9 Ağustos 2026

Kategori: Felsefe

Rizomun İzinde: Deleuze ve Guattari’nin Kavramıyla Modern Sosyal Hareketlerin Örgütlenme Dinamikleri

Rizom Kavramının Kökeni ve Özellikleri Gilles Deleuze ve Félix Guattari, “Bin Yayla” (Mille Plateaux) adlı eserlerinde rizom kavramını, hiyerarşik olmayan, ağ benzeri bir yapıyı tanımlamak için ortaya atar. Rizom, botanik bir terimden esinlenerek, kök sistemlerinin yatay ve bağlantılı büyüme biçimini ifade eder. Bu yapı, ağaçsal (arborescent) modellerin aksine, tek bir merkezden yayılmak yerine çoklu giriş

devamını oku

Rogers’ın Kişisel Merkezli Terapisi ile Sartre’ın Özgürlük Anlayışının Kesişim Noktaları

Carl Rogers’ın Kişisel Merkezli Terapi Anlayışı Carl Rogers’ın geliştirdiği kişisel merkezli terapi, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirme sürecine odaklanan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Rogers, insanın doğuştan gelen bir “kendini gerçekleştirme eğilimi”ne sahip olduğunu savunur. Bu eğilim, bireyin sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve kendi değerlerini keşfetmesi için uygun koşulların sağlanması durumunda ortaya çıkar. Terapinin temel unsurları arasında koşulsuz

devamını oku

Nietzsche’nin Perspektivizmi ile Yapay Sinir Ağlarının Bilgi Anlayışı: Derin Bir Karşılaştırma

Perspektivizmin Temel İlkeleri Nietzsche’nin perspektivizm anlayışı, bilginin nesnel bir gerçeklikten ziyade bireyin veya sistemin bakış açısına bağlı olduğunu öne sürer. Bu görüş, hakikatin tek bir evrensel formda var olmadığını, bunun yerine bireylerin deneyimleri, duyuları ve bağlamlarıyla şekillendiğini savunur. Nietzsche’ye göre, her birey dünyayı kendi algı prizması üzerinden yorumlar ve bu yorumlar, bireyin biyolojik, kültürel ve

devamını oku

Varlık Sorunsalının Antik Yunan’dan Sartre’a Uzanan Serüveni

Varlığın İlk Sorgulayıcıları Antik Yunan felsefesi, insan düşüncesinin en temel sorularından biri olan varlığın doğasını anlamaya yönelik ilk sistemli girişimleri temsil eder. Presokratik düşünürler, evrenin temel yapısını sorgularken, varlığın ne olduğu sorusunu fiziksel ve metafiziksel düzlemlerde ele aldılar. Thales, evrenin temel maddesinin su olduğunu öne sürerken, Anaksimandros “sınırsız” (apeiron) kavramıyla daha soyut bir yaklaşıma yöneldi.

devamını oku

Epikuros’un Haz Anlayışı ve Antik Yunan Şarap-Şölen Kültürü

Epikuros’un Haz Öğretisinin Temelleri Epikuros’un felsefesi, haz (hēdonē) kavramını insan yaşamının nihai amacı olarak konumlandırır. MÖ 4. yüzyılda Atina’da kurduğu Bahçe Okulu’nda, haz arayışını ahlaki bir rehber olarak savundu. Ancak Epikuros’un hazzı, genellikle yanlış anlaşıldığı üzere, yalnızca duyusal zevklerle sınırlı değildir. Onun için haz, hem bedensel acının yokluğu (aponia) hem de ruhsal dinginlik (ataraxia) olarak

devamını oku

Camus’nün Absürd Duyarlılık Kavramı ve Modern Dünyadaki Yabancılaşma

Absürd Kavramının Kökeni ve Felsefi Temelleri Absürd duyarlılık, insanın evrendeki yerini sorguladığı bir düşünce biçimi olarak, Camus’nün felsefi eserlerinde merkezi bir yer tutar. Bu kavram, insanın anlam arayışıyla evrenin bu arayışa yanıt vermeyen kayıtsızlığı arasındaki çatışmayı ifade eder. İnsan, doğası gereği varoluşsal bir anlam bulmaya çalışır; ancak evren, bu beklentiye karşılık verebilecek bir düzen veya

devamını oku

Aristoteles’in Eudaimonia Anlayışı ve Antik Yunan Erdem Etiği

Eudaimonia Kavramının Tanımı ve Felsefi Temelleri Eudaimonia, Aristoteles’in etik düşüncesinin merkezinde yer alan bir kavramdır ve “iyi yaşam” ya da “insanın en yüksek iyiliğe ulaşması” olarak tanımlanabilir. Aristoteles’e göre, her varlığın bir “telos”u, yani doğal amacı vardır ve insanın telos’u, akıl yetisinin rehberliğinde erdemli bir yaşam sürmektir. Bu, haz arayışından çok, insanın doğasına uygun bir

devamını oku

Pythagoras’ın Matematiksel Gerçeklik Anlayışı ile Platon’un İdealar Dünyasının İlişkisi

