BLAISE PASCAL / “Kazanırsanız her şeyi kazanacak, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz.”

Yazı tura attığınızda, yazı da gelebilir tura da. Kullandığınız bozukluk hileli değilse, yarı yarıya şansınız vardır. Bu yüzden hangi taraf üzerine bahse girdiğiniz önemli değildir çünkü yazı gelme şansı tura gelme şansıyla aynıdır. Tanrının var olup var olmadığından emin değilseniz, bu durumda ne yapmalısınız? Bu durum yazı tura atmaya benzer mi? Bahsinizi Tanrı yoktur seçeneğine koyar, dilediğinizce yaşamaya mı bakardınız? Yoksa, doğrulanması ihtimali uzak bile olsa, Tanrı varmış gibi davranmak daha mı rasyonel olurdu? Tanrıya inanan Blaise Pascal (1623-62), bu soruları uzun uzun düşündü.

Pascal dini bütün bir Katolikti. Bununla birlikte, günümüzde çoğu Hıristiyanın aksine, insanlığa dair son derece kasvetli bir görüşe sahipti. Kötümser biriydi. Her yerde cennetten kovulmanın kanıtını, Âdem ve Havva’nın, Bilgi Ağacı’nın elmasını yiyerek Tanrının güvenine ihanet etmesi yüzünden sahip olduğumuzu düşündüğü kusurları görüyordu. Augustinus gibi (6. Bölüm) insanoğlunun cinsel isteğine yenik düştüğünü, güvenilmez ve çabucak sıkılabilir olduğunu düşünüyordu. Hepimiz sefil varlıklardık ve endişe ile umutsuzluk arasında işkence çekiyorduk. Her birimiz ne kadar değersiz olduğumuzun farkına varmalıydık. Doğumdan önce ve ölümden sonraki ebediyetle kıyaslandığında, dünyada geçirdiğimiz kısa süre neredeyse anlamsızdı. Her birimiz sonsuz evrende ufacık bir alan kaplarız. Gelgelelim Pascal, insanlığın, Tanrıya inancını kaybetmezse belli bir potansiyele sahip olduğuna da inanıyordu. Hayvanlarla melekler arasında bir yerdeydik, ama çoğu zaman, pek çok durumda, muhtemelen hayvanlara daha yakındık.

Pascal’ın en iyi bilinen kitabı Düşünceler 1670 yılında, 39 yaşında erkenden ölmesinden sonra, yazılarından kalan fragmanlardan derlenerek yayımlanmıştır. Bu kitap, onun özenle yazdığı kısa paragraflardan oluşur. Bu farklı kısımlarla nasıl bir bütün yaratmayı amaçlamıştı kimse bilmiyor ama kitabın ana teması açıktır: Kendi Hıristiyanlık yorumunu savunmak. Pascal öldüğünde kitabını henüz tamamlayamamıştı. Kısımların düzeni, iple bağladığı kâğıt destelerine göreydi. Her bir tomar, yayımlanmış kitapta bir bölümü oluşturur.

Pascal çocukluğunda hastalıklarla boğuşmuş ve hayatı boyunca hiçbir zaman fiziksel olarak güçlü olmamıştı. Resmedilmiş portrelerinde de hiç iyi görünmez. Sulu gözleri her zaman hüzünlüdür. Ancak kısacık ömrüne çok sayıda başarı sığdırmıştı. Gençliğinde babasının desteğiyle, vakumlar üzerine düşünceler geliştiren ve barometreler tasarlayan bir bilim insanı olmuştu. 1642 yılında, karmaşık dişlilere bağlı kadranları döndüren bir iğne kullanmak suretiyle toplama ve çıkarma yapabilen mekanik bir hesap makinesi icat etti. Bunu, babasına hesap işlerinde yardımcı olması için yapmıştı. Ayakkabı kutusu büyüklüğündeki bu makine Pascaline olarak da biliniyordu ve biraz ağır olsa da sonuçta iş görüyordu. Temel sorun, üretiminin oldukça pahalı olmasıydı.

Bir bilim insanı ve mucit olmasının yanı sıra Pascal aynı zamanda oldukça başarılı bir matematikçiydi. Matematikteki en özgün düşünceleri olasılık üzerineydi. Fakat dindar bir filozof ve yazar olarak hatırlanacaktı. Bir filozof olarak adlandırılmış olmayı istemezdi; zira yazıları, filozofların ne kadar az şey bildikleri ve düşüncelerinin ne kadar önemsiz olduğu üzerine yorumlar içeriyordu. O kendini bir ilahiyatçı olarak görüyordu.

