Kategori: Psikoloji

İyileşmek Mümkün mü? Kolektif Yas, Hafıza ve Anlatma Hakkı

“Unutursak kalbimiz kurusun” demek kolay,ama ya unutmamıza izin verilmediyse?Ya unuttuğumuz şey aslında hiç anlatılmadıysa? Bireysel travmalarda olduğu gibi, toplumsal travmalarda da iyileşmenin ilk adımı anlatıdır.Anlatı; bastırılanın ses bulması, temsil edilmesi, adlandırılmasıdır.Ama bastırılan şey tekrar bastırıldıysa, ne iyileşme olur ne de yas. Peki gerçekten iyileşmek mümkün mü?Şöyle geçmişe gittiğimizde bir sürü olay, durum ve sorun Türkiye

okumak için tıklayınız

“Bastırılan yeniden bastırılırsa ne olur?”

Bastırılan her zaman geri döner — ama bu kez daha karanlık, daha yıkıcı ve daha anonim biçimde. 🧠 1. Freud’a göre: Bastırılan geri döner… ama semptomla. Freud’un bastırma teorisine göre, kabul edilemeyen bir dürtü ya da düşünce bilinçdışına itilir.Ancak orada sonsuza dek kalmaz.Geri döner — ama dolaylı, çarpıtılmış, çoğu zaman zarar verici bir biçimde: Eğer

okumak için tıklayınız

Şamanist Ritüeller ve Biyopolitik: Anadolu’dan Küresel Ekolojiye

Doğanın Aracısı Olarak Şaman Anadolu’nun şamanist ritüelleri, insanın doğayla kurduğu kadim bağı, bir tür kutsal elçilik üzerinden anlamlandırır. Şaman, yalnızca bir büyücü ya da iyileştirici değil, aynı zamanda doğanın sesini insan topluluklarına taşıyan bir köprüdür. Foucault’nun biyopolitik kavramı, bedenin ve yaşamın devlet veya toplumsal mekanizmalar tarafından nasıl düzenlendiğini sorgular. Şamanın doğayla insan arasındaki aracı rolü,

okumak için tıklayınız

Kendilik Arayışında Varoluşsal Denge

Kimliğin Katmanları Birey, varlığını anlamlandırmak için kimlikler inşa eder. Bu kimlikler, bir yandan kişinin kendini ifade etme çabasıyken, diğer yandan toplumun, kültürün ve tarihin dayattığı kalıpların bir yansımasıdır. İnsan, bir aktör gibi farklı rolleri benimser: aile üyesi, meslek sahibi, ideolojik bir savunucu ya da bir mitin taşıyıcısı. Ancak bu roller, bazen özgün benliği örten bir

okumak için tıklayınız

Devletin Baba Figürüyle Yüzleşmek: Baba Kompleksi

Modern toplumda devlet, sadece idari bir yapı olmanın ötesinde, vatandaşlarının zihninde karmaşık ve çoğu zaman çelişkili imgelerle var olur. Bu imgelerden en güçlü ve yaygın olanlarından biri de, devletin bir “baba figürü” olarak algılanmasıdır. Psikanalitik kuramdan ödünç alınan bu kavram, bireylerin devletle olan ilişkilerini derinden etkileyen bilinçdışı dinamikleri anlamak için güçlü bir mercek sunar: Baba Kompleksi. Baba Kompleksi Nedir?

okumak için tıklayınız

Melanie Klein ve Post-Klein’cı Yaklaşımda “Manik Savunma”: İçsel Boşluktan Abartılı Kontrole Kaçış

Melanie Klein ve onun ardından gelen post-Klein’cı psikoloji okulu, insan zihninin derinliklerindeki karmaşık savunma mekanizmalarını anlamamız için önemli kavramlar sunmuştur. Bu kavramlardan biri de mani savunmadır. Mani savunma, bireyin dayanılmaz içsel acılarla, özellikle boşluk, suçluluk ve kayıp duygularıyla başa çıkmak için geliştirdiği güçlü bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Temelinde, bu savunma, kişinin bu rahatsız edici duygularla yüzleşmek yerine, yüksek

okumak için tıklayınız

Narsisistik Genişleme: Kırılgan Benliğin Abartılı Kalkanı

Narsisistik genişleme, Carl Rogers’ın öğrencisi Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi kuramında merkezi bir kavramdır. Temelinde, bireyin kırılgan ve yetersiz hissettiren özsaygısını korumak için, kendi benlik algısını gerçek dışı bir şekilde şişirmesi yatar. Bu bir savunma mekanizmasıdır; adeta içsel bir boşluğu devasa bir yanılsamayla doldurma çabasıdır. Bu genişleme, kişinin iç dünyasındaki kırılmalara karşı inşa ettiği, dışarıdan bakıldığında sağlam gibi