Pythagoras’ın Matematiksel Evren Anlayışı Pythagoras, evrenin matematiksel bir düzenle işlediğini öne sürmüş ve bu düzeni sayılarla ifade edilebilen evrensel bir uyum (harmonia) olarak tanımlamıştır. Ona göre, sayılar yalnızca bir hesaplama aracı değil, aynı zamanda gerçekliğin özünü oluşturan temel varlıklardır. Evrendeki her şey, yıldızların hareketlerinden müziğin uyumuna kadar, matematiksel oranlarla açıklanabilir. Örneğin, müzik armonisi üzerine yaptığı

devamını oku

Nietzsche’nin Üstinsan ve Rönesans Hümanizminin Birey İdeali

Nietzsche’nin Üstinsan Kavramının Kökenleri ve Özellikleri Nietzsche’nin Üstinsan (Übermensch) kavramı, onun felsefi sisteminin merkezinde yer alan bir idealdir ve bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkarma düşüncesini ifade eder. Üstinsan, mevcut ahlaki normları ve toplumsal kısıtlamaları aşarak kendi değerlerini yaratan, kendini sürekli yeniden inşa eden bir bireydir. Bu kavram, insanın evrimsel bir dönüşüm geçirebileceği fikrine dayanır

devamını oku

Nietzsche’nin Köle Ahlakı Eleştirisinin Algoritmik Adalet Tartışmalarına Yansıması

Ergün DOĞAN Değer Sistemlerinin Teknolojik Yeniden ÜretimiFriedrich Nietzsche’nin “köle ahlakı” kavramı, geleneksel ahlaki değerlerin kökenine dair radikal bir eleştiri sunar. Ona göre, tarihsel süreçte güçsüz konumdaki bireyler, kendi zayıflıklarını bir erdem haline getirerek “iyi” ve “kötü” kavramlarını yeniden tanımlamıştır. Bu durum, gücü ve yaşamı olumlayan “efendi ahlakının” yerini, çileciliği, merhameti ve eşitliği yücelten bir değerler

devamını oku

Sartreci “Öteki” ve Sosyal Medyada Kimlik İnşası

Sartre’ın Bakış Açısından Temel DinamiklerJean-Paul Sartre’ın “öteki” kavramı, bireyin benliğinin ve kendilik bilincinin, bir başkasının bakışı aracılığıyla nasıl şekillendiğini açıklar. Sartre’a göre, “öteki”nin bakışı bizi nesneleştirir, kendimizi onun yargılayıcı perspektifinden görmemize neden olur ve bu da özgürlüğümüz üzerinde bir tehdit oluşturur. Bu durum, bir yandan utanç gibi duyguların kaynağıyken, diğer yandan benliğimizin tanınması için zorunlu

devamını oku

Hermetik Düşüncede Evren ve İnsan Arasındaki Yansıma İlkesi

Kökenler ve Temel PrensipHermetik felsefenin temel taşlarından biri olan “Karşılıklılık İlkesi”, “Yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır” şeklindeki özdeyişle ifade bulur. Bu ilke, evrenin yapısını anlamaya yönelik bütüncül bir bakış açısı sunar. Büyük ölçekli sistemlerin yasaları ve nitelikleri ile küçük ölçekli sistemlerin yasaları ve nitelikleri arasında doğrudan bir benzerlik ve bağlantı olduğunu öne sürer.

devamını oku

Hermetik Öğretide Krater ve İlahi Dolum Sembolizmi

Giriş ve Metnin Temel ÇerçevesiCorpus Hermeticum’un dördüncü kitabı, geleneksel olarak “Hermes’in Krater’i” veya “Kadehi” başlığıyla bilinir. Bu metin, Hermetik geleneğin merkezinde yer alan, insan ruhunun kökeni, dünyaya düşüşü ve ilahi olana yeniden kavuşma sürecini anlatır. “Krater” terimi, Grekçede “karıştırma kabı”, “kase” veya “kadeh” anlamına gelir ve bu bağlamda derin bir ruhsal gerçekliğin sembolü olarak işlev

devamını oku

Sayıların ve Taşın Uyumu: Pythagorasçı Evren Anlayışının Antik Yunan Tapınaklarındaki İzleri

