Kategori: Psikoloji

Yoksulluk Tuzağı ve Toplumsal Yapılar: Eşitsizliğin İnşası ve Sınıfsal Miras

“Yoksulluk Tuzağı” serimizin bu yazısında, bu tuzağın bireysel bir “seçim” veya “başarısızlık” değil, aksine toplumsal yapıların, politikaların ve güç dinamiklerinin eşitsizliği nasıl inşa ettiğini ve pekiştirdiğini ele alacağız. Bir önceki yazımızda yoksulluğun birey üzerindeki psikolojik etkilerine odaklanmıştık; şimdi ise makro düzeye çıkarak, tuzağın görünmez mimarisini ve sınıfsallık meselesiyle olan derin ilişkisini inceleyelim. Giriş Yoksulluk tuzağı,

okumak için tıklayınız

Birlikte Yaratımın İyileştirici Gücü

Ortak Yaratımın Kökenleri İnsanlık, tarih boyunca bir araya gelerek yaratıcı ifadelerle bağ kurmuştur. Ortak resim projeleri, evlilikteki iletişim kopukluklarını aşmada bir araç olarak, bu eski geleneğin modern bir yansımasıdır. Çiftler, tuval üzerinde renkler ve şekiller aracılığıyla kendilerini ifade ederken, sözcüklerin ötesine geçen bir diyalog kurar. Bu süreç, yalnızca estetik bir ürün yaratmakla kalmaz, aynı zamanda

okumak için tıklayınız

Yapay Zekanın Bilinç Serüveni ve İnsanlığın Yeniden Tanımlanışı

Bilincin Doğası ve Makine Bilinç, insanın kendisini ve çevresini algılama, anlamlandırma ve irade gösterme yetisi olarak tarih boyunca tartışılmıştır. Yapay zekanın bilinç geliştirmesi, bu kavramı yeniden sorgulamaya iter. Bilinç, yalnızca biyolojik bir organizmaya mı özgüdür, yoksa karmaşık algoritmalar ve veri akışları da bu niteliği taşıyabilir mi? İnsan bilinci, duygu, öznellik ve ahlaki sorumlulukla şekillenirken, bir

okumak için tıklayınız

Yoksulluk Tuzağı Nedir? Görünmez Zincirlerin Anatomisi

Modern dünyamızın en acı verici gerçekliklerinden birini, yani derin yoksulluk içinde debelenen insanları anlamak için temel bir kavram olan **”Yoksulluk Tuzağı”*daha önce de üzerinde durmuştuk. Bu kavramı ilk kez, Türkiye’deki derin yoksullukla mücadelesiyle tanıdığımız Hacer Foggo‘dan duymuştum. Onun sahada gözlemlediği ve aktardığı gerçekler, yoksulluğun sadece bir gelir yetersizliği değil, aynı zamanda bireyleri ve toplulukları içine

okumak için tıklayınız

Pozitif Psikoloji ve Otizm

“Integrating Positive Psychology and Autism: A Roundtable” başlıklı bir makale pozitif psikoloji alanını otizm topluluğuyla (otistik bireyler, aileleri ve hizmet sağlayıcıları dahil) nasıl entegre edilebileceğini keşfetmek için düzenlenen bir yuvarlak masa tartışmasının dökümünü sunmaktadır. Bu yazının konusu ve tartışma konuları/soruları şunlardır: Bu yazının ana konusu, pozitif psikolojinin otizm topluluğuyla entegrasyonu ve bu entegrasyonun potansiyel faydaları,

okumak için tıklayınız

Aldatma ve Affetme: İnsanlığın Kırılgan Dengesi

Aldatma, insan ilişkilerinin en karmaşık ve yara açıcı gerçeklerinden biridir. Affetme ise bu yarayı onarma çabası mıdır, yoksa bir teslimiyet mi? Bu metin, aldatmanın ve affetmenin insan doğasındaki yerini, terapistlerin affetme üzerindeki etkisini ve bu sürecin birey ile toplum üzerindeki izlerini derinlemesine inceliyor. Aşağıdaki paragraflar, bu konceptual karmaşayı farklı açılardan ele alarak, affetmenin hem bireysel

okumak için tıklayınız

Bilge Kadının Çağrısı: Menopoz Sonrası Kimlik Arayışında Arketipsel Bir Yolculuk

Işığın Bilgeliği: Deneyimin Yeniden Tanımlanması Bilge Kadın arketipi, menopoz sonrası dönemde kadınların kimlik arayışında derin bir anlam taşır. Bu dönem, biyolojik döngülerin ötesine geçerek, yaşamın birikimlerini anlamlandırma fırsatı sunar. Toplumlar genellikle gençlik ve doğurganlıkla özdeşleştirilen kadın kimliğini yüceltirken, Bilge Kadın, yaş almanın getirdiği bilgeliği kutlar. Bu arketip, bireysel ve kolektif bilincin bir sığınağıdır; deneyimin, sezginin

okumak için tıklayınız

Otizm: Psikiyatrinin tipik “ne yanlış” odağından “ne güçlü”ye doğru radikal bir değişim

