Kategori: Psikoloji

Ego’nun Yüksek Düzeyli İşlevlerinin Bile Savunmaya Dönüşebilmesi.

🧠 1. “Gözlem, duyarlılık ve eleştiri gibi… ego işlevleri” Normalde bunlar, sağlıklı bir ego’nun göstergesidir: Ama bu yetiler her zaman iyileşmeye hizmet etmez. Çünkü… 🛡️ 2. “… bu ego işlevleri bazen terapi sırasında analisti kendinden uzaklaştırmak ve benliğin diğer kısımlarını uzak tutmak için kullanıldıkları sürece…” Burada muazzam bir paradoks var: Hasta, “zekâsı” ile iyileşmeyi engelliyor

okumak için tıklayınız

Ulaşılamayan Hastalar

Özellikle ağır dissosiyatif yapılar, narsistik kırılmalar, ya da psikotik savunmalar taşıyan “ulaşılamayan hasta” ile çalışan analistlerin karşılaştığı derin klinik zorluklara biraz değinmek gerekiyor. 🧠 1. “Ulaşılamayan hasta” ve egodaki bölünme “Bu hastaların çoğunda bir kısım kişiliğin geri kalanından ayrı duruyor…” Bu ifade, egonun birliğinin zayıfladığı durumlara işaret eder. Bu bölünme, genellikle: Hasta, odada vardır ama

okumak için tıklayınız

”Bir bebek sevgi görmeksizin beslenebilir, ama sevgisiz ya da kişisel olmayan yönlendirme yeni, özerk bir insan yavrusu üretmeyi başaramaz.”

Bu cümle, hem psikodinamik gelişim kuramı hem de Winnicott ve Bowlby gibi bağlanma kuramcıları açısından son derece çarpıcı ve derinlikli bir önermeyi dile getiriyor. 🍼 1. “Bir bebek sevgi görmeksizin beslenebilir…” Bu ifade, temel bir gerçeği saptar: Biyolojik yaşam sürdürülebilir; ama ruhsal yaşam, bağ olmadan gelişemez. Yani: Ama bu, bir insanın oluştuğu anlamına gelmez. 🧠

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumunun Birey ve Toplum Üzerindeki Etkileri

Sürekli Görünürlüğün Zihinsel Yükleri Şeffaflık toplumu, bireylerin her an görünür ve erişilebilir olmasını talep eden bir düzen yaratır. Byung-Chul Han’ın perspektifinden bakıldığında, bu sürekli görünürlük, bireyin zihinsel sağlığını derinden etkiler. Kişi, sosyal medyada, iş yerinde ya da kamusal alanda kendini sürekli sergilemek zorunda hisseder. Bu durum, bireyde kronik bir kaygı hali üretir; çünkü her hareket,

okumak için tıklayınız

Gazze’nin Tarihsel ve Etik Sorgusu: Babil Sürgünü’nden Filistin’e Kurban Narratifleri

Babil Sürgünü’nün Anlamı Babil Sürgünü (MÖ 587-538), Yahudi halkının Kudüs’ten sürülmesi, tapınaklarının yıkılması ve Babil’de esaretle geçirdiği yıllarla tarihe kazınmıştır. Bu dönem, Yahudi kimliğinde derin bir yara açmış, sürgün, kayıp ve yeniden doğuş temalarını kolektif bilinçlerine işlemiştir. Sosyolojik açıdan, bu travma, bir topluluğun kendini “mağdur” olarak tanımlamasının ilk taşlarını döşemiştir. Antropolojik olarak ise, sürgün, Yahudi

okumak için tıklayınız

Kimliklerin Yaratımı: Öz ile Avatar Arasında Bir Yolculuk

İçsel Keşfin İlk Adımları Birey, modern dünyanın karmaşasında kim olduğunu sorgularken, önce hangi yüzlerinin dış dünyanın elleriyle yoğrulduğunu anlamalıdır. Toplumun beklentileri, sosyal medyanın beğeni döngüleri ya da kültürel normlar, bireyin avatarlarını şekillendiren görünmez heykeltıraşlardır. Jung’un bastırılmış duyguları temsil eden gölge arketipi, bu keşfin anahtarını sunar: Öfkeler, arzular, utançlar… Bunlar, bireyin otantik özüne giden patikada saklı

okumak için tıklayınız

Projeksiyonun Beş Aşaması: Ruhun Kendine Dönüş Yolculuğu

(James Hollis’in Jungcu perspektifiyle) İçimizdeki bazı parçalar, taşıyamadığımız anda dışarı taşar. Bir kişiye, kariyere, çocuğumuza ya da bir ideale… Onlara “gerçekmiş gibi” tepki veririz, aslında kendimizi görürüz. İşte projeksiyon dediğimiz bu psikolojik süreç, beş duraktan geçer. Bir şey bizi “tetikler”. İçsel bir enerji, taşıyamadığımız bir parça dışarı fırlar ve bir nesneye yapışır: bir kişiye, mesleğe

