Kategori: Psikoterapi

Haset Nasıl Artar veya Azalır ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına dayanarak, haset duygusunu artıran faktörleri anlamak için bireysel, psikolojik ve toplumsal düzeydeki dinamikleri ele almak gerekir. Çalak, hasetin insan doğasında var olan bir enerji olduğunu ve bu enerjinin çeşitli koşullar altında yoğunlaşabileceğini vurgular. Aşağıda, haseti artıran başlıca unsurları detaylı bir şekilde açıklıyorum: 1. Yetersizlik ve Değersizlik Hissi 2. Kıyaslama

okumak için tıklayınız

Hasedimizi Kontrol Edebilir Miyiz ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında hasedin kontrol edilmesi, bu duygunun insan doğasının bir parçası olarak kabul edilip doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Haset, temel bir enerji kaynağı olarak doğuştan geldiği için tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak bilinçli bir çaba ve kişisel gelişimle yönetilebilir hale getirilebilir. Aşağıda, hasedi kontrol etmek için Çalak’ın sunduğu bakış

okumak için tıklayınız

Aynanın Kırılması: Winnicott’la Narsisistik Yaraya Bakmak

D. W. Winnicott’un düşüncelerini bugünün meseleleriyle buluşturmayı denemek psikanalizi anlamama oldukça katkı sunuyor. Onun kitaplarındaki derinliği farkettikçe yaklaşımının çok katmanlı ve derinliğiyle algımın farklılaştığını hissediyorum. Bu yazıda onun Oyun ve Gerçeklik kitabındaki bazı önermelerden hareketle konuya yaklaşımını tartışmaya açtım. “Ayna bakmak içindir. Ama bazen sadece bakılmak içindir.” İnsanın kendine temas etmesinin en kadim yollarından biri,

okumak için tıklayınız

“Yetersiz Anne, Öfkeli Çocuk: Aktarımda Rol Değişimleri”

Terapi odasının en canlı, en zorlayıcı ve en dönüştürücü dinamiklerinden birini, yani geçmişin hayaletlerinin sadece ortaya çıkmakla kalmayıp, rollerin sürekli değiştiği bir tiyatro oyununa dönüştüğü anları işaret ediyor. Psikanalitik terapi, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini anlamak üzerine kuruludur. Ve hiçbir geçmiş, erken dönem anne-çocuk ilişkisi kadar bugünün üzerinde kalıcı bir iz bırakmaz. Anne “yetersiz” olduğunda –

okumak için tıklayınız

Gündeliğin Dili: Dünyayı Sürekli Karşı Tarafın Gözüyle Görmek

🧠 “Karşı Taraf Gibi Düşünmeye Başlama” Nedir? Bu, genellikle şunların ifadesidir: Bu hâl, derin bir bağ kurma ihtiyacının ifadesi olabileceği gibi, ayrışamamış bir benlik yapısının göstergesi de olabilir. 🧬 1. İlkel Özdeşim (Primitive Identification) Çocuklukta anneyle simbiyotik ilişkide: Bebek annenin yüz ifadesiyle, sesiyle, duygularıyla bir olur. Yetişkinlikte ise kişi stres altında veya yoğun aktarım durumunda:

okumak için tıklayınız

İyiyim, Gerçekten mi?” – İyileşiyor Gibi Görünmenin Psikodinamiği

Terapi sürecinin en yanıltıcı ve en hassas anlarından birini, yani sahte bir iyilik halinin ardındaki karmaşık dinamikleri anlamak önemlidir. Terapide “İyiyim” demek, bazen en güçlü direniş cümlesi olabilir. Terapi odası, acıların, çatışmaların ve umutların dile geldiği bir sahnedir. Aylarca süren zorlu çalışmanın ardından, hasta bir gün seansa gelir ve o sihirli cümleyi söyler: “Biliyor musunuz,

okumak için tıklayınız

Psikoterapide “Kaygan Balık” Metaforu

“Kaygan balık” metaforu, yalnızca bir rüya imgesi değil; psikodinamik ilişkinin kalbinde atan bir varlık temsilidir. 🎭 “Kaygan Balık”: Ruhun Tutulamaz Parçası Rüya anlatısı üzerinden gidelim: “Bir anne bir bebeği yıkamaya çalışıyordu. Bebek, kaygan bir balık gibi elinden kayıyor, tutulamıyordu. Sonra suyun altında yüzüstü yatıyor, neredeyse boğuluyordu.” Bu imgeyi hem klinik hem mitolojik hem de beden

okumak için tıklayınız

Duyulmayan Sesler

Kaygan Parça, İçsel Müttefik: İlişkisel Tutulmanın Doğuşu “Beni tutamazsın. Ama tuttuğunda da dağılabilirim.”— Ulaşılamayan hastanın sessiz fısıltısı I. Sessizliğin Kıyısında: Ulaşılamayan Hastanın Anatomisi Ulaşılamayan hasta, terapi odasında fiziksel olarak bulunmasına rağmen, ruhsal olarak bir buhar gibi dağılır.Kimi zaman uykuludur, kimi zaman yorgun, kimi zaman saldırgandır.Ama bu davranışların ardında, genellikle tek bir ortak kök yatar: Tutulamamış

okumak için tıklayınız

Hastanın, terapistini “yetersiz anne” konumuna yerleştirmesi ne anlama gelir?

