Kategori: Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Stavrogin mi, Şatov mu? Dostoyevski’nin Cinler Romanında Kahramansız Merkez ve Çift Odaklı Anlatı

Fyodor Dostoyevski’nin Cinler (Бесы, 1872) romanı, geleneksel anlamda tek bir “kahraman” etrafında örülmez; aksine, farklı ideolojik, psikolojik ve toplumsal eksenlerin birbiriyle çatıştığı çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Romanın iki kritik figürü olan Nikolay Stavrogin ve İvan Şatov, bu eksenlerin iki ayrı kutbunu temsil eder. Araştırmacılar, romanın merkezinin “kimde” toplandığını tartışırken

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Cinler Romanında Pyotr Verhovenski; Devrimci mi, Politik Şarlatan mı?

Fyodor Dostoyevski’nin Cinler (Бесы, 1872) romanındaki Pyotr Stepanoviç Verhovenski, Rus devrimci hareketinin 1860’lar sonrası yönelimlerini temsil ettiği kadar, bu yönelimlerin karikatürize edilmiş ve bozulmuş hâlini de somutlaştırır. Roman, Pyotr’ın bir “devrimci lider” olarak kurduğu görünümün ardında ideolojik içeriği olmayan bir siyasi şiddet girişimcisinin bulunduğunu gösterir. Böylece Dostoyevski, devrimci enerji ile

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Bastırılmış Karanlığının Stavrogin’de Yankılanışı: Psikobiyografik ve Estetik Bir İnceleme

Bu çalışma, Fyodor Dostoyevski’nin Cinler (Besy, 1872) romanındaki Nikolay Stavrogin karakterini, yazarın kişisel tarihindeki travmalar, bastırılmış karanlık temaları ve metafizik arayışlarıyla ilişkilendirerek inceler. Psikobiyografik veriler, roman defterleri ve eleştirel literatür üzerinden yapılan analiz, Stavrogin’in Dostoyevski’nin “içsel şeytanlar”ını temsil eden en yoğun kurgusal figür olduğunu göstermektedir. 1. Giriş Dostoyevski’nin romanlarında insan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Stavrogin’in Suç Psikolojisinin Dostoyevski’nin Yaşamındaki Kökenleri

Cinler (1872) romanındaki Nikolay Stavrogin, Dostoyevski’nin en karanlık, en yozlaşmış ve etik açıdan en muğlak karakterlerinden biridir. Stavrogin’in suçluluk, boşluk, kayıtsızlık ve kendine yönelik tiksintiyle örülü psikolojisi, eleştirmenler tarafından çoğu zaman “kişisel ve tarihsel etkilerin sentezi” olarak değerlendirilmiştir. 1. Dostoyevski’nin Suçlularla Yakından Yaşama Deneyimi Dostoyevski’nin 1849–1854 arasında Omsk katorgasında geçirdiği

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Romanlarındaki Olayların Gerçek Hayattaki Kökeni

Fyodor Dostoyevski’nin romanlarının ayırt edici özelliği, kurgu ve gerçeklik arasındaki geçirgenliktir. Yazarın kişisel deneyimleri, yaşadığı travmalar, politik atmosfer ve çağdaş Rus toplumunun yapısal sorunları, neredeyse tüm eserlerinde doğrudan ya da dolaylı biçimde kurgusal olaylara yansır. Joseph Frank’a göre Dostoyevski’nin romanları, “yaşanmışlıkların estetik olarak dönüştürülmüş formudur” (Frank, 2010). 1. Sürgün ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Lizaveta ve Sonya: Dostoyevski’nin Kadın Karakterlerinde Saf İyilik ve Toplumsal Etki

Fyodor Dostoyevski’nin roman evreninde kadın karakterler, çoğunlukla erkek kahramanların vicdanını ve ahlaki yönelimini şekillendiren figürler olarak öne çıkar. Özellikle Prens Mışkin’in (Budala) çevresindeki Lizaveta Prokofyevna ve Raskolnikov’un (Suç ve Ceza) hayatındaki Sonya Marmeladova, yazarın “saf iyilik” ve “kurtarıcı etki” kavramlarını somutlaştırdığı örneklerdir. 1. Saf İyilik ve Psikolojik Temsil Lizaveta, Budala

