Kategori: Psikoloji

Danışanların Terapi Sürecinde Duygu İfadesinde Gözetmesi Gereken Sınırlar ve Kaçınılması Gereken İfadeler

Terapi Sürecinde Duygu İfadesinin Önemi Terapi, bireylerin duygusal deneyimlerini anlamlandırma ve ifade etme sürecinde güvenli bir alan sunar. Duyguların sağlıklı bir şekilde paylaşılması, terapötik ilişkinin temel taşlarından biridir ve bireyin kendini keşfetmesine olanak tanır. Ancak bu süreçte, danışanların duygularını ifade ederken belirli sınırları gözetmesi, hem kendi psikolojik sağlıklarını hem de terapist-danışan ilişkisini korumak açısından kritik

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Cinsellik ve Cinsel Kimlik : Neden Göz Ardı Edilir ?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimdeki farklılıklar, kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen bir nörogelişimsel durumdur. Otizmli bireylerin genellikle göz teması kurma, ifadeleri okuma ve sosyal ipuçlarını anlama konusunda zorluklar yaşadığı bilinir. Ancak, bu bireylerin yaşamlarının önemli bir parçası olan cinsellik ve cinsel sağlık konuları ne yazık ki uzun süre göz

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Duygusal Zorluklar: Aleksitimi Sandığımızdan Daha Yaygın mı?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimde güçlükler ile kısıtlı veya tekrarlayıcı davranış ve ilgi alanlarıyla karakterize edilen nörogelişimsel bir durumdur. Ancak, otizmli bireylerde sıklıkla görülen duygusal işlemleme zorluklarının, sanıldığı gibi otizmin temel bir özelliği mi, yoksa aleksitimi adı verilen başka bir durumla mı ilgili olduğu son dönemde bilim dünyasında büyük ilgi uyandırıyor. Peki, aleksitimi nedir

okumak için tıklayınız

“Neler Hissettiğini Bilmek İsterdim” Jungiyen Bir Bakış Mümkün Mü ?

Bu soru, sadece bilişsel bir anlama çabası değil, aynı zamanda Jungiyen psikolojinin derinliklerine işaret eden, görünmez bağlantılar kurma arzusudur. Bu dilek, bilinçdışının kapılarını aralayan, ruhun imgeleriyle ve gölgelerle yüzleşen bir arketipsel yolculuğa dönüşebilir. Göremediğimiz Duygu Dünyası: Gölge, Persona ve Bireysel Dönüşüm Her insan, dünyayı kendi bilinci, kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışının lensinden algılar. Duygularımız, bu katmanlar arasında

okumak için tıklayınız

Haset Neden Zor Bir Duygudur ?

Haset: İnsan Ruhunun ve Toplumun Karanlık Yüzü Haset, insanlık tarihi kadar eski, karmaşık ve yıkıcı bir duygudur. Başkasının sahip olduğuna yönelik duyulan acı, kıskançlık ve öfke karışımı bu his, bireysel ruh halinden toplumsal dinamiklere kadar geniş bir yelpazede kendini gösterir. Onu anlamak, sadece kişisel içgörü için değil, aynı zamanda toplumların neden belirli sorunlarla boğuştuğunu kavramak

okumak için tıklayınız

“Neler Hissettiğini Bilmek İsterdim”: Otistik Bireylerin ve Bakım Verenlerin Duygu Dünyasına Bir Bakış

Otistik bireylerle çalışan uzmanlar ve çoğunlukla ebeveynleri insan ilişkilerinin en derin ve çoğu zaman en zorlu arayışlarından birine işaret eden bu cümleyi sıklıkla dile getirirler : “Çocuğumun neler hissettiğini bilmek isterdim.” Bu ifade, özellikle otizm spektrumundaki bireylerle olan etkileşimlerimizde sıkça karşımıza çıkan, anlaşılma ve bağlantı kurma özleminin ta kendisidir. Bu dilek, sadece bir merak değil,

okumak için tıklayınız

Doğu ve Batı’yı Bütünleştirmek: Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?

Türkiye gibi Doğu ve Batı medeniyetlerinin kavşağında yer alan toplumlarda, kendi kimliğimizi “Doğulu” ve “Batılı” olarak ikiye ayırma eğilimi yaygındır. İdeal olan, bu iki yönü birer karşıtlık olarak görmek yerine, tamamlayıcı parçalar olarak entegre etmek ve daha zengin, bütüncül bir kimlik oluşturmaktır. Peki, kulağa bu kadar mantıklı gelen bu entegrasyon neden bu kadar zorlayıcıdır? Bireyler ve toplumlar

okumak için tıklayınız

Suçluları Cezalandırmak mı, Suça Yol Açan Koşulları Değiştirmek mi? Değişmeyen Sorular

Toplum olarak suçla nasıl başa çıkmalıyız? Bu, yüzyıllardır insanlığın zihnini meşgul eden, kolay cevabı olmayan bir soru. Bir yanda suçluların cezalandırılması ve adaletin tecellisi arayışı varken, diğer yanda suçun kökenindeki koşulların anlaşılması ve değiştirilmesi gerekliliği yatıyor. Bu iki yaklaşım, çoğu zaman birbiriyle çelişiyor gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayıcı bir diyalog içinde ele alınmalıdır. Cezalandırma: Adalet, Caydırıcılık ve Güvenlik

okumak için tıklayınız

Okuryazarlık ve Kültürel Homojenleşme: Medeniyet mi Geldi, Kayıp mı Yaşadık?

