Kategori: Psikoloji

Babalar : Devlet Baba ile İdeal Baba

“Devlet Baba” ile “ideal baba” figürünün eksikliği, hem bireysel bilinçte hem kolektif yapıda derin travmalar ve krizler yaratır. 🏛️ “Devlet Baba” ile “İdeal Baba”nın Eksikliği: Psikopolitik Bir Okuma 🧠 1. İdeal Baba: İçsel Rehber ve Duygusal Koruyucu Jung’a göre ideal baba, dışsal bir kişiden çok, bireyin içinde zamanla gelişen ve benliğe yön veren bir yapıdır:

okumak için tıklayınız

Babanın Yokluğu : ” Yok Baba ”

“Yok Baba” ifadesi, yalnızca fiziksel olarak ortada olmayan bir babayı değil, sembolik, duygusal, ilişkisel ve psikolojik olarak eksik olan bir baba figürünü tarif eder. 🧠 1. Psikanalitik Tanım: Baba Var Ama Yok Lacan’a göre “Baba’nın Adı” (Le nom du père), sembolik düzenin temsilcisidir: “Yok Baba”, çocuğun iç dünyasında yerleşmemiş sembolik bir yasa demektir. 📌 Var

okumak için tıklayınız

Günümüz Dünyası ve Haset İlişkisi : Neler Oluyor ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında, günümüz dünyası ile haset arasındaki ilişki, modern toplumun yapısal ve kültürel dinamiklerinin bu duyguyu nasıl körüklediği ve bireylerin ruhsal gelişimini nasıl sekteye uğrattığı üzerine detaylı bir şekilde ele alınıyor. Çalak, özellikle kapitalist sistem, tüketim kültürü ve dijitalleşme gibi unsurların haseti artırdığını ve insan ilişkilerini yüzeyselleştirdiğini vurguluyor. Aşağıda, bu ilişkiyi

okumak için tıklayınız

Hasedi Anlamak; Bazı Psikanalistlerin Görüşleri

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında, haset duygusunu ve insan psikolojisini anlamak için çeşitli psikanalitik teorisyenlerden ve yazarlardan alıntılar yapılıyor. Çalak, bu yazarların fikirlerini kendi çerçevesine entegre ederek hasetin kökenini, gelişimini ve toplumsal etkilerini ele alıyor. Aşağıda, kitapta adı geçen yazarlar ve temel fikirleri özetlenmiştir: 1. Melanie Klein 2. Sigmund Freud 3. Donald W. Winnicott

okumak için tıklayınız

Günlük Yaşamın Psikofarmakolojisi: Haplar Gerçekten Çözüm mü?

Hepimiz bir şekilde uyuşturucu kullanıyoruz, ancak Jamieson Webster’ın 2018 tarihli “Günlük Yaşamın Psikofarmakolojisi” adlı eserinde belirttiği gibi, bu “eski moda, yasadışı tür” değil, ilaç şirketleri tarafından üretilen haplar. Bir psikanalist olarak Webster, insanların “günlük dozlarının ekranından” veya onsuz dinlendiği zamanlarda, doğal ritimlerinin dramatik bir şekilde değiştiğini gözlemledi. Peki, duygu, ilgi, heyecan, savunma, ilişki kurma, hafıza

okumak için tıklayınız

Haset Nasıl Artar veya Azalır ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına dayanarak, haset duygusunu artıran faktörleri anlamak için bireysel, psikolojik ve toplumsal düzeydeki dinamikleri ele almak gerekir. Çalak, hasetin insan doğasında var olan bir enerji olduğunu ve bu enerjinin çeşitli koşullar altında yoğunlaşabileceğini vurgular. Aşağıda, haseti artıran başlıca unsurları detaylı bir şekilde açıklıyorum: 1. Yetersizlik ve Değersizlik Hissi 2. Kıyaslama

okumak için tıklayınız

Hasedimizi Kontrol Edebilir Miyiz ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında hasedin kontrol edilmesi, bu duygunun insan doğasının bir parçası olarak kabul edilip doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Haset, temel bir enerji kaynağı olarak doğuştan geldiği için tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak bilinçli bir çaba ve kişisel gelişimle yönetilebilir hale getirilebilir. Aşağıda, hasedi kontrol etmek için Çalak’ın sunduğu bakış

okumak için tıklayınız

Aynanın Kırılması: Winnicott’la Narsisistik Yaraya Bakmak

D. W. Winnicott’un düşüncelerini bugünün meseleleriyle buluşturmayı denemek psikanalizi anlamama oldukça katkı sunuyor. Onun kitaplarındaki derinliği farkettikçe yaklaşımının çok katmanlı ve derinliğiyle algımın farklılaştığını hissediyorum. Bu yazıda onun Oyun ve Gerçeklik kitabındaki bazı önermelerden hareketle konuya yaklaşımını tartışmaya açtım. “Ayna bakmak içindir. Ama bazen sadece bakılmak içindir.” İnsanın kendine temas etmesinin en kadim yollarından biri,

okumak için tıklayınız

İktidarlar neden halkı özellikle zor zamanlarda manipüle etmek zorundadır?”