okumak için tıklayınız

Karahan Tepe’nin İnsan Figürleri: Farkın İzinde Bir Medeniyet Okuması

Karahan Tepe’nin taşlarına kazınmış insan figürleri, yalnızca bir arkeolojik buluntu değil, aynı zamanda insanlığın kendi kimliğini inşa etme çabasının sessiz bir sahnesidir. Jacques Derrida’nın “fark” (différance) kavramı, anlamın sabit olmadığını, sürekli ertelendiğini ve ötekinin varlığıyla şekillendiğini öne sürer. Bu bağlamda, Karahan Tepe’deki figürler, tarım toplumunun göçebe avcı-toplayıcıyı hem dışlayarak hem de mitolojik bir mertebeye yükselterek

okumak için tıklayınız

Baba Figürü ve Erkeklik İnşası Üzerinden Bir Soru: Zeus mu, Kronos mu? Abraham mı, Tanrı mı? 

Baba Figürü ve Erkeklik İnşası “Baba bir kişi değil, bir yapı; bir ses değil, bir yankıdır.” Toplumsal sistemler sadece annelik üzerinden değil, babalık üzerinden de örülür. Ama baba figürü, yalnızca ailedeki bir rol değildir. Aynı zamanda erkekliğin aynası, gücün sınavı, yasanın taşıyıcısı ve çoğu zaman benliğin ilk yaralayıcısıdır. Çocuk için baba, ilk anlam dünyasının sınır

okumak için tıklayınız

Modernitenin Ritüel Kaybı: Anlamın Kırık Aynaları

Modernite, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir ilerleme, rasyonalizasyon ve bireyselleşme süreci vaat etti. Ancak bu dönüşüm, beraberinde önemli bir bedeli de getirdi: Ritüellerin kaybı veya dönüşümü.Geleneksel toplumlarda yaşamın her anına sirayet eden, bireyleri bir araya getiren ve anlam üreten ritüeller, modern dünyanın hızı, faydacılığı ve rasyonel aklı karşısında ya yok oldu ya da işlevini yitirdi. Ritüel

okumak için tıklayınız

“Kafesi açtığınızda bile yürüyemeyen köpek.”Kolektif Travma ve Öğrenilmiş Çaresizlik

“Kafesi açtığınızda bile yürüyemeyen köpek.” Bu güçlü imge, bireysel psikoloji sınırlarını aşarak toplumsal belleğin, özellikle de kadınların kolektif travma mirasının ifadesine dönüşür. Bu yalnızca bir bireyin özgürlük eylemini gerçekleştiremeyişi değildir; aynı zamanda nesiller boyunca devredilen bastırma, korku ve çaresizlik zincirinin ruhsal ve bedensel ifadesidir. 🔸 Öğrenilmiş Çaresizlik ve Annelik Rolü Psikolog Martin Seligman’ın ilk kez

okumak için tıklayınız

Doğayla İlişkimizin Arketipsel Krizi

“İnsanın doğaya savaşı”, sadece ekolojik bir kriz değil, aynı zamanda psikodinamik düzeyde benliğin kendi kökleriyle çatışmasının dışavurumudur. Bu savaşı anlamak için Freud’dan Jung’a, Fromm’dan Hillman’a uzanan bir çizgide bilinçdışı süreçlere bakalım. 🌿 1. Doğaya Savaş: Kendi İlksel Yanımıza Yabancılaşma İnsan doğaya savaş açtığında, aslında kendi içindeki “doğal olanı” — yani içgüdüleri, duyguları, kırılganlığı, sınırlılığı —

okumak için tıklayınız

İktidar, Din ve Kadın : Tarihin Sevdiği Üçleme

İktidar ve din gibi toplumsal olgular kadın üzerinde bu kadar ısrarla durmasının birkaç yapısal, psikolojik ve ideolojik nedeni var. Bunları politik psikoloji, toplumsal cinsiyet teorisi, psikanaliz ve siyasal ideoloji eleştirisi bağlamında şöyle açıklayabiliriz: 1. Kadın Bedeninin Denetimi = Toplumun Denetimi Kadın, biyolojik olarak doğurganlıkla ilişkilendirilir. Bu nedenle ataerkil toplumlarda kadın bedenini kontrol etmek, aynı zamanda

okumak için tıklayınız

“Annelik Kompleksi”, “Annelik Personası” ve “Anne Arketipi”