Jansenizm olarak bilinen tartışmalı bir din akımına dahil olduktan sonra, matematik ve bilim yerine dini konular üzerinde yazmaya başladı. Jansenistler, alın yazısına inanırlardı, özgür irademizin olmadığını ve Tanrı tarafından önceden seçilmiş az sayıda kişinin cennete gidebileceğini söylerlerdi. Ayrıca çok katı bir hayatı benimserlerdi. Bir keresinde Pascal, kız kardeşini kendi çocuğuna sarıldığını gördüğünde azarlamıştı, çünkü duyguların dışa vurulmasını onaylamazdı. Son yıllarını bir keşiş gibi yaşayarak geçirdi, ölümüne sebep olan hastalığı nedeniyle çok acı çekse de yazmayı hiç bırakmadı.

René Descartes (11. Bölümün konusu) —o da Pascal gibi dini bütün bir Hıristiyan, bir bilim insanı ve matematikçiydi— Tanrının varlığının mantıkla kanıtlanabileceğini düşünüyordu. Pascal aynı fikirde değildi. Ona göre Tanrı inancı kalple ve imanla ilgiliydi. Filozofların genellikle Tanrının varlığı konusunda kullandıkları akıl yürütmeler onu ikna etmiyordu. Sözgelimi, Tanrının elinin kanıtını doğada görebileceğinize inanmıyordu. Ona göre bizi Tanrıya götürecek olan organ beyin değil, kalpti.

Buna rağmen Düşünceler adlı kitabında, Tanrının var olduğundan emin olmayanları Tanrıya inanmaları gerektiğine ikna etmek için zekice bir argüman sundu. Bu argüman Pascal’ın Bahsi olarak bilinir ve Pascal’ın olasılık konusuna duyduğu ilgiye dayanır. Rasyonel bir kumarbazsanız ve kumar sizin için sadece bir bağımlılık değilse, büyük bir ödül kazanmak için en iyi şansa sahip olmayı, fakat bahse girdiğinizde kayıplarınızı da en alt seviyede tutmayı istersiniz. Kumarbazlar ihtimalleri hesaplar ve ona göre bahse girerler. Peki, bahis konusu Tanrının varlığıysa, bu söylenenler ne anlama gelir?

Tanrının varlığından emin olmadığınızı varsayalım; karşınızda farklı seçenekler olabilir. Tanrının kesinlikle var olmadığını düşünerek hayatınıza devam etmeyi seçebilirsiniz. Haklıysanız, ölümden sonra bir yaşam olduğu kuruntusu olmadan yaşayacak, cennete gidemeyecek kadar günahkâr olduğunuzu düşünüp azap çekmekten kurtulacaksınız. Üstelik zamanınızı olmayan bir varlık için kilisede dua ederek geçirmeniz de gerekmeyecek. Bu yaklaşımın belli bazı yararları olsa da büyük bir tehlike de taşır. Tanrı gerçekten varsa ve siz de ona inanmıyorsanız sadece cennete gitme şansınızı yitirmekle kalmaz, aynı zamanda sonsuza dek işkence çekeceğiniz cehenneme gidersiniz. Hayal edilebilecek en kötü sonuç.

Alternatif olarak Pascal, hayatınızı Tanrı varmış gibi yaşamayı seçebilirsiniz, der. Dua eder, kiliseye gidersiniz ve İncil okursunuz.

Tanrı gerçekten varsa, bu durumda olası en iyi ödülü kazanırsınız: Ebedi mutluluk için ciddi bir şans. Tanrıya inanmayı seçer de sonuçta yanılırsanız bu durumda çok önemli bir kaybınız olmaz (büyük ihtimalle, öldükten sonra hatalı olduğunuzu anlayacak, boşa zaman ve çaba harcadığınız için kendinizi kötü hissedeceğiniz vaktiniz olmayacak). Pascal’ın deyimiyle, “Kazanırsanız her şeyi kazanacak, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz.” Pascal, zafer ve lüks gibi “zehirli hazlar”ı muhtemelen özleyeceğinizi anlamıştır ama bunlar yerine inançlı, dürüst, alçakgönüllü, minnetkâr, cömert ve dost canlısı biri olursunuz ve daima doğruyu söylersiniz. Bu durumu herkes tam olarak böyle görmeyebilir. Pascal, dindar bir hayata belki de çok fazla dalmış olduğu için, dindar olmayan pek çok kişi için hayatlarını dine adamanın ve onların bakış açısından yanılsama üzerine kurulu bir hayat yaşamanın fedakârlık olacağını fark etmemişti. Ama yine de vurguladığı gibi haklıysanız sonsuz bir mutluluk şansına sahip olacak, haksızsanız da nispeten ufak sıkıntılar ve birkaç yanılsamayla kurtulacaktınız. Diğer seçenekte cehenneme gitme tehlikesini göze alırdınız, ama olası kazanımınız cennetteki sonsuzlukla karşılaştırılamazdı bile.