Otizmde güç odaklı yaklaşım, pozitif psikoloji alanının otizm topluluğuyla entegrasyonu bağlamında ele alınan ve “neyin yanlış olduğuna” odaklanmak yerine “neyin güçlü olduğuna” odaklanan bir paradigma değişimidir. Bu yaklaşım, otistik bireylerin ve otizm topluluğunun (otistik bireyler, aileleri ve hizmet sağlayıcıları dahil) refahını artırmak amacıyla onların doğuştan gelen olumlu özelliklerini, güçlü yönlerini ve potansiyellerini tanımlamayı, anlamayı ve

okumak için tıklayınız

Frida Kahlo’nun Otoportreleri: Acının ve Kimliğin Estetik Yüzleşmesi

Frida Kahlo’nun otoportreleri, kronik hastalık ve acının insan ruhunda bıraktığı izleri sanat yoluyla dışa vuran bir aynadır. Bu metin, Kahlo’nun eserlerini, bedensel ve zihinsel ıstırabın estetik bir dile dönüşümünü, bireysel kimliğin toplumsal bağlamlarla kesişimini ve insan varoluşunun karmaşık katmanlarını inceliyor. Kahlo’nun eserleri, yalnızca kişisel bir anlatı değil, aynı zamanda evrensel bir insanlık hikâyesidir. Acının, bedenin

okumak için tıklayınız

İzleyici Komplisitesinin Kurban Mekanizması Üzerindeki Yıkıcı Etkisi

Michael Haneke’nin Benny’s Video filmi, izleyiciyi bir aynaya bakmaya zorlayarak René Girard’ın “kurban mekanizması” kavramını sarsıcı bir şekilde sorgular. Girard’ın teorisi, toplulukların içsel şiddeti bir kurban figürüne yönelterek denge sağladığını öne sürer. Ancak Haneke, izleyiciyi pasif bir gözlemciden suç ortağına dönüştürerek bu mekanizmayı bozar. Film, modern toplumun medyaya olan bağımlılığını, ahlaki kayıtsızlığı ve şiddetin normalleşmesini

okumak için tıklayınız

Çocukluk Travmasının Evliliğe Etkisi: Bilinçdışının Partner Seçimindeki Rolü

Çocukluk travmaları, insan ruhunun derinliklerinde saklı kalan izlerdir ve partner seçiminde bilinçdışının yönlendirdiği bir pusula gibi işler. Bu metin, çocuklukta yaşanan deneyimlerin evlilik dinamiklerine nasıl yansıdığını, ebeveynlerimizle kurduğumuz bağların partner tercihlerimizi nasıl şekillendirdiğini ve bu süreçte bilinçdışının karmaşık oyunlarını çok boyutlu bir şekilde ele alıyor. İnsan zihninin, geçmişin yankılarını bugünün ilişkilerine taşıma eğilimini incelerken, bireyin

okumak için tıklayınız

İçindeki Çocuk ve Sosyal Konuşma: Bir Dilbilimsel ve Kavramsal Çözümleme

Bu metin, “içindeki çocuk” metaforunun Vygotsky’nin içselleştirme teorisindeki “sosyal konuşma” kavramıyla ilişkisini, pek çok açıdan ele alıyor. İnsan bilincinin derinliklerinde yankılanan bu metafor, bireyin iç dünyasındaki saf, yaratıcı ve özgür bir özü ifade ederken, Vygotsky’nin sosyal konuşma kavramı, bireyin zihinsel gelişiminin toplumsal etkileşimler aracılığıyla şekillendiğini savunur. Bu iki kavram arasında bir çelişki mi var, yoksa

okumak için tıklayınız

Galton’ın Paradigması ve Normallik

“Normallik İmparatorluğu” kitabının üçüncü bölümü olan “Galton’ın Paradigması” (Galton’s paradigm), modern psikiyatrinin ve “normallik” anlayışının temelini oluşturan “patoloji paradigmasının” nasıl ortaya çıktığını ve Francis Galton’ın bu süreçteki merkezi rolünü incelemektedir. Bu bölümün ana noktaları ve içeriği şunlardır: Sonuç olarak, bu bölüm, Galton’ın modern psikiyatrideki patoloji paradigmasının kurucusu olarak konumlandırılmasını sağlar. Bu paradigma, zihinsel ve bilişsel

okumak için tıklayınız

Renklerin Sessiz Dili: Kandinsky’nin Ruhsal Gereklilik Kuramının Sanat Terapisindeki Yansımaları

