Kategori: Psikoloji

Kolektif Bilinçdışının Devlet Sembolleriyle Dansı

Carl Gustav Jung’un semboller ve kolektif bilinçdışı kavramları, insan psişesinin derinliklerinde yatan evrensel anlam kalıplarını işaret eder. Devlet destekli eğitim sistemlerinde kullanılan semboller –bayraklar, ulusal marşlar, törenler ve ritüeller– bu evrensel kalıplarla bireylerin bilinçaltını şekillendiren güçlü araçlar olarak ortaya çıkar. Sembollerin Arketipsel Kökleri Jung’a göre semboller, kolektif bilinçdışında kök salmış arketiplerin dışa vurumudur. Bayraklar, marşlar

okumak için tıklayınız

Sanatın Terapötik Dönüşümü: Freud’un Yüceltme Kavramı ve Çift Terapisinde Yaratıcı İfade

Freud’un Yüceltme Kavramı ve Sanatın Psişik Kökenleri Freud’un yüceltme (sublimation) kavramı, insanın bastırılmış arzularını ve içsel çatışmalarını sanatsal yaratıma dönüştürerek toplumsal olarak kabul edilebilir bir forma büründürmesini ifade eder. Bu, yalnızca bireyin kaotik dürtülerini dizginlemesi değil, aynı zamanda bu dürtüleri estetik bir düzlemde yeniden inşa etmesidir. Sanat, Freud için bir tür arınma sahnesi; bilinçdışının fısıldadığı

okumak için tıklayınız

Habeşistan’ın Manisa Topraklarındaki Kültürel İzleri: Bourdieu’nün Kültürel Sermaye Merceğinde Bir İnceleme

Kültürel Sermayenin Dokusu Pierre Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramı, bireylerin ve toplulukların toplumsal hiyerarşilerde konumlanmasını sağlayan sembolik birikimleri ifade eder. Manisa’daki Etiyopya kökenli topluluklar, Habeşistan’dan taşıdıkları dil, ritüel ve tarihsel hafıza ile bu sermayeyi yerel bağlama uyarlamaya çalışır. Ancak bu süreç, ne bir masalsı uyum ne de distopik bir çatışma hikâyesidir. Topluluk, yerel halkın tarım pratikleri

okumak için tıklayınız

Otizmin Özgünlüğü: Farklılığın Derinlikleri

Bireysel Algının Benzersizliği Otizmin en dikkat çekici farkı, bireylerin dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerinde yatıyor. Otizmli bireyler, genellikle duyusal girdilere karşı aşırı hassasiyet veya duyarsızlık gösterir; bu, bir sesin, dokunuşun ya da ışığın diğerlerinden farklı yoğunlukta deneyimlenmesine neden olabilir. Örneğin, bir marketin floresan ışığı bazıları için dayanılmaz bir gürültü gibi hissedilebilirken, diğer özel gereksinimli bireylerde

okumak için tıklayınız

Winnicott’un “Potansiyel Mekân” Kuramı Bağlamında Ne Yapılmalı, Neden Yapılmalı ve Sonuçları Ne Olur ?

✅  Yapılması Gerekenler: Liste, Açıklama ve Yorum 1. Bebek-anne ve bebek-ebeveyn ilişkisinin ilk evrede korunması 📌  Açıklama: Çocuğun yaşamının erken döneminde kurduğu güvenli, tutarlı, duyarlı ilişki, onun potansiyel mekânını inşa edebilmesi için şarttır. Bu ilişki; ihtiyaçlara zamanında cevap verilmesi, duyguların ayna tutulması ve “yeterince iyi” bir bakım deneyimiyle şekillenir. 💬  Yorum: Bu, bireyin ayrılık deneyimini

okumak için tıklayınız

Ailenin Tarihsel Terapisi: Foucault’nun Söylem Analizi Işığında

Söylemin Gücü ve Ailenin DoğuşuMichel Foucault’nun tarihsel söylem analizi, kavramların ve kurumların, tarihsel süreçlerde güç ilişkileri aracılığıyla nasıl inşa edildiğini ortaya koyar. Aile, modern toplumlarda bir sevgi ve dayanışma yuvası olarak idealize edilse de, Foucault’nun merceği altında bu kavram, tarihsel güç dinamiklerinin bir ürünü olarak belirir. Aile, yalnızca bireylerin bir arada yaşadığı bir birim değil,

okumak için tıklayınız

Jung’un Arketipleri ve Sanat Terapisi

Arketiplerin Kadim Çağrısı Carl Gustav Jung’un mitolojik arketiplerle çalışması, insan psişesinin derinliklerinde yankılanan evrensel sembollerin bir haritasını çizer. Kahraman, bilge, ana, gölge gibi arketipler, mitolojilerin kadim hikâyelerinden süzülerek modern insanın bilinçaltına yerleşir. Sanat terapisi, bu arketipleri bir ayna gibi kullanarak bireyin iç dünyasını görünür kılar. Bir tablodaki kaotik fırça darbeleri ya da bir heykelin sessiz

okumak için tıklayınız

Bir İlişkide Haset Yaşadığımı Pratik Şekilde Nasıl Anlarım ?

