Kategori: Psikoloji

Psikanaliz Açısından Solms ve Panksepp Makalesinin Önemi: Bilinçdışının Nörobiyolojik Bir Temeli Var Mı ?

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in “Id, Ego’nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir” başlıklı makalesi, psikanaliz için devrim niteliğinde bir köprü görevi görüyor. Yüzyılı aşkın süredir felsefi ve klinik gözlemlere dayalı bir disiplin olan psikanalizi, modern nörobilimin somut kanıtlarıyla buluşturarak, Freud’un metapsikolojisine ampirik bir temel ve yeni bir boyut kazandırıyor. 1. Psikanalizin Bilimsel Temellerini Güçlendirmek Freud’un kendisi de kariyerine bir

okumak için tıklayınız

“İd”, “Ego”nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir Mi ? Duygusal ve Bilişsel Sinirbilim Arasındaki Arayüz Üzerine Nöropsikoanalitik ve İlkel Bilinç Perspektifleri

Mark Solms  ve Jaak Panksepp tarafından yazılan bu makale önemli bir tartışma açıyor. Aşağıda bu makalenin Freud’a ne kattığını ve teorisini nasıl bilimsel temellere oturttuğunu tartışıyor. Bu Makale Freud’a Ne Ekliyor? Mark Solms ve Jaak Panksepp’in “Id, Ego’nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir” makalesi, Freud’un psikanalitik teorisine nörobilimsel kanıtlarla önemli ve devrim niteliğinde eklemeler yapıyor. Freud’un dehası, kendi döneminin

okumak için tıklayınız

Sanat Terapisinin Kurumsal Bağlamda Kullanımı Üzerine Bir İnceleme

Sanat terapisi, bireylerin duygusal, zihinsel ve sosyal iyilik hallerini desteklemek amacıyla yaratıcı süreçleri kullanan bir tedavi yöntemidir. Ancak, psikiyatrik kurumlarda bu yöntemin bir “yatıştırma teknolojisi” olarak kullanılıp kullanılmadığı, derin bir tartışma konusu olmuştur. Bu metin, sanat terapisinin bu bağlamdaki rolünü, bireylerin özerkliğini destekleme potansiyeli ile kurumsal kontrol mekanizmaları arasındaki gerilimi incelemektedir. Çeşitli disiplinlerden yararlanarak, bu

okumak için tıklayınız

Caligula’nın “Deliliği”: İktidarın Mutlaklığında Bir Yansıma

Caligula’nın “deliliği”, tarih boyunca hem hayranlık hem de dehşet uyandıran bir fenomen olarak tartışılmıştır. Roma İmparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, nam-ı diğer Caligula, saltanatı boyunca sergilediği sıra dışı davranışlarla, yalnızca bir hükümdarın değil, aynı zamanda insan doğasının sınırlarını zorlayan bir figür olarak anılır. Onun “deliliği” gerçekten bir akıl hastalığı mıydı, yoksa mutlak iktidarın sahnelediği

okumak için tıklayınız

Öğrenme ve İdeolojinin Çapraz Yollarında: Bandura ve Althusser

Bireysel Öğrenme ve Toplumsal Yapılar Albert Bandura’nın sosyal öğrenme teorisi, bireyin çevresel etkiler yoluyla davranışlarını şekillendirdiğini öne sürer. Bu teori, gözlem, taklit ve modelleme süreçlerini merkeze alır; bireyler, özellikle çocuklar, çevrelerindeki modellerin davranışlarını izleyerek öğrenirler. Bandura, bu süreçte bilişsel faktörlerin, özellikle öz-yeterlik inancının, davranışsal değişimde kritik bir rol oynadığını vurgular. Öte yandan, Louis Althusser’in ideolojik

okumak için tıklayınız

Boşanma ve Evlilik Terapisinin Teknik Ayrışımları

Boşanma terapisi ile evlilik terapisi, çiftlerin ilişkisel dinamiklerini ele alan iki farklı terapi türüdür. Ancak, bu iki yaklaşım, amaçları, yöntemleri ve bağlamları açısından belirgin farklılıklar gösterir. Bu metin, her iki terapi türünün teknik ayrışımlarını çok katmanlı bir şekilde ele alarak, bu yaklaşımların bireyler, çiftler ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceler. Aşağıdaki paragraflar, bu farkları çeşitli

okumak için tıklayınız

Aşırı Korumacılığın Çocuk Gelişimine Etkileri ve Winnicott’un Yeterince İyi Ebeveynlik Kavramı

Çocuk Gelişiminde Özerkliğin Önemi Çocuk gelişiminde özerklik, bireyin kendi benliğini inşa etmesi ve çevresiyle sağlıklı bir ilişki kurması için temel bir unsurdur. Donald Winnicott’un “yeterince iyi anne” kavramı, ebeveynlerin çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamada mükemmel olmaya çalışmak yerine, onların bireysel gelişimlerini destekleyecek şekilde esnek ve dengeli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini vurgular. Ancak, aşırı korumacı ebeveynlik tutumları, çocuğun

okumak için tıklayınız

Otistik Spektrumdaki Çocuklarda Gelişimsel Eksiklikler: İletişim ve Hayal Gücü Sanat Terapisiyle Nasıl Keşfedilir?