“Annelik kompleksi”, “annelik personası” ve “anne arketipi” genelde karıştırılır ama aslında oldukça farklı şeyleri temsil ederler. Bunları gündelik hayattan örneklerle, net bir şekilde ayıralım: 🧠 1. Annelik Kompleksi Kökeni: Psikodinamik düzeyde bireysel bilinçdışından kaynaklanır.İşleyişi: Bireyin (kadın ya da erkek) annelikle ilgili yaşadığı bilinçdışı çatışmalar, bastırmalar ya da aşırı özdeşleşmelerle ilgilidir. 📌 Örnek:Diyelim ki bir kadın

okumak için tıklayınız

Annelik Rolünün Arkasındaki Anne

🔹 Annelik Maskesinin Ardındaki Kadın “Rüyalarımda beni öldürmeye çalışan kadını hatırlıyorum. Pastoral annelik maskesinin arkasında bastırılmış bir öfke vardı.” Annelik, kültürel olarak kutsallaştırılmış, idealize edilmiş ve hatta doğallaştırılmış bir kimliktir. Oysa bu rolün ardında, çoğu zaman konuşulamamış, görülmemiş, bastırılmış bir kadın hikâyesi yatar. O kadın; çocukluğunu tamamlayamamış, arzularını ifade edememiş, duygusal ihtiyaçları ötelenmiş biridir. Ve

okumak için tıklayınız

Kadının İşlevselleştirilmiş Bedeni ve Tetris Metaforu

“Tetris’i etrafınızda tekrar tekrar bir daire içinde bir noktaya oynamak gibidir.” Bu cümle, yalnızca ev içi rutinin tekrarından söz etmez. Aynı zamanda kadının bedeninin, zamanının ve emeğinin sistematik biçimde işlevselleştirilişini gösterir. Metinde “ev”, bir yaşam alanı değil; çalışılması, sürdürülebilir tutulması ve göze hoş görünmesi gereken bir “iş alanı” olarak betimlenir. Kadın da bu sistemde hem

okumak için tıklayınız

“Ev, Annemin Bedeni ve Cesedi Mi”: Kristeva ve Foucault Üzerinden Bir Deneme

Kavramın kendisi çok belirsiz-kaotik bir ifadeyi çaprıştırsada üzerinde konuşmaya değer bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Biz bu ifadeyi derinleştirerek hem Julia Kristeva’nın “abject” (tiksinti/ayrışamayan beden) kavramı hem de Michel Foucault’nun “disiplin toplumu” ve “panoptikon” yaklaşımı üzerinden teorik örneklerle genişletiyorum: “Ev, annemin cesedi” metaforu, yalnızca kişisel bir travma betimi değil; aynı zamanda psikanalitik-feminist bir bilincin metaforudur.

okumak için tıklayınız

“Annemin korkusundan korkuyorum.”

🔹 1. Arketipsel ve Travmatik Annelik Deneyimi “Annemin korkusundan korkuyorum.” Bu cümle, yalnızca bireysel bir duyguyu değil; aynı zamanda kolektif, nesiller arası aktarılan bir korku hafızasını da açığa çıkarır. Jung’a göre, anne arketipi yalnızca bireysel annenin temsili değil, doğanın besleyici ve yıkıcı tüm yönlerini kapsayan bir kolektif imgedir. Jung bu konuda şöyle der: “Anne arketipi

okumak için tıklayınız

Normların Dekonstrüksiyonu: Derrida’nın Farklılık Kavramıyla Aile ve İlişki Normlarını Sorgulamak

Toplumun Normatif Aygıtları ve Farklılık Kavramı Jacques Derrida’nın différance kavramı, anlamın sabit olmadığını, sürekli ertelenen ve farklılıklarla inşa edilen bir süreç olduğunu öne sürer. Toplumun “normal” ilişki ve aile yapısını dayatan normları, bu bağlamda, sabit bir hakikat gibi sunulsa da, différance üzerinden sorgulandığında, bu normların tarihsel, kültürel ve ideolojik kurgular olduğu açığa çıkar. Heteronormatif evlilik,

okumak için tıklayınız

Çin Mitolojisinin Psikolojik ve Toplumsal Yansımaları

Arketiplerin Kolektif Bilinçdışındaki Yeri Çin mitolojisi, Jung’un kolektif bilinçdışı teorisiyle incelendiğinde, insanlığın evrensel sembollerini yansıtan zengin bir arketip hazinesi sunar. Bilge yaşlı, kahraman ve hilekâr tilki gibi figürler, Çin kültürünün tarihsel ve toplumsal dinamiklerine özgü biçimler alsa da, evrensel insan deneyimlerini ifade eder. Örneğin, bilge yaşlı arketipi, Konfüçyüsçü değerlerle harmanlanarak toplumu yönlendiren bir rehber olarak

okumak için tıklayınız