Tanrının varlığı konusunda gerçekten tarafsız da kalınamazdı. Pascal’a göre bunu yapmaya kalkışırsanız, Tanrının kesinkes var olmadığına inanmakla aynı sonucu alırdınız, yani sonunda kendinizi cehennemde bulabilir ya da en azından cennete gidemezdiniz. Biri ya da diğeri için karar vermeniz gerekir. Tanrının var olduğunu gerçekten bilmiyorsunuz; peki, ne yapmanız gerek?

Pascal cevabın belli olduğunu düşünüyordu. Rasyonel bir kumarbazsanız ve ihtimalleri soğukkanlılıkla gözden geçirirseniz, yazı tura atarken olduğu gibi haklı çıkma ihtimali küçük de olsa bahsinizi Tanrının varlığına yatırmanız gerektiğini anlardınız. Potansiyel ödül sonsuz, potansiyel kayıp ise çok büyük değildi. Bu ihtimaller düşünüldüğünde Pascal, hiçbir rasyonel insanın Tanrının var olduğundan başka bir seçenek üzerine oynamayacağını düşünüyordu. Elbette Tanrının var olduğu üzerine bahse girip kaybetme riskiniz de vardı, ama bu riske girmeniz gerekliydi.

Ama ya bunun mantığını kavrasanız bile Tanrının var olduğunu kalben hissedemiyorsanız? Varlığından şüphe ettiğiniz bir şeyin var olduğuna kendinizi ikna etmeniz çok güçtür (belki de imkânsız). Gardırobunuzda periler olduğuna inanmayı deneyin. Belki bunu hayal edebilirsiniz, ama orada gerçekten periler olduğunu düşünmekten çok farklıdır bu. Doğru olduğunu düşündüğümüz şeylere inanırız. İnanmanın doğası böyledir. Öyleyse Tanrının varlığıyla ilgili şüpheleri olan inançsız biri Tanrıya nasıl inanacaktır?

Pascal’ın bu soruna bir cevabı vardı. Tanrıya inanmanızın sizin için en iyisi olduğunu bir kez hesap ettiğinizde, onun var olduğuna kendinizi inandırmanın bir yolunu bulmanız ve imana sahip olmanız gerekmektedir. Yapmanız gereken şey, Tanrıya inanan insanları taklit etmektir. Zamanınızı kilisede, inananların yaptığı şeyleri yaparak geçirin. Kutsal sudan için, ayinlere katılın vesaire vesaire… Çok geçmeden onların eylemlerini sadece taklit etmediğinizi, onların inançlarına ve duygularına sahip olduğunuzu görecektiniz. Bu, ebedi yaşamı kazanmak ve sonsuz işkence tehlikesinden kurtulmak için en büyük fırsattı.

Pascal’ın argümanı herkesi ikna etmemiştir. En belirgin sorun da şuydu: Tanrı varsa, sadece en güvenli bahis olduğu için kendisine inanan insanlara olumlu gözle bakmayacaktır. Bu Tanrıya inanmak için yanlış bir neden gibi görünür. Böyle bir nedenden ötürü Tanrıya inanmak fazlasıyla çıkarcı bir davranıştır, çünkü bedeli ne olursa olsun ruhunuzu bencilce kurtarmak istemenize dayanır. Bir başka tehlike de Tanrının, bu kumarbaz argümanını kullanan hiç kimsenin cennete gitmemesini garantiye alması olabilirdi.

Pascal’ın bahsiyle ilgili diğer ciddi sorun ise, yanlış din ve yanlış Tanrıya inanma olasılığını hesaba katmamış olmasıdır. Pascal, Hıristiyan bir Tanrıya inanma ile hiçbir Tanrıya inanmama arasında bir seçenek sunmuştur. Bununla birlikte, inananlara ebedi mutluluğu vaat eden çok sayıda başka din de vardır. Bu dinlerden birinin doğruluğu kanıtlanırsa, Pascal’ın bahsine uyan kişi, Hıristiyanlığı takip etmeyi seçerek tıpkı Tanrıya dair tüm inancı inkâr eden birinin yaptığı gibi kendini cennetteki ebedi mutluluktan mahrum bırakmış olur. Pascal bu olasılığı da hesaba katmış olsaydı, insanlığın durumuna muhtemelen çok daha kötümser bir gözle bakardı.

Pascal, Kutsal Kitapta tasvir edilen Tanrıya inanıyordu. Baruch Spinoza ise çok farklı bir din anlayışına sahipti, o kadar ki bazıları onun gizli bir ateist olduğundan şüphelenmişti.


Felsefenin Kısa Tarihi – Nigel Warburton
Çeviren: Güçlü Ateşoğlu
Alfa

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here