Otizm, günümüzde giderek artan farkındalıkla birlikte ele alınan karmaşık bir gelişimsel durumdur. Bu durumla yaşayan bireylerin benzersiz özellikleri, özellikle iletişim ve hayal gücü alanlarındaki farklılıkları, onları anlamak ve desteklemek için özel yaklaşımlar gerektirir. “Otistik Spektrumdaki Çocuklarla Sanat Terapisi: Kelimelerin Ötesinde” adlı kitabın ilk bölümü, tam da bu konuya odaklanarak, otizmin temel özelliklerini ve sanat terapisinin

okumak için tıklayınız

Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Teorisi Üzerine Çok Yönlü Bir İnceleme

Bireysel Yargının Evrimi Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim teorisi, bireylerin ahlaki yargılarının zaman içinde nasıl evrildiğini anlamak için sistematik bir çerçeve sunar. Teori, bireyin ahlaki karar alma süreçlerini, bilişsel gelişimle bağlantılı olarak altı aşamalı bir modelde ele alır. Bu aşamalar, üç ana düzeye ayrılır: gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası. Her düzey, bireyin ahlaki muhakemesinin karmaşıklığına

okumak için tıklayınız

Otistik Çocukların Ebeveyn Deneyimlerinde Tek ve Çift Ebeveynli Hanelerin Karşılaştırmalı İncelemesi

Otistik çocukların ebeveynlik deneyimleri, aile yapısının dinamiklerine bağlı olarak önemli farklılıklar gösterir. Esther Dermott gibi araştırmacıların çalışmaları, tek ebeveynli ve çift ebeveynli hanelerdeki ebeveynlerin karşılaştığı zorlukları ve adaptasyon süreçlerini derinlemesine ele almıştır. Bu metin, otistik çocukların ebeveynlerinin deneyimlerini, tek ve çift ebeveynli aile yapıları bağlamında karşılaştırarak, bu süreçlerin bireysel, toplumsal ve sistemik etkilerini ayrıntılı bir

okumak için tıklayınız

Aile İçi Güç Dinamiklerinin Freud ve Foucault Perspektifinden İncelenmesi

Aile içi güç dinamikleri, bireyler arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde temel bir rol oynar ve bu dinamikler, farklı kuramsal çerçeveler aracılığıyla anlaşılabilir. Sigmund Freud’un Oedipus kompleksi teorisi ve Michel Foucault’nun mikro-iktidar kavramı, bu dinamikleri anlamak için iki farklı ama tamamlayıcı bakış açısı sunar. Bu metin, aile içindeki güç ilişkilerini bu iki düşünürün perspektifinden derinlemesine inceleyerek, her birinin

okumak için tıklayınız

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin 6. Bölümü olan “The Bride” (Gelin)

Marion Woodman’ın The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women adlı eserinin 6. Bölümü olan “The Bride” (Gelin), Jungcu psikolojideki içsel evliliğin (inner marriage) psikolojik gerekliliklerini, ataerkil beklentilerden kurtuluşu ve dişil bilincin (Feminine consciousness) olgunlaşma sürecini mitolojik bir hikaye aracılığıyla incelemektedir. Bu bölüm, bireyin dış dünyada eşit bir ortaklığa ulaşabilmesi için öncelikle kendi içinde eril ve dişil

okumak için tıklayınız

Marion Woodman’ın Yaralı Damat Eseri Bölüm 5: “Sakatlar, İsyancılar ve Suçlular” Üzerine Analiz

Marion Woodman’ın Yaralı Damat eserinin bu bölümü, bireyin ataerkil sistemin dayattığı eskimiş ebeveyn kompleksleri ve yasalar tarafından nasıl psikolojik olarak sakatlandığını ve bu baskıya karşı çıkan bilinçdışı eril enerji biçimlerini (isyancılar ve suçlular) incelemektedir. Bu figürler, zorunlu dönüşümün tehlikeli ama hayati arketipsel yansımalarıdır. Bölüm Özeti 1. Sakatlık (Crippled Masculinity) Woodman, eğer birey kendi potansiyeliyle temas

okumak için tıklayınız

Analitik Psikolojide İmgenin Dansı: Sembolik, Doğrudan ve Postmodern Bilinç

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung için imgeler, insan psişesinin derinliklerine açılan kapılardır. Genellikle sembolik anlamlarıyla ele alınan bu imgeler, bilinçdışının mesajlarını bilince taşıyan aracılardır. Ancak Jung, imgelerin yalnızca sembolik yollarla değil, aynı zamanda doğrudan ve sembolik olmayan şekillerde de ortaya çıkabileceğinin farkındaydı. Bu durum, özellikle senkronistik vizyonlarda ve bazı rüya deneyimlerinde belirginleşir. İmgenin İki Yüzü:

okumak için tıklayınız

Modern ve Postmodern Bilinç: Gelişimsel Bir Yolculuk ve Terapötik Meydan Okumalar