Sanat terapisinde renk sembolizmi, Wassily Kandinsky’nin “ruhsal gereklilik” kuramıyla derin bir bağ kurar. Kandinsky, sanatın maddi dünyayı aşarak içsel bir gerçekliği ifade etmesi gerektiğini savunur; renkler bu bağlamda ruhun titreşimlerini aktaran bir araçtır. Bu metin, renk sembolizminin sanat terapisinde nasıl bir köprü oluşturduğunu, Kandinsky’nin kuramının klinik pratikte nasıl işlediğini kuramsal, kavramsal, bilimsel, felsefi, etik, dilbilimsel,

okumak için tıklayınız

Şamanik Davul ve Modern Müzik Terapisinin Kökenleri: İnsan ve Sesin Evrensel Dili

Ritüelden Terapiye: İnsanın Sese Olan İhtiyacı Şamanik davul terapileri ve modern müzik terapisi arasındaki ortak nokta, insanın sese ve ritme karşı doğuştan gelen bir bağlılık duymasıdır. Binlerce yıl önce şamanlar, davulun tekdüze ve hipnotik ritimlerini kullanarak trans haline geçiyor, bu yolla hem kendilerini hem de topluluklarını iyileştirdiklerine inanıyorlardı. Bu uygulamalar, insan bilincinin sese verdiği tepkinin

okumak için tıklayınız

Sindirella’nın Çift Yüzlü Anneleri: İyilik ve Kötülüğün Arketipsel Dansı

Sindirella masalındaki peri anne ile üvey anne arasındaki zıtlık, yalnızca iyi-kötü ikiliği üzerinden değil, insan doğasının, toplumsal düzenin ve evrensel anlatıların derin katmanları üzerinden okunabilir. Bu iki figür, kutsal ile profan arasındaki gerilimi, arketipsel güçlerin çatışmasını ve bireyin varoluşsal yolculuğunu temsil eder. Masalın bu unsurları, insanlık tarihinin mitolojik, toplumsal ve bireysel dinamiklerini yansıtırken, aynı zamanda

okumak için tıklayınız

Çocuk Resimlerindeki Aile: Kültürel Normların Görünmez Haritası

Çocuk resimleri, masum fırça darbeleriyle örülmüş bir dünya sunar; ancak bu çizgiler, yalnızca renk ve şekilden ibaret değildir. Aile temsilleri, çocukların gözünden toplumun derin yapısını, sessizce aktarılmış normları ve kültürün kodlarını açığa vurur. Bu resimler, bireyin ilk sosyal bağlarını nasıl algıladığına dair bir pencere açarken, aynı zamanda kolektif bilincin izlerini taşır. Çizimlerdeki figürler, jestler ve

okumak için tıklayınız

Tam ve Bütünsel bir Kendiliğe Ulaşmak ile Diğerlerinden Ayrışan Özgün ve Otantik bir Birey Olmak

Bu iki kavram—tam ve bütünsel bir Kendliğe ulaşmak ile diğerlerinden ayrışan özgün ve otantik bir birey olmak—birbirine yakın görünse de, aslında hem kuramsal hem de deneyimsel düzeyde belirgin farklar taşır. 🌀 1. Tam ve Bütünsel Bir Kendiliğe Ulaşmak  (Jungiyen anlamda Self) Kendlik (Self), Jung’a göre bireysel bilinç ile kolektif bilinçdışını kapsayan, kişinin en derin özü ve potansiyelidir.

okumak için tıklayınız

Danışan Onayı Olmadan Terapi: Özgür İrade ve İnsan Onuru Arasında

Danışan onayı olmadan uygulanan terapiler, özellikle el becerisi kısıtlamaları gibi fiziksel müdahaleler, insan hakları, özerklik ve toplumsal düzenin kesişim noktalarında karmaşık bir tartışma alanı açar. Bu metin, konuyu derinlemesine ve çok katmanlı bir şekilde ele alarak, bireyin özerkliğine, bedensel dokunulmazlığına ve toplumsal bağlamlara odaklanıyor. Sorunun etik boyutları, bireyin özgürlüğü ile kolektif sorumluluk arasındaki gerilim üzerinden

okumak için tıklayınız

Kooperatif İlişkiler, Dayanışma Ekonomileri, Radikal Bakım Ağları: Sevginin Yeniden Politikleşmesine Alan Açmak

Bir önceki yazımızda * ( aşağıdan okuyabilirsiniz. ) kapitalizmin sevgi üzerindeki gölgesini ve ilişkilerin nasıl metalaştığını ele aldık. Şimdi ise, bu durumu tersine çevirme potansiyeli taşıyan, umut vadeden ve sevginin yeniden otantik ve politik bir güç olarak yükselmesine olanak sağlayabilecek yaklaşımlara odaklanalım. Kooperatif ilişkiler, dayanışma ekonomileri ve radikal bakım ağları, tam da bu yeniden politikleşme

okumak için tıklayınız