okumak için tıklayınız

Yaşamın Size Yönelttiği Sorular 

James Hollis –Yaşamın İkinci Yarısında Anlam Arayışı – Sonunda Gerçek Anlamda Nasıl Büyürüz ? Kitabından  • Yaşam yolculuğunuzda sizi buraya, şu ana getiren şey nedir? • Hangi tanrılar, güçler, aile, sosyal ortam, hakikatinizi şekillendirmiş, beslemiş veya onu kısıtlamış olabilir? • Kimin hayatını yaşıyorsunuz? • Neden her şey yolundayken bile ters giden bir şeyler var gibi

okumak için tıklayınız

“Cinsiyet Performanstır” Ne Demektir?

“Cinsiyet performanstır” (Gender is performative) ifadesi, çağdaş felsefe ve toplumsal cinsiyet çalışmalarının en temel ve en çok tartışılan fikirlerinden biridir. Bu kavram, özellikle Amerikalı filozof ve teorisyen Judith Butler’ın 1990 tarihli çığır açan eseri “Cinsiyet Belası” (Gender Trouble) ile popülerleşmiştir. Bu ifadenin ne anlama geldiğini, ne anlama gelmediğini ve getirdiği sonuçları daha iyi anlamak için

okumak için tıklayınız

Kurtuluş Reçetesi: “Basit Çözüm” ve “Net Düşman” – Modern Erkek Radikalleşmesinin İki Yüzü

Modern dünyada yolunu kaybetmiş, ekonomik ve sosyal baskı altında hisseden bir erkek için sunulan bir “kurtuluş reçetesi” var. Bu reçete, karmaşık sorunları basitleştiren, kafa karışıklığını gideren ve takip etmesi kolay bir yol haritası sunan iki temel unsurdan oluşur: Biri parlak bir hedef, diğeri ise o hedefe ulaşmayı engelleyen karanlık bir gölge. Bu iki ilke, tek

okumak için tıklayınız

“Bastırma Nedir? Neden Geri Döner?”

“Konuşulamayan şey, semptoma dönüşür.”— Sigmund Freud Bastırma, Freud’un psikanalize kazandırdığı en temel kavramlardan biridir.Ama bastırma yalnızca bireylerin değil, toplumların da başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır. Her bastırma, aynı zamanda bir “anlatı kesintisidir.”Söyleyemediğin, söyleyemediğin için unutmaya çalıştığın, unuttukça vücutta, ilişkide, sokakta karşına çıkan bir yük. 🧠 Bastırma Nedir? Psikanalitik açıdan bastırma (repression), ego’nun rahatsız edici, çatışmalı ya

okumak için tıklayınız

Cesur Yeni Dünya’nın Gölgesinde: Göbeklitepe’den Toplumsal Kontrolün Doğuşuna

Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya adlı eseri, teknolojinin ve toplumsal düzenin bireysel özgürlükleri yutan bir makineye dönüştüğü distopik bir geleceği resmeder. Ancak bu distopik vizyon, insanlık tarihinin çok daha erken bir döneminde, Göbeklitepe ve Karahantepe gibi arkeolojik alanlarla başlayan avcı-toplayıcı yaşamdan tarım toplumuna geçişle bağlantılıdır. Bu geçiş, bireyin doğayla bağını kopararak toplumsal düzenin çarklarına tabi

okumak için tıklayınız

“Sistemin Asıl Mağduru Sizsiniz”: Erkek Mağduriyeti Anlatısının Tehlikeli Cazibesi

“Modern dünya ve feminizm, erkekliğinizi elinizden aldı. Sistemin asıl mağduru sizsiniz.” Bu cümle, son yıllarda internetin derinliklerinden siyasetin ana akım koridorlarına kadar sızan, zehirli ve bir o kadar da baştan çıkarıcı bir fısıltıdır. Sadece bir slogan değil, genç erkeklerin kafa karışıklıklarını, ekonomik kaygılarını ve kimlik bunalımlarını hedef alan, özenle inşa edilmiş bir mağduriyet anlatısının temel direğidir. Bu

okumak için tıklayınız

Çiçeklerin Sanatta ve İnsan Bilincindeki Yeri

Görsel Sanatta Çiçeklerin Sembolik Derinliği Çiçekler, insan bilincinin kırılgan, geçici ve aynı zamanda dirençli doğasını yansıtan evrensel bir ayna olarak sanat tarihinde yer bulur. Van Gogh’un ayçiçekleri, sarının coşkun titreşimleriyle yaşam sevincini haykırırken, aynı zamanda solgunlukla ölümü fısıldar. Monet’nin nilüferleri ise suyun yüzeyinde süzülerek varoluşun hem sakin hem kaotik doğasını kucaklar. Bu imgeler, insanın yaşam,

okumak için tıklayınız

Kralın Annesi Olmak: “Erkek Annesi” Kültürü Narsist ve Yıkıcı Erkekleri Nasıl Yaratıyor?

Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir kimlik var: “Erkek Annesi” (Boy Mom). Bu, sadece oğlu olan bir anneden daha fazlasını ifade eden, adeta bir alt kültür haline gelmiş bir kimlik beyanıdır. “Evdeki tek kraliçe benim, ta ki oğlum evlenene kadar”, “Erkekler böyledir, ortalığı dağıtır”, “Gelecekteki kız arkadaşına şimdiden üzülüyorum” gibi esprili olduğu varsayılan ifadelerle kendini

okumak için tıklayınız

Geçmişten Günümüze Mahremiyetin Dönüşümü: Baskı, Kültürel Benimseme ve Dürtünün Merkezileşmesi

“Eskiden bastırılan” şey neydi? Neden bastırılıyordu?“Mahremiyet” neden toplumsal bir değerdi?Ve bugün neden bu kadar dürtü odaklı bir kültürel yapıya sürüklendik? 1. Eskiden bastırılan neydi? Ve neden bastırılıyordu? Freud’a göre toplumsal yaşamın temeli, bireysel arzuların bastırılmasıyla mümkündür. Toplum kuralları, bireyin sınırsız haz arayışını denetim altına alır.İnsanın saldırganlık, cinsellik ve kıskançlık gibi dürtüleri, medeniyetin “bedeli” olarak sınırlanır.

okumak için tıklayınız

Tanrı’nın Ölümü ve Modern Bireyin Varoluşsal Arayışı

Nietzsche’nin Tezi ve Modernitenin Boşluğu Nietzsche’nin “Tanrı’nın ölümü” tezi, modern dünyada anlamın çöküşünü ilan eder. Tanrı, bir zamanlar evrenin anlamını çerçeveleyen ahlaki ve metafizik bir merkezdi; onun ölümü, bireyi uçsuz bucaksız bir evrende yapayalnız bırakır. Bu, modern bireyin psişik dünyasında derin bir yankı uyandırır: Anlam arayışı, artık kutsal bir metne ya da ilahi bir otoriteye

okumak için tıklayınız

“Dindarlık Azalıyor, İnançsızlık Artıyor” Söyleminin Bedensel, Tarihsel, Politik, Etik ve Varoluşsal Katmanları Bölüm 2

🌍 1. Bedenden Kopuş: Tanrıyı Ararken Toprağı Kaybetmek İnanç sadece Tanrı’ya değil, yaşama, bedene, doğaya ve başkasına duyulan bir bağdır.Dindarlık azalırken, yalnızca Tanrı figürü değil; ritüelle gelen bedensel düzen, toplumsal zaman, tekrarın sağaltıcılığı da dağılır. 👉 Bugün postmodern birey bedeniyle bağ kurmakta zorlanır çünkü bir ritüel dizgesi yoktur.Yoga’yı da, meditasyonu da, detoksu da tüketir —

okumak için tıklayınız

İnsanın Doğayla Savaşının Psikodinamiği

İnsanın doğaya savaşı, yalnızca bir çevre meselesi değildir; bu, insanın hakikatle ilişkisini, benliğiyle çatışmasını, iktidar yapılarını, bilinçdışını, hatta varoluşsal korkularını açığa çıkaran çok katmanlı bir dramadır. Şimdi bu olguyu multidisipliner olarak açalım. Psikanaliz, felsefe ve siyaset kuramını iç içe geçirerek: 🔥 1. Psikodinamik Yaklaşım: Doğayla Değil, Gölgeyle Savaş Jung: İnsan doğaya savaş açtığında, aslında içindeki

okumak için tıklayınız

“Benim Senin Oğlun Olmam Seni Benim Babam Yapmaz”: Gerçek Babalık Ne Gerektirir?

Bu çarpıcı söz, biyolojik bağın ötesinde, babalığın derin ve çok boyutlu bir ilişki olduğunu vurgular. Bir çocuğu dünyaya getirmek ya da bir ebeveynlik rolünü üstlenmek, tek başına “baba” olmak anlamına gelmez. Gerçek babalık, kan bağının çok daha ötesine geçen, sevgi, sorumluluk, rehberlik ve özveriyle örülü bir yolculuktur. Peki, gerçek bir baba olabilmek için nelere ihtiyaç vardır? Kısacası, babalık bir

okumak için tıklayınız