“Medeniyet” kelimesi genellikle ilerleme, gelişim ve aydınlanma ile eş anlamlı kullanılır. Okuryazarlık, modernleşmenin ve medenileşmenin en temel göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Ancak bu madalyonun diğer yüzü var: Okuryazarlığın yaygınlaşması, aynı zamanda kültürel homojenleşmeye yol açarak, paha biçilmez bir çeşitliliği de yok ediyor olabilir mi? Bu süreçle birlikte gerçekten “geliştik” mi, yoksa önemli bir “kayıp” mı yaşadık?

okumak için tıklayınız

Artan Sağlık Harcamaları Gerçekten Refahın İşareti mi?

“Sağlık harcaması” kalemlerinin sürekli artması, genellikle bir ülkenin veya toplumun refah seviyesinin yükseldiğine dair bir işaret olarak yorumlanır. Mantık basittir: İnsanlar daha çok sağlık hizmeti alabiliyor, daha gelişmiş tedavilere erişebiliyor. Ancak bu artış, gerçekten de bir toplumun sağlıklı ve refah içinde olduğunun kesin bir kanıtı mıdır? Yoksa bu rakamların ardında, aslında daha derinleşimli sorunlar mı yatıyor? Sağlık Harcaması: Bir

okumak için tıklayınız

Köydeki Refah Düzeyi Mi ? Şehirdeki Sefalet Mi ?: Kalkınma Mitinin Karanlık Yüzü

“Şehirde yaşamak refahtır, köyde kalmak geri kalmışlıktır” klişesi, kalkınma ideolojisinin en güçlü dayanaklarından biridir. Ancak bu söylem, özellikle Charles Eisenstein gibi eleştirel düşünürlerin altını çizdiği gibi, önemli bir yanılgıyı gizler: Geleneksel köy yaşamındaki gerçek refah düzeyini ve şehre göçle birlikte yaşanan derin sefaleti. Sayıların Aldatıcılığı: GSYİH Artarken Neler Kayboluyor? Batılı kalkınma modelleri, refahı genellikle kişi başına düşen gelir (GSYİH) gibi

okumak için tıklayınız

Sömürü ve Tahakküm Neden Hala Var? İnsan Doğası, Sistemler ve İdeolojiler Üzerine Bir Sorgulama

“Gelişmiş” toplumlar inşa etme iddiamıza rağmen, başkalarını sömürmek ve onlara hükmetmek gibi davranışlar neden hala tüm dünyada, hayatımızın her alanında varlığını sürdürüyor? Bu soru, insanlık tarihi kadar eski, ancak modern dünyada bile cevabı muğlaklığını koruyor. Bu karmaşık olgunun kökenlerine inmek için psikoloji, sosyoloji ve ekonomi gibi farklı disiplinlerin bakış açılarını birleştirmemiz gerekiyor. 1. İnsan Doğasının Karanlık Yüzü

okumak için tıklayınız

Batı Hayranlığının Psikodinamiği Mi ? : Türkiye Üzerine Psikanalitik Bir Bakış

Türkiye gibi Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişim noktasında yer alan toplumlarda, Batı’ya yönelik algı karmaşık bir yelpazede seyreder: yer yer hayranlık, yer yer eleştiri, yer yer de tam bir karşıtlık… Ancak Batı hayranlığı, özellikle Tanzimat’tan bu yana modernleşme ve çağdaşlaşma çabalarının önemli bir dinamikini oluşturmuştur. Peki, bu hayranlığın psikodinamik kökenleri neler olabilir? Freud’un “İd” ve “Ego” kavramları, “bastırma”

okumak için tıklayınız

Gelişmiş Ülkeler Gerçekten Daha Mutlu mu? Mutluluk İstatistiklerine Eleştirel Bir Bakış

“Gelişmiş ülkeler daha mutludur” cümlesini sıkça duyarız. Küresel mutluluk endeksleri, yaşam beklentisi, kişi başına düşen gelir gibi göstergelerle bu iddia desteklenir gibi görünür. Ancak bu tür ifadeler, işin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu, hatta bazen döngüsel bir mantığa dayandığını göz ardı edebilir. “Gelişmişlik” ve “Mutluluk” Arasındaki Varsayılan Bağlantı Tartışmanın özü, “gelişmişlik” ve “mutluluk” tanımlarımızın nasıl iç içe geçtiğinde yatıyor.