Matematiksel Bir Dünya Görüşünün Doğuşu Pythagoras ve takipçileri, evrenin temel işleyişinin matematiksel olduğunu, özellikle de sayılar ve geometrik oranlar üzerine kurulu olduğunu öne sürmüşlerdir. Onlar için sayılar sadece birer nicelik ifadesi değil, aynı zamanda nitelik ve hatta mistik bir anlam taşıyordu. Bu düşünce sistemi, gözlemlenebilir gerçekliğin ardında yatan soyut ve mükemmel bir düzenin varlığına işaret

devamını oku

Raskolnikov’un Suç İşleme Motivasyonu ve Ahlaki Relativizm İlişkisi

Raskolnikov’un İçsel Çatışmaları ve Bireysel Ahlak Anlayışı Raskolnikov’un suç işleme kararı, onun bireysel ahlak anlayışının bir yansımasıdır. Yoksulluk, çaresizlik ve entelektüel üstünlük duygusu, onun ahlaki sınırları sorgulamasına yol açar. Kendisini “sıradan” insanlardan ayıran bir “üstün insan” olarak görmesi, onun ahlaki relativizme eğilimini gösterir. Bu görüş, bireyin kendi ahlaki kurallarını oluşturabileceğini ve toplumsal normların bağlayıcılığını reddedebileceğini

devamını oku

Deleuze’ün Fark Kavramı ve Biyoçeşitlilik Krizine Felsefi Yaklaşım

Fark Kavramının Ontolojik Temelleri Deleuze’ün fark kavramı, varlığın statik bir özdeşlikten ziyade sürekli bir oluş süreci olarak anlaşılmasını önerir. Geleneksel metafizikte, varlıklar sabit kategoriler ve özdeşlikler üzerinden tanımlanırken, Deleuze için varlık, farklılaşma süreçleriyle ortaya çıkar. Bu, biyoçeşitlilik krizine uygulanabilir; çünkü türler ve ekosistemler, sabit ve değişmez yapılar olarak değil, sürekli değişim ve farklılaşma içinde olan

devamını oku

Spinoza’nın Monist Metafiziği ve Kuantum Dolanıklık: Felsefi Bir Buluşma

Spinoza’nın Monist Ontolojisinin Temelleri Spinoza’nın felsefesinin merkezi, evrenin tek bir tözden oluştuğu iddiasıdır. Bu töz, Tanrı ya da Doğa olarak adlandırılır ve sonsuz sıfatlara sahiptir; ancak insan bilinci yalnızca düşünce ve uzam sıfatlarını algılayabilir. Spinoza’ya göre, her şey bu tek tözün bir modifikasyonudur ve bireysel varlıklar, bu tözün geçici ifadeleridir. Bu yaklaşım, dualist yaklaşımları reddeder

devamını oku

Proust’un Zaman Anlayışı ve Bergson’un Süre Kavramı Arasındaki Bağlantı

Zamanın Öznel Doğası Proust’un Kayıp Zamanın İzinde, eserinde zaman, kronolojik bir akıştan çok, bireyin anılar ve algılar aracılığıyla deneyimlediği bir olgu olarak karşımıza çıkar. Karakterlerin geçmişe dair hatırlamaları, zamanın doğrusal bir çizgide ilerlemediğini, aksine bireysel bilinçte katmanlar halinde var olduğunu gösterir. Bergson’un süre kavramı da bu noktada benzer bir bakış açısı sunar. Süre, zamanın saatle

devamını oku

Karşılıklılık İlkesi: İçsel ve Dışsal Gerçeklik Arasındaki Denge

İlkenin Temel Çerçevesi Karşılıklılık İlkesi, evrendeki tüm sistemlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve küçük ölçekteki yapıların büyük ölçekteki yapıları yansıttığını ifade eder. Bu bağlamda, bireyin içsel dünyası—düşünceleri, duyguları ve inançları—dışsal gerçeklikteki olaylar ve çevreyle karşılıklı bir ilişki içindedir. Örneğin, bir bireyin zihinsel durumu, fiziksel çevresindeki düzen veya düzensizlik üzerinde etkili olabilir; aynı şekilde, dışsal olaylar bireyin

devamını oku

Clarissa Dalloway ile Varlık ve Zaman: Ontolojik Bir Karşılaştırma

Clarissa Dalloway’in İç Dünyası ve Varoluşsal Yüzleşmeler Clarissa Dalloway’in Mrs. Dalloway’deki içsel yolculuğu, bireyin varoluşsal anlam arayışını yansıtır. Roman, Clarissa’nın bir gününü anlatırken, onun zihinsel süreçleri, geçmişle hesaplaşmaları ve toplumsal rollerle çatışmaları üzerinden derin bir iç gözlem sunar. Clarissa, günlük yaşamın sıradan akışında, kendi varlığını sorgular: Hayatının anlamı nedir? Toplumsal beklentilerle bireysel arzuları arasında nasıl

devamını oku