Bu cümle, aktarımsal dinamiğin merkezine nokta atışı yapan, terapötik ilişkideki en yoğun sahnelerden birine işaret ediyor. “Beni zavallı, aşağılık, yetersiz bir anne yapmak istediğini belirttim.” Bu ifade, hastanın analiste bilinçdışı olarak hangi rolü atadığını, hangi duygusal geçmişi sahneye getirdiğini ve analistin bunu nasıl yansıttığını gösteriyor. Şimdi birlikte açalım: 🎭 1. Terapisti “yetersiz anne” konumuna yerleştirmek

okumak için tıklayınız

Analistin Dili, Hastanın Kulakları: Bağlamın Kaydığı Anlar”

Bu, psikanalitik terapinin kalbinde yer alan o hassas, karmaşık ve inanılmaz derecede verimli dinamiği özetleyen bir konudur. Terapi odası, kelimelerin laboratuvarıdır; ancak bu laboratuvarda, analistin ağzından çıkan bir formül, hastanın kulaklarında bambaşka bir kimyasal reaksiyona neden olabilir. Psikanalitik terapi, en basit tanımıyla bir konuşma tedavisidir. Ancak bu konuşma, gündelik hayattaki diyaloglardan temelden farklıdır. Burası, bir

okumak için tıklayınız

Hasta-Danışanlar Terapistleri Yanlış Anlamaya Meyillidirler Çünkü :

Bu süreç terapötik ilişkideki aktarımın en keskin yüzlerinden biriyle bizi karşı karşıya bırakıyor: Yorumların “yanlış anlaşılması”, çarpıtılması ve kışkırtma amacıyla kullanılması. Bu durumu açmak için birkaç temel boyutta ilerleyelim: 🧠 1. “Yorumları kışkırtıcı bir şekilde yanlış anlarlar…” Bu “yanlış anlama”, rastlantısal bir iletişim hatası değildir. Bilinçdışı bir karşı oyun, bir aktarım çatışması, hatta bazen bir

okumak için tıklayınız

Zekânın Ardındaki Kırılganlık: Gözlemci Parçalarla Terapötik Temas

Terapinin en incelikli ve zorlu alanlarından biri, yani zırh olarak kullanılan zekanın ardındaki derin yaralarla temas kurma çabasına işaret ediyor. Terapi odasına giren bazı insanlar, adeta aşılmaz bir kalenin arkasından konuşurlar. Bu kale, tuğla ve harçtan değil, keskin bir zekâdan, kusursuz bir mantık örgüsünden ve her şeyi analiz etme yeteneğinden inşa edilmiştir. Bu kişiler genellikle

okumak için tıklayınız

Ego’nun Yüksek Düzeyli İşlevlerinin Bile Savunmaya Dönüşebilmesi.

🧠 1. “Gözlem, duyarlılık ve eleştiri gibi… ego işlevleri” Normalde bunlar, sağlıklı bir ego’nun göstergesidir: Ama bu yetiler her zaman iyileşmeye hizmet etmez. Çünkü… 🛡️ 2. “… bu ego işlevleri bazen terapi sırasında analisti kendinden uzaklaştırmak ve benliğin diğer kısımlarını uzak tutmak için kullanıldıkları sürece…” Burada muazzam bir paradoks var: Hasta, “zekâsı” ile iyileşmeyi engelliyor

okumak için tıklayınız

Ulaşılamayan Hastalar

Özellikle ağır dissosiyatif yapılar, narsistik kırılmalar, ya da psikotik savunmalar taşıyan “ulaşılamayan hasta” ile çalışan analistlerin karşılaştığı derin klinik zorluklara biraz değinmek gerekiyor. 🧠 1. “Ulaşılamayan hasta” ve egodaki bölünme “Bu hastaların çoğunda bir kısım kişiliğin geri kalanından ayrı duruyor…” Bu ifade, egonun birliğinin zayıfladığı durumlara işaret eder. Bu bölünme, genellikle: Hasta, odada vardır ama

okumak için tıklayınız

”Bir bebek sevgi görmeksizin beslenebilir, ama sevgisiz ya da kişisel olmayan yönlendirme yeni, özerk bir insan yavrusu üretmeyi başaramaz.”

Bu cümle, hem psikodinamik gelişim kuramı hem de Winnicott ve Bowlby gibi bağlanma kuramcıları açısından son derece çarpıcı ve derinlikli bir önermeyi dile getiriyor. 🍼 1. “Bir