Bir ilişkide haset yaşadığını anlamak, duygularını farkındalıkla gözlemlemeyi ve belirli işaretlere dikkat etmeyi gerektirir. Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında haset, “benim olmayan bir şeye sahip olma isteği” olarak tanımlanır ve yetersizlik hissiyle tetiklendiği belirtilir (s. 70). Aşağıda, bir ilişkide (romantik, arkadaşlık veya ailevi) haset yaşadığını pratik bir şekilde anlaman için Çalak’ın psikanalitik çerçevesine dayanan,

okumak için tıklayınız

Down Sendromu: İnsanlığın Çeşitliliğine Bir Bakış

Biyolojik Gerçeklik ve İnsan Deneyimi Down sendromu, 21. kromozomun fazladan bir kopyasıyla doğan bireylerin genetik bir durumudur; ancak bu durum, yalnızca biyolojik bir farklılık olarak ele alınamaz. İnsan deneyimini şekillendiren duygular, ilişkiler ve toplumsal bağlarla iç içedir. Bu bireyler, öğrenme güçlükleri, fiziksel özellikler veya sağlık sorunlarıyla tanımlanırken, aynı zamanda sevgi, neşe ve yaratıcılık gibi evrensel

okumak için tıklayınız

Algının Kavrayışın Yerini Alması Mesesi

Bu ifade — “Algı, kavrayışın yerini alır” — hem felsefi hem de psikanalitik açıdan çok katmanlı ve rahatsız edici bir gerçeğe işaret eder. 🔍 1. İfade Ne Demek? Algı: Duyusal deneyime dayalı yüzeysel görme, işitme, hissetme gibi tepkisel farkındalıktır. Kavrayış (comprehension): Derinlemesine anlama, bağlam kurma, içselleştirme ve anlamlandırma eylemidir. Bu durumda: “Algı, kavrayışın yerini alır”

okumak için tıklayınız

Öfke Ve Hasedi Birbirinden Ayırmak Mümkün Mü ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına göre, öfke ve haseti ayrıştırmak için şu pratik adımları ve gündelik hayat örneklerini kullanabilirsin: Hasetin İşaretleri: – Kıyaslama ve Yetersizlik: Birinin sahip olduğu bir şeye imrenip kendini eksik hissediyorsun. Mesela, iş yerinde bir arkadaşın övgü alıyor, sen ise “Neden ben değil?” diye düşünüyorsun. Bu, haset. – Rahatsızlık: Birinin mutluluğu

okumak için tıklayınız

Algının Tarihsel Süreci ( Psikanalitik Yaklaşımla )

“Algının tarihsel süreci” dediğimiz şey, sadece felsefi bir mesele değil; aynı zamanda psikanalitik gelişimin, öznel deneyimin ve estetik bakışın temelidir. Şimdi bunu hem psikanalitik hem fenomenolojik hem de ontolojik düzeyde açıklayayım: 🌀  Algının Tarihsel Süreci Nedir? Bu ifade, şunu ileri sürer: “Algı doğrudan, nötr, çıplak bir süreç değildir. Kişinin görülme deneyimleriyle, duygusal tarihçesiyle, öznel gelişimiyle

okumak için tıklayınız

Aynadaki Yüz: Winnicott’un Terapide “Görülmek” Felsefesi

“İyileşmedim ama ilk kez biri beni gördü.” Bu cümle, modern psikoterapinin entelektüel çözüm üretme telaşının ötesinde, insanı temel bir yere — “görülmeye” — çağırır. Donald Winnicott’un annelik ve terapi işlevi üzerine geliştirdiği düşünceler, terapötik ilişkinin kalbindeki en incelikli soruya yönelir: Terapist, hastaya onu nasıl geri verir? 1. Annenin Yüzü: İlk Ayna, İlk Tanıklık Winnicott’a göre

okumak için tıklayınız

Haftanın Kitap Önerisi : Çocuğunuz Bozuk Değil – Heidi Mavir

Toplumun dar kalıpları içinde “uygun” olanı tanımlarken dışarıda bıraktığı tüm çocuklar ve onların yanında dimdik duran ebeveynler için yazılmış bir başucu kitabı… Heidi Mavir, kendi deneyiminden yola çıkarak hem açık sözlü hem de içten bir dille sesleniyor: Nöroçeşitli çocuklarınızla ilgili bir sorun yok. Asıl sorun, onları anlamayan sistemde, sabırsız yargılarda ve kalıplaşmış beklentilerde. Bu kitap;