OKUMAK İÇİN TIKLA

Prens Mışkin ve Alyoşa Karamazov: Dostoyevski’nin “İdeal İnsan” Arayışının İki Aşaması

Fyodor Dostoyevski’nin roman evreni, modern bireyin inanç, ahlak ve özgürlük sorunlarını çeşitli psikolojik tipler aracılığıyla tartıştığı geniş bir düşünsel laboratuvar niteliğindedir. Bu laboratuvarda Prens Lev Nikolayeviç Mışkin (Budala, 1869) ile Aleksey Fyodoroviç Karamazov (Karamazov Kardeşler, 1880), yazarın “Hristiyan ideal insan tipi”ni en doğrudan biçimde temsil eden iki karakter olarak öne

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’de Radikal Bireycilik: Yeraltı Adamı ve Kirillov

Fyodor Dostoyevski’nin eserlerinde modern bireyin “aşırı bilinç”, “radikal özgürlük” ve “Tanrı’nın yokluğu” karşısındaki konumu, en yoğun biçimde Yeraltı Adamı (1864) ile Kirillov (1872) karakterlerinde cisimleşir. Bu iki figür, Dostoyevski’nin 1860–1870 döneminde geliştirdiği ahlaki-felsefi tartışmaların iki aşamasını temsil eder. Yeraltı Adamı, aklın aşırılaşmasıyla kendini felç eden modern bireyin içsel monologunu oluştururken,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Stavrogin ile Raskolnikov Arasında İdeolojik ve Psikolojik Bağlantılar

Fyodor Dostoyevski’nin roman evreninde Raskolnikov (1866) ve Nikolay Stavrogin (1872), yazarın “modern insanın Tanrı’nın yokluğunda kendini merkeze koyma girişimi”ni en uç biçimleriyle temsil eden iki temel figürdür. Bu iki karakter arasında hem tematik hem psikolojik hem de ahlaki düzeyde süreklilikler bulunur ve bu süreklilik, Dostoyevski’nin “üstün insan” fikrini ahlaki bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Cinler romanında Liputin’in, Şatov cinayeti sahnesindeki psikolojik çöküşü

Dostoyevski’nin Cinler romanında Liputin’in, Şatov cinayeti sahnesindeki psikolojik çöküşü, onun küçük burjuva radikalizminin korkaklık, ikiyüzlülük ve suç karşısındaki çaresizlik ekseninde nasıl parçalandığını gösterir.Liputin, teoride devrimci şiddeti ve ateizmi savunan, entrikacı ve narsist bir tiptir. Ancak bu inançlar, kendisini gerçek, fiziksel şiddetle karşı karşıya bulduğu an tamamen çöker. 🔪 Şatov Cinayeti

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Cinler Romanında Liputin’in “Küçük Entrikaları” ve 19. Yüzyıl Rusya’sında Küçük-Burjuva Muhalefet Tipi

Fyodor Dostoyevski’nin Cinler (Besy, 1872) romanında Liputin, siyasal açıdan kararsız, sürekli “küçük entrikalar” kuran, fırsat kollayan ve manipülatif bir figür olarak resmedilir. Onun bu davranış biçimi, yalnızca psikolojik özellikleriyle değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rusya’sındaki küçük-burjuva muhalefet kültürünün tipik bir örneği olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamda Liputin, devrimci hareketlere tümüyle

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kirillov’un Psikolojik Kırılmalarının Cinler Romanındaki Kaos ve Parçalanma Temasındaki Yeri

Dostoyevski’nin Cinler romanında Kirillov, bireysel düzeyde yaşanan ruhsal parçalanmanın, toplumda yükselen kaotik ideolojik çöküşün bir yansıması olarak kurgulanmıştır. Kirillov’un zihinsel kırılmaları—özgürlük, Tanrı’nın yokluğu ve intihar saplantısı etrafında derinleşen düşünsel çatlaklar—romanın tamamına yayılan “içsel ve toplumsal dağılma” temasının merkezî bir parçasıdır. 1. Kirillov’un İçsel Dağılması: Aklın Tanrı’ya Karşı İsyanı Kirillov’un düşüncesi,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kirillov’un ölüm fikrine “sakin ve teknik” bir yaklaşım göstermesi, depresif değil de başka bir psikopatolojik profile mi işaret eder?

Kirillov’un ölüm karşısındaki tutumu, klinik depresyonun (melankoli, enerji kaybı, anhedoni/haz yitimi) neredeyse tam zıttıdır. O, intiharı duygusal bir çöküş değil, entelektüel bir proje ve teknik bir zorunluluk olarak ele alır.Kirillov’un bu “sakin ve mühendisvari” tavrı, modern psikiyatri ve Dostoyevski’nin “ruhsal realizm” anlayışı üzerinden şu psikopatolojik profillerle açıklanabilir: “İstersen mektuba her

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kirillov’un Ölüm Düşüncesi, Nihilizm ve Nietzsche Bağlamında Bir Analiz

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Cinler (Бесы, 1872) romanında Kirillov, nihilizmin uç bir tezahürünü temsil eden “felsefi intihar” düşüncesiyle metnin en radikal karakterlerinden biridir. Kirillov’un temel savı —“Tanrı yoksa ben Tanrıyım” (Dostoyevski, Cinler, Bölüm X)—, insan özgürlüğünün mutlaklaşmasıyla birleşerek intiharı bir metafizik eyleme dönüştürür. Bu fikir, 19. yüzyıl Rus düşün dünyasında yükselen

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Batı’ya karşı eleştirel tavrı, Cinler romanının ideolojik yapısını ve figürlerin temsil gücünü nasıl belirler?

1. Dostoyevski’nin Batı Eleştirisinin Temel Çerçevesi Dostoyevski, 1860’lardan itibaren Avrupa uygarlığının bireyci, rasyonalist ve seküler karakterini Rus ruhu için bir tehdit olarak görür. 1862 ve 1863 yıllarında yaptığı Avrupa seyahatlerinde Batı’yı “ruhsuz ve mekanik uygarlık” olarak nitelendirir (Dostoevsky, Zimniye zametki o letnikh vpeçatleniyakh, 1863).Bu değerlendirmeler, sonraki romanlarında olduğu gibi Cinler’de de Batı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Epilepsisi ile Cinler Romanındaki Toplumsal Kaos ve “İçsel Parçalanma” Motifleri

Dostoyevski’nin yaşamı boyunca geçirdiği epilepsi krizleri yalnız biyografik bir olgu değil, aynı zamanda onun estetik ve felsefi dünyasının merkezî bir unsuru olarak değerlendirilmiştir.Romancı, kriz öncesindeki “aşırı aydınlanma” anları ile kriz sonrası “çöküş–parçalanma” hâllerini hem bireysel hem toplumsal düzeyde dramatik yapıya dönüştürür (Frank, 1995: 112–118).Cinler’deki kaos, bölünme, içsel çözülme ve kontrolsüz

OKUMAK İÇİN TIKLA

Neçayev–İvanov Cinayetinin Dostoyevski ve Cinler Romanı Üzerindeki Etkisi

1. Olayın Tarihsel ve İdeolojik Bağlamı 1869’da Sergey Neçayev önderliğindeki küçük bir devrimci hücrenin, örgüte tam boy itaat etmeyi reddeden öğrenci İvan İvanov’u öldürmesi, dönemin Rusya entelijansiyasını derinden sarsmıştır. Cinayet yalnızca siyasal bir suç olarak değil, ahlaki sınırların devrimci amaç uğruna tamamen silinmesi olarak değerlendirilmiştir. Dostoyevski, olayın Rusya gençliğinin ruhsal yönelimleriyle bağlantısına

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Cinler romanı yazarken tuttuğu not defterleri ve 1871–1872 yılları arasındaki mektupları yazım süreci hakkında hangi bilgileri sunar? 

1. Romanın Tematik Çerçevesinin Oluşumu Dostoyevski’nin 1870–1872 yıllarında tuttuğu not defterleri, Cinler’in tematik çerçevesinin —özellikle radikal devrimci hücreler, Rusya’daki ideolojik kırılmalar ve bireysel psikolojik çözülme— önceden kurgulanmış bir fikir romanı olarak tasarlandığını gösterir. Not defterlerinde “Rusya’yı yutacak fikir fırtınası”, “gençliğin ruhundaki boşluk”, “şeytani örgüt modeli” gibi tekrar eden başlıklar yer alır (Dostoevsky, Zapisnye knižki

OKUMAK İÇİN TIKLA