🔹 1.  Kolektif Anksiyete ve Kontrol İhtiyacı Zor zamanlar = belirsizlik, kaos, kriz. İnsan zihni kaosu sevmez. Kaos karşısında en temel dürtü: anlam üretmek ve güvende hissetmektir. ➡️ İşte iktidarlar burada devreye girer. Halkın belirsizlik karşısındaki anksiyetesini anlamlandırma hikâyeleriyle yatıştırırlar. Ama bu hikâyeler genellikle gerçeği değil, korkuyu yönetecek mitleri içerir. Çünkü korkuyu yöneten, kalabalığı yönetir.

okumak için tıklayınız

“Yetersiz Anne, Öfkeli Çocuk: Aktarımda Rol Değişimleri”

Terapi odasının en canlı, en zorlayıcı ve en dönüştürücü dinamiklerinden birini, yani geçmişin hayaletlerinin sadece ortaya çıkmakla kalmayıp, rollerin sürekli değiştiği bir tiyatro oyununa dönüştüğü anları işaret ediyor. Psikanalitik terapi, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini anlamak üzerine kuruludur. Ve hiçbir geçmiş, erken dönem anne-çocuk ilişkisi kadar bugünün üzerinde kalıcı bir iz bırakmaz. Anne “yetersiz” olduğunda –

okumak için tıklayınız

Gündeliğin Dili: Dünyayı Sürekli Karşı Tarafın Gözüyle Görmek

🧠 “Karşı Taraf Gibi Düşünmeye Başlama” Nedir? Bu, genellikle şunların ifadesidir: Bu hâl, derin bir bağ kurma ihtiyacının ifadesi olabileceği gibi, ayrışamamış bir benlik yapısının göstergesi de olabilir. 🧬 1. İlkel Özdeşim (Primitive Identification) Çocuklukta anneyle simbiyotik ilişkide: Bebek annenin yüz ifadesiyle, sesiyle, duygularıyla bir olur. Yetişkinlikte ise kişi stres altında veya yoğun aktarım durumunda:

okumak için tıklayınız

İyiyim, Gerçekten mi?” – İyileşiyor Gibi Görünmenin Psikodinamiği

Terapi sürecinin en yanıltıcı ve en hassas anlarından birini, yani sahte bir iyilik halinin ardındaki karmaşık dinamikleri anlamak önemlidir. Terapide “İyiyim” demek, bazen en güçlü direniş cümlesi olabilir. Terapi odası, acıların, çatışmaların ve umutların dile geldiği bir sahnedir. Aylarca süren zorlu çalışmanın ardından, hasta bir gün seansa gelir ve o sihirli cümleyi söyler: “Biliyor musunuz,

okumak için tıklayınız

Psikoterapide “Kaygan Balık” Metaforu

“Kaygan balık” metaforu, yalnızca bir rüya imgesi değil; psikodinamik ilişkinin kalbinde atan bir varlık temsilidir. 🎭 “Kaygan Balık”: Ruhun Tutulamaz Parçası Rüya anlatısı üzerinden gidelim: “Bir anne bir bebeği yıkamaya çalışıyordu. Bebek, kaygan bir balık gibi elinden kayıyor, tutulamıyordu. Sonra suyun altında yüzüstü yatıyor, neredeyse boğuluyordu.” Bu imgeyi hem klinik hem mitolojik hem de beden

okumak için tıklayınız

Duyulmayan Sesler

Kaygan Parça, İçsel Müttefik: İlişkisel Tutulmanın Doğuşu “Beni tutamazsın. Ama tuttuğunda da dağılabilirim.”— Ulaşılamayan hastanın sessiz fısıltısı I. Sessizliğin Kıyısında: Ulaşılamayan Hastanın Anatomisi Ulaşılamayan hasta, terapi odasında fiziksel olarak bulunmasına rağmen, ruhsal olarak bir buhar gibi dağılır.Kimi zaman uykuludur, kimi zaman yorgun, kimi zaman saldırgandır.Ama bu davranışların ardında, genellikle tek bir ortak kök yatar: Tutulamamış

okumak için tıklayınız

Hastanın, terapistini “yetersiz anne” konumuna yerleştirmesi ne anlama gelir?