okumak için tıklayınız

Çiçeklerin Ontolojik Tiyatrosu: İnsanlığın Kökleri ve Açan Bilinçleri

Varoluşun Botanik KodlarıÇiçekler, biyolojik işlevlerinin ötesinde, insan zihninin ontolojik sorgulamalarına cevap veren sessiz filozoflardır. Heidegger’in “Dasein” kavramı çerçevesinde, çiçeklerin zamansal açılımları – tomurcuklanma, çiçeklenme ve solma – insanın “orada-olma” halinin bir mikrokozmosudur. Japon “mono no aware” estetiği, kiraz çiçeklerinin geçiciliğinde insanın kendi faniliğiyle yüzleşmesini sağlarken, Azteklerin savaş çiçeği (Cempoalxochitl), ölüm ve yeniden doğuş arasındaki kutsal

okumak için tıklayınız

Negatif Diyalektik ve Öznelliğin Etiği: Adorno’nun Çelişkileri ve Terapistin Sorumluluğu

Negatif Diyalektik Yaklaşım Theodor W. Adorno’nun negatif diyalektik yaklaşımı, bireyin toplumsal yapılarla olan çatışmalı ilişkisini ve öznelliğin bu gerilim içindeki varoluşsal mücadelesini anlamak için güçlü bir felsefi çerçeve sunar. Bu yaklaşım, bireyin kendi benliğini koruma çabasını, toplumsal baskıların ve ideolojik aygıtların yarattığı çelişkiler üzerinden ele alır. Negatif diyalektik, mutlak bir çözüme ya da uzlaşmaya yönelmek

okumak için tıklayınız

“Sevilmediğim, görülmediğim ve yönlendirilmediğim bir boşlukta büyüdüm.”

Babanın Yokluğunun Kız ve Erkek Çocuktaki Yansımaları “Yok Baba” deneyiminin kız ve erkek çocuk üzerindeki izleri farklı yönlerde gelişir ama ortak bir duyguya yaslanır: “Sevilmediğim, görülmediğim ve yönlendirilmediğim bir boşlukta büyüdüm.” Kız çocukta ve erkek çocukta bu durum psikanalitik, sembolik ve davranışsal düzeyde nasıl tezahür eder? 👧 Kız Çocukta Yok Baba: Sevgi Açlığı ve Eril

okumak için tıklayınız

Gölge, Fantezi ve Babasızlık – Politik Psikodinamiğe Giriş

Politik psikodinamik, bireylerin ve toplumların bilinçdışı dinamiklerini, gölge arketipler, kolektif fanteziler ve otorite figürlerinin yokluğu (babasızlık) üzerinden inceler. Bu kısa giriş, insan davranışlarının politik alandaki yansımalarını anlamak için psikanalitik bir çerçeve sunar. Bölüm 1: Liderlere Kolektif Gölge Projeksiyonu “Ben yapamıyorsam, o yapsın.” Toplumların içsel çatışmaları, bastırılmış duyguları ve yüzleşemedikleri arzuları zaman zaman tek bir figürde

okumak için tıklayınız

Günümüz Politik Baba Figürleri: Sevgi Vermez Ama Disiplin Eder

Günümüz politik arenadaki “baba figürü” temsillerini hem psikanalitik, hem ideolojik, hem de toplumsal bilinçdışı düzlemde eleştirel olarak okuyalım. Bu okuma; liderleri kişiler olarak değil, temsil ettikleri arketipler ve kolektif fanteziler üzerinden analiz edecektir. Politik liderler, özellikle kriz dönemlerinde halkın bilinçdışında bir **“baba ihtiyacı”**nı karşılar. Bu baba figürü: Bu figürü şimdi üç büyük eksende analiz edelim:

okumak için tıklayınız

”Ev, Sınıfsal Bilinçdışıdır. ”

Mekân, sadece mimari değil, ideolojik ve duygusal olarak da kodlanır. Yani ev dediğimiz şey sadece duvarlar ve çatılar değil; sınıf, aidiyet, bastırılmışlık, korunma arzusu ve dışlanma korkusu gibi derin anlamlar taşır. Şimdi bu düşünceyi çok yönlü bir şekilde açalım:”Ev, sınıfsal bilinçdışıdır” cümlesi üzerine kuracağımız bu açılım, hem mekânın psikoanalitik anlamları, hem de toplumsal yapının bastırdığı

okumak için tıklayınız