Bilincin Batı kültüründeki tarihsel evriminde modern bilincin ötesine geçerek “postmodern bilinç” adı verilen yeni bir olgunun ortaya çıktığı görülüyor. Özellikle, bu yeni bilinç halinin psikopatolojiyle ilişkisini ve terapötik yaklaşımların nasıl değişmesi gerektiğini anlamamız gerekiyor. Modern Bilinç: Kurtuluş ve İç Çatışma Modern bilinç, Batı medeniyetinin büyük bir kültürel ve tarihsel başarısı olarak tanımlanır. Bu bilinç formu,

okumak için tıklayınız

Sufi Mistik Câbir (al-Niffarî): Sözün Ötesindeki Hakikatin Peşinde

Sufi mistik Câbir olarak bilinen Muhammed ibn Abd al-Cebbar ibn al-Hasan al-Niffarî (ö. 965), 10. yüzyıl İslam dünyasının belki de en radikal ve sıradışı mutasavvıflarından biridir. Onun yaşamı ve öğretileri hakkında elimizdeki bilgiler sınırlı olsa da, özellikle günümüze ulaşan “Al-Mawāqif” (Duraklar) ve “Al-Mukhātabāt” (Hitaplar) adlı eserleri, onun derinlikli manevi yolculuğuna ve Allah ile olan eşsiz

okumak için tıklayınız

Oidipus mu Elektra mı? Kaderinizi Söyleyelim.

🤔 İnsan psikolojisinin bu iki ikonik ve bir o kadar da tartışma yaratan yanını, günlük hayatın karmaşasında nasıl bulduğumuza dair bir deneme yazmak istedik. Oidipus: Anneciğin Küçük Kahramanı ve Rakip Baba Ah, Oidipus! Bu kompleks, Freud’un dehasından çıkan ve her erkek çocuğun gelişiminde bir nevi zorunlu geçit töreni olan o hınzır evre. Düşünsenize, bir erkek

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Bilimsel Zemini: Duygusal Zihin, Tedavi Hedefleri ve Etkinlik

Mark Solms’un (2018) BJPsych International’da yayımlanan makalesi, psikanalizin temel bilimsel iddialarını sunarak, onun “kanımta dayalı” olmadığı yönündeki yaygın ön yargıyı çürütüyor. Bu analiz, psikanalizin sağlık ve hastalıkta duygusal zihnin işleyişini, psikanalitik tedavinin neye ulaşmayı amaçladığını ve ne kadar etkili olduğunu inceliyor. A. Duygusal Zihnin İşleyişi: Doğuştan Gelen İhtiyaçlar ve Öğrenme Psikanalize göre insan bebekleri boş

okumak için tıklayınız

Engelli Hareketi ve Otizm: “Somut Maddeleşmiş Ana”ya Karşı Öznenin İsyanı

Marion Woodman’ın Jungcu analizlerindeki “Somut Maddeleşmiş Anne Kompleksi” ile Engelli Hareketi ve Otizm deneyimleri arasında çarpıcı ve derin bir benzerlik kurulabilir. Bu benzerlik, her iki durumda da bireyin “bütünleşmeye zorlayan, katı dış otoriteye” karşı kendi otantik benliğini ve bedenini savunma mücadelesinde yatar. I. Somut Maddeleşmiş Ana = “Sağlamcılık” (Ableism) Jungcu psikolojideki “Somut Maddeleşmiş Anne” (veya

okumak için tıklayınız

“Anne” figürünün “somut madde” (concretized matter) haline gelmesi

Marion Woodman’ın analitik psikoloji çerçevesinde, “Anne” figürünün “somut madde” (concretized matter) haline gelmesi, dişil enerjinin (Feminine) bilinçle ve ruhsal gelişimle olan sağlıklı bağını kaybetmesiyle ilişkili olan derin bir psikolojik süreci ifade eder. Bu dönüşüm, genellikle eskimiş anne kompleksi veya karanlık anne arketipi olarak tezahür eden bir enerji donması durumudur. İşte bu sürecin açıklaması ve kaynaklara

okumak için tıklayınız