Bu cümle, aktarımsal dinamiğin merkezine nokta atışı yapan, terapötik ilişkideki en yoğun sahnelerden birine işaret ediyor. “Beni zavallı, aşağılık, yetersiz bir anne yapmak istediğini belirttim.” Bu ifade, hastanın analiste bilinçdışı olarak hangi rolü atadığını, hangi duygusal geçmişi sahneye getirdiğini ve analistin bunu nasıl yansıttığını gösteriyor. Şimdi birlikte açalım: 🎭 1. Terapisti “yetersiz anne” konumuna yerleştirmek

okumak için tıklayınız

Tapınak Şövalyeleri’nin Mirası: Gizem ve Anlam Arayışı

Tarihin Derinliklerinde Bir Efsane Tapınak Şövalyeleri, 12. yüzyılda Haçlı Seferleri’nin ateşinde doğdu: Kudüs’ün kutsal yollarında hacıları koruyan, hem kılıç hem dua taşıyan savaşçı-rahipler. Ancak bu tarihsel gerçeklik, zamanla mitolojik bir örtüye büründü. Şövalyeler’in hazineleri, gizli ritüelleri ve kayıp bilgeliği, modern hayal gücünde birer sembole dönüştü. Antropolojik açıdan, bu dönüşüm, insanlığın kolektif bilinçaltında kahraman ve hain

okumak için tıklayınız

Analistin Dili, Hastanın Kulakları: Bağlamın Kaydığı Anlar”

Bu, psikanalitik terapinin kalbinde yer alan o hassas, karmaşık ve inanılmaz derecede verimli dinamiği özetleyen bir konudur. Terapi odası, kelimelerin laboratuvarıdır; ancak bu laboratuvarda, analistin ağzından çıkan bir formül, hastanın kulaklarında bambaşka bir kimyasal reaksiyona neden olabilir. Psikanalitik terapi, en basit tanımıyla bir konuşma tedavisidir. Ancak bu konuşma, gündelik hayattaki diyaloglardan temelden farklıdır. Burası, bir

okumak için tıklayınız

Hasta-Danışanlar Terapistleri Yanlış Anlamaya Meyillidirler Çünkü :

Bu süreç terapötik ilişkideki aktarımın en keskin yüzlerinden biriyle bizi karşı karşıya bırakıyor: Yorumların “yanlış anlaşılması”, çarpıtılması ve kışkırtma amacıyla kullanılması. Bu durumu açmak için birkaç temel boyutta ilerleyelim: 🧠 1. “Yorumları kışkırtıcı bir şekilde yanlış anlarlar…” Bu “yanlış anlama”, rastlantısal bir iletişim hatası değildir. Bilinçdışı bir karşı oyun, bir aktarım çatışması, hatta bazen bir

okumak için tıklayınız

Toplumsal Acımasızlığın Psikodinamiği: Nihal Candan Olayı Üzerinden Bir Analiz

Nihal Candan ve benzeri olaylarda ortaya bilindik bir kitlesel linç ve acımasızlık arzusu ortaya çıktı. Bunu sadece sosyolojik veya ahlaki bir yerden okumak yetersiz kalır. “Neden?” sorusunun cevabı, psikodinamiğin karanlık ama aydınlatıcı koridorlarında yatıyor. Toplumun bu “hevesi”, bireylerin ve kolektif bilincin derinlerindeki mekanizmalarla doğrudan bağlantılıdır. Bir yanda “yargılama, ölüme azmettirme ve aşağı çekme hevesi”, basit

okumak için tıklayınız

Zekânın Ardındaki Kırılganlık: Gözlemci Parçalarla Terapötik Temas

Terapinin en incelikli ve zorlu alanlarından biri, yani zırh olarak kullanılan zekanın ardındaki derin yaralarla temas kurma çabasına işaret ediyor. Terapi odasına giren bazı insanlar, adeta aşılmaz bir kalenin arkasından konuşurlar. Bu kale, tuğla ve harçtan değil, keskin bir zekâdan, kusursuz bir mantık örgüsünden ve her şeyi analiz etme yeteneğinden inşa edilmiştir. Bu kişiler genellikle

okumak için tıklayınız