, öğretirken de olabiliyor, değil mi? Sonra hangi yaşlarda olursak olalım, kardeşin kardeşe öğreteceği, önereceği şeyler bitmez.
    Sevgiyle kal, dostça kal…
    Teşekkürler…

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Hangi Ankara? – Müslüm Kabadayı

Üzüm ve gemi çapası mı Ankara?yı tarihe mal eden? Perslerin üzüm bağlarıyla çevrili bu Anadolu yerleşimini ?Engürü? olarak adlandırmasıyla denizci...

Kapat