Borges?in Ötesinde? – Dağhan Dönmez

Körlük görmemek değil,
görmediğini bilmemektir.

Zweıg?ın ?Satranç?ı, Gestapo faşizminin izlerini taşıdığı kadar; psikolojik öğeler de ihtiva eden, kusursuz bir gerilim öyküsüdür. Ancak bana kalırsa kitabın en göz alıcı özelliği, hikayenin ana karakteri Dr.B?nin, aylarca hücre hapsine kapatılmışken; bir sorgulama öncesi bekletildiği odada, askıdaki montun cebinden satranç kitabı çalmasıyla hayata tutunmasıdır. Zaman kavramını yitiren, delirmenin eşiğindeki Dr. B; kitap sayesinde zihnini harekete geçirir. Buradaki vurgu, bir kitabın her zaman göründüğünden fazlasını taşıdığıdır; veya başka bir deyişle, eşelendiğinde koca hayata yetecek kadar doyurgan oluşu? Kitabı meydana getiren koşullar / atmosfer, kitabın yazılmasına etki neden nedenler, yazarın yaratım gücünü oluşturun çağrışımlar / tanıklıklar vb. unsurlar; bir eserin sayfaları arasına saklanmış, gelgelim yer altı suları gibi hikayeyi besleyen etkenlerdir.

Sanıyorum ?edebiyat arkeolojisi? buna yarar; derinlerdeki manayı, öykünün oluşumundan önceki ham hayali keşfetmeye?Edebiyat arkeolojisi, eklektik bir kelime grubu gibi gözükse de, dilde yeri olmalı diye düşünüyorum. Yapı Kredi Yayınları?ndan kasım ayı içerisinde yayımlanan ve Türkçe?ye ?Borges?in Evinde? olarak çevrilen kitap da, bu sınıfa dahil edilebileceklerden?

Adı geçen kitabın 52.sayfasında Borges?in şu sözlerine yer verilir: ?İlahiyat okumalarından büyük keyif alırdı. Arjantinli Katoliklerin tam tersiyim, demişti bana. Onlar inanır ama ilgilenmez; ben ilgilenirim ama inanmam.? Borges?in kendi diyalektiğiydi bu. Kitabın yazarı Alberto Manguel, bu diyalektiği; Borges?in tüm yaratma süreçlerini, ahşap kütüphanesini, eskimiş kanepesini ve nesnelerle olan ilişkisini dahil ederek; okuyucularının gözleri önüne seriyor.

İçinde yaşadığımız toplum, nedenlerden çok sonuçlara yatkındır. Diyalektik mantıktan uzak, tıpkı Borges?in ?Arjantinli Katolikleri? gibi ilgilenmez; yalnızca inanır. Nazım Hikmet?i yada Necip Fazıl?ı tanımaz. Şiirlerine reklam filmleri gibi bakar. Nazım kuzeyi, Fazıl güneyi gösteren bir pusuladır onun için! Simgesel yansımalarına bakıp, yönünü tayin eder. Bundan gelişmez ne coğrafyamızda, ne dilimizde ?kazıcılık?. Eşelenmez, sorgulanmaz. Öyle ki, biri zihinlerimizden soru işaretini çalacak olsa; hayatımıza aynen devam ederiz. Edebiyatımızda bundan nasibini almıştır. Arkeolog fukarasıdır vesselam!

Elbette, Türk edebiyatının birçok siması üzerine kitaplar yazılmıştır. Hayatları konuşulmuş, anlatılmıştır. Ancak bunlar genel itibariyle, neredeyse bilimsel makale soğukluğundaki düz metinlerdir. Bir edebiyat insanının, başka bir edebiyatçıyı biyografik romanlarla, gözlem ve anlatılarla bir metne konu ettiği pek azdır. Oysa ki, nice yazarın bizzat varlığı bile bir sanat eseridir. İşin bencesi!

Arjantinli yazar Alberto Manguel, ellili yaşlarının sonunda kör olan Borges?in evine konuk olarak, ona kitaplar okuyan; o tarihte bir kitapçıda çalışan, genç bir adam. ?Birkaç yıl boyunca, 1964?ten 1968?e kadar, Jorge Luıs Borges?e okuyan pek çok insandan biri olma şansına erişmiştim. Okuldan sonra Buenos Aires?in Anglo-Alman kitapçısı Pygmalion?da çalışıyordum, Borges de buranın devamlı müşterilerinden biriydi.? (Sayfa:7)
Kitabı okurken, Cemil Meriç?i anımsıyorum. 39 yaşında kör olan ve kitap dinlemeye başlayan yazarımızı? Borges?inkine benzer bir hikayesi vardır Meriç?in? Onunla yapılan konuşmalar, röportajlar kitaplaşmıştır. Ancak hafızam beni yanıltmıyorsa; bu denli derinlemesine, gözleme dayalı ve edebi bir üslupla yazılmış bir kitabın varlığından söz edilemez. Sanırım az evvel, edebiyatımızın mustarip olduğunu söylediğim vakanın bir örneği de budur.

?Borges?in Evinde? Manguel?in, Yapı Kredi Yayınları tarafından dilimize çevrilen sekizinci kitabı. Geçtiğimiz yıl Kırmızı Kedi Yayınları tarafından Türkçe?ye çevrilen ve yine bir yazarın izini süren ?Proust?un Paltosu? kadar tatmin edici bulmasam da, kitap bilhassa Borges meraklıları için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Kaynak olmakla da kalmıyor; edebi tatlar sunuyor belleğimize. Bu yüzden yayınevini kutlamak gerek diye düşünüyorum? Sözü yine Borges?le bağlayalım:

?Borges kendine rağmen edebiyat anlayışını ve bunun sonucunda da edebiyat tarihini temelli değiştirdi. 1952?de ilk versiyonu yayımlanan ünlü bir metinde şöyle diyordu: Her yazar kendi atalarını yaratır. Bu sözle birlikte Borges, şimdi bakıldığında, Borges?çil gözüken yazarlardan oluşma bir soyağacı seçti kendine: Platon, Novalis, Kafka, Schopenhauer, Remy de Gourmont, Chesterton?? Son dönem Türk edebiyatçılarının kendi atalarını yaratıp, yaratamadıkları da ayrı bir fasılın tartışma konusu?

Saygıdeğer okur, kör bir yazarın izini sürerken; yaşamla kurduğunuz ilişkiyi size yeniden sorgulatacak bir filmin adı vermeden geçemeyeceğim. Türkçe?ye ?Hayallerin Ötesinde? olarak uyarlanan Polonyalı yönetmen Andrzej Jakimowski?nin filmi? Mutlaka görmeniz, düzeltiyorum; duymanız, koklamanız gereken bir senaryo.

Çünkü kitap, karanlığa gönderilmiş mektuptur.

(Alberto Manguel, Borges?in Evinde, çev: Cem Akaş, Yapı Kredi Yayınları, sayfa:64)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Noel yemekleri – Faiz Cebiroğlu

Danimarka?da, Kasım ve Aralık ayı demek, Noel yemekleri demektir. Yalnız Danimarka?da değil, tüm İskandinavya ülkelerinde, Kasım, Aralık ayı, Noel yemekleri...

Kapat