Bugünden Yarına: Şike ve Medya – Osman Bulugil

Futbol dünyasında patlak veren şike iddiası her an yeni bilgilerle kafa karıştırmaya devam ediyor. Aynı zamanda zamanda sürecin sığ değerlendirmerle dolu tekrarı da.

Süreç boyunca birçok kişi tutuklandı ve bu devam edecek gibi görünüyor. Fakat bunun, şike olaylarının bir çözüme kavuşması anlamında hiçbir değeri yok. Bunun bir tarafı devletteki hesaplaşmalara, diğer tarafı da endüstriyel futbola kadar götürülebilir. Ya da silah ticaretine kadar uzayabilir. Bunların hiçbiri, konunun (şike olaylarının) dışında, şikeden bağımsız ve sadece burada adı geçen kişiler nedeniyle bağlantı kurulabilecek şeyler değil. Aslında tam da içinde. Fakat medya, bunların içinde en çok Aziz Yıldırım?ı öne çıkartıyor. Böylece ideolojik saldırının bir parçası da Aziz Yıldırım üzerinden yapılmış oluyor.

Türkiye?de bu süreç ilk kez yaşanmıyor. Daha önce de birçok kez iddialar ortaya atılmış ama genelde üzeri örtülerek unutturulmuştu (Akçaabat sebat- kayseri maçını ve sonrasında meclisteki komisyon raporunu hatırlayalım). Şimdi boyutları daha büyük görünüyor ve etkilerinin de büyük olacağının düşünülmesiyle birlikte, geçmişten bağımsız, sadece bu sezona ait bir durummuş gibi algılanmasına neden oluyor.

Şike olayı son sezona ait gibi gösteriliyor. Fakat bu geçmiş yıllardan bağımsız bir şey değil ve Türkiye?de kulüpler için zaten var olan şike yapabilirlikleri, yapmaları ve bunun toptan temizliğinden ibaret bir süreç yaşanıyor.

Geçmişiyle bugünden bağımsız olmayan bir süreç var endüstriyel futbol ilişkileriyle beraber daha da meşrulaştırılarak yapılıyor. 2006 yılında İtalya?da da Juventus küme düşürülmüş, birçok kulüp ceza almıştı. Fakat şikenin sadece bu olaylarla bitmediğini daha yeni çıkan ses kayıtlarıyla gördük. Buna keza çok da uzak olmayan bir süreçte Almanya?da başlatılan ve Türkiye?ye de uzanan soruşturmayı biliyoruz.

Şike olayının patlak vermesiyle beraber aslında olayların nasıl bir eğilim içinde sunulacağı ve gelişeceğini tahmin edebiliyoruz. Bu süreç birinci ve ikinci dalga ve devamıyla birlikte bir fotoğraf sunuyor: Bu da özellikle medyanın olayları kaybettirdiği gerçeği. Var olan olay(lar) üzerinden düşünememenin üretilmesine neden oluyor. Medya aralarında kopukluk olan, bireyleşmiş olayları veriyor. Yani skandal olayların ard arda verilişi bile, hemen her kanalda ısrarla birbirini tekrarlayan programlar yapılmasıyla bebaber ?yine mi bu haber vb.? dedittirecek biçimde bıktırarak kafalara işliyor ve böylece olay (lar) tekdüze hale getiriliyor. Medyanın bu noktada düşünememe üzerindeki etkisini açabilmek adına Ulus Baker?den yapcağımız alıntı anlamlı olsa gerek:

?(?) Ancak benim anladığım anlamda ?düşünce? herbirimizin, birey ya da topluluk olarak, dünyaya açılma perspektifimizdir. Düşünce her zaman bir optik, bir perspektiftir. Medyanın bir ideoloji alanı olarak işlev gördüğünü biliyoruz. Öte yandan Marx, ?bir köylü kulübesinde bir saraydakinden farklı düşünülür? demişti. Basit bir olguyu anlatan bu cümleciğin neresinde ideoloji kuramının temellerini bulabiliriz? Bir köylü bir saraylı gibi düşünürse, yani ?saraylı gibi düşünme? tüm topluma yaygınlaşırsa işte ideolojiyle karşı karşıyayız demektir. Köylü gibi düşünme, köylünün yaşam perspektifini düşünsel bir perspektif haline getirir. Düşünceye düşünceyle karşı çıkılır ancak. Yani düşünceyi bütün perspektiflerinde homojenleştiren, aynılaştıran düşünceye (işte ideoloji budur), perspektife dayalı somut bir düşünceyle karşı çıkılabilir. Bu homojenleştirmeyi, hakikatın her yerde aynılığını ve kendisiyle özdeşliğini sağlayan neredeyse insanüstü diyebileceğim düzeneğin medyanın ta kendisi olduğunu rahatlıkla farkedebiliriz. Böylece, düşüncede olaylar ?perspektiflerin ifadesi? olarak ortaya çıkmalıdırlar?.(1)

Bu noktada şike olaylarında da gördüğümüz gibi medya olay üretmiyor. Yaptığı şey olayı tekrar tekrar sahnelemekten ibaret. Şike diye kavramsallaştıdığımız ve endüstriyel futbolun gelişiminde içkin olan bir eğilimi üzerinden, medya aslında neyi ne kadar düşüneceğimizi işleyerek tam da ideolojik işlevini yerine getirmiş oluyor.

Genel fotoğrafa bakalım: Dolar milyarderlerine ait olan kulüplerin futbol dünyasında güçlenmeleri ve ?diğer? kulüplere başarı sansı tanımayacak kadar lobi kazanmaları oynanan oyunun da sadece basit bir oyun olmadığını gösteriyor bize. Bahis (sektörün büyüklüğü bir trilyon doların üzerinde ve dörtte biri futbol maçları üzerinden dönüyor) veya şike skandalları şaşırmamız gereken bir durum değil, tersine kapitalizmin futbolunun bir parçası. Futbolda pasta büyüdükçe (Tv, reklam, sponsorluk, bilet fiyatları vb.) şike diye kavramsallaştırdığımız eğilimler artıyor ve artmaya da devam edecek.
Burada birilerinin canı yanacak. Fakat bu bir şekilde geçiştirtecek ve sonrasında şike diye kavramsallaştığımız (endüstriyel futbolda var olmaması düşünülemez bile) başarıya giden her yol mubahtır anlayışının bir eğilimi olarak, devam edecek ve artık yıkıntıların üzeri örtüldüğü için de bir sorun olmayacak. Aslında yeni şike eğilimleri için bir temizlik harekatı bu durum ve sonucu ne olursa olsun gelecekteki şikeleri üretecek.

Not: (1) http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=65&dyid=1710&dergiyazi=Medyaya%20Nas%FDl%20Direnilir

Osman Bulugil

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Şiir Suyunun Mühendisi: Sabahattin Yalkın – Müslüm Kabadayı

Şairler, sözün öz oranını yapanlardır; onlar, bir bakıma hayatın altın oranını söz kuyumlarıyla bezeyen sanatçılardır. 1934?te Antakya?da doğan şair Sabahattin...

Kapat