okumak için tıklayınız

Yeni, Mutlu Hayatımız mı? Kalkınma İdeolojisine Eleştirel Bir Bakış – Charles Eisenstein

Charles Eisenstein’ın “Yeni, Mutlu Hayatımız Mı? Kalkınma İdeolojisi” başlıklı makalesi, Batı’nın ilerleme, kalkınma ve mutluluk anlatısına keskin bir eleştiri getiriyor. Yazar, George Orwell’in distopyası “1984”teki manipülatif istatistiklerle başlayarak, günümüzdeki “her şeyin daha iyiye gittiği” yönündeki iyimser istatistiklerin arkasında yatan gizli önyargıları ve atlanan dehşetleri gözler önüne seriyor. Eisenstein, sayıların her zaman gerçeği yansıtmadığını ve ölçülemeyen

okumak için tıklayınız

Psikanaliz Bilimsel Mi ? Yıllardır Devam Eden Bir Tartışmanın Son Hali

Mark Solms’tan Çığır Açan Bir Savunma Psikanaliz, bilimsel geçerliliği konusunda uzun süredir tartışmaların odağında. Peki, bu köklü disiplin gerçekten “kanıta dayalı” mı değil mi? Cambridge University Press tarafından yayınlanan makalesinde Mark Solms, bu önyargıyı çürütmekle kalmıyor, psikanalizin bilimsel temellerini ve etkinliğini güçlü argümanlarla ortaya koyuyor. Gelin, Solms’un üç ana soruyu yanıtlayarak psikanalizin bilimsel statüsüne nasıl ışık tuttuğuna yakından

okumak için tıklayınız

“Bilinçdışı” Nedir ve Beyinde Nerede Konumlanmıştır? Mark Solms’tan Çığır Açan Bir Nöropsikanalitik Bakış

Psikanaliz ve nörobilim arasındaki köprüyü kuran en önemli isimlerden biri olan Mark Solms‘un “What is ‘the unconscious,’ and where is it located in the brain?” başlıklı makalesi üzerine kritik bir blog yazısı paylaşmak istiyorum. Bu makale, Freud’un teorilerine meydan okurken, aynı zamanda onları modern bilimsel kanıtlarla güçlendiriyor ve insan zihnine dair anlayışımızı temelden sarsıyor. Freud’un Büyük Yanılgısı ve

okumak için tıklayınız

İd Bilinçli” İse, Terapide Neyi Değiştirmeliyiz? Duygusal Kökenli Bilince Yeni Bir Bakış!

Psikanaliz ve Nörobilim Buluşunca, Terapi Nasıl Evriliyor? 💡 Ruhsal İyileşmede Yeni Ufuklar. Bu Perspektifte Terapi Nerede Duruyor? Solms ve Panksepp’in makalesi, bilincin ve duyguların nörobiyolojik kökenlerine dair sunduğu bu yeni perspektifle, terapinin rolünü ve hedeflerini yeniden düşünmemizi sağlıyor. Terapi artık sadece bilişsel içgörüye veya davranışsal değişime odaklanan bir süreç olmaktan çıkıp, duygusal deneyimin derin ve ilkel katmanlarına inen, çok

okumak için tıklayınız

Duyguların Beyinle İlişkisine Dair Son Dönem Bilgilerimiz Ne Diyor ?

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in makalesi, duyguların beyinle ilişkisi konusunda çığır açan bir perspektif sunuyor ve geleneksel sinirbilim ve psikoloji anlayışını sorguluyor. İşte makalenin bu konudaki temel vurguları: 1. Duygular, Bilincin Kortikal Kökenli Olmadığının Kanıtıdır 2. Duygular, Bilinçli Algı ve Düşüncenin Temel Enerjisini Sağlar 3. Duygusal Durumlar ve Bilinç Düzeyleri Arasındaki İlişki 4. Duyguların “İçsel

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Nörobilimle Kesişiminden Ne Öğrenebiliriz ?

Solms ve Panksepp Makalesinin Temel Savları Mark Solms ve Jaak Panksepp’in makalesi, Freudcu psikanalitik teoriyi modern nörobilimsel bulgularla harmanlayarak, bilincin ve zihinsel süreçlerin işleyişine dair çığır açan savlar ortaya koymaktadır. İşte bu makalenin en önemli temel savları: 1. Bilincin Kökeni Kortekste Değil, Beyin Sapındadır (İd Bilinçlidir) 2. Ego’nun Rolü: Bilinci İşleme ve Stabilize Etme 3.

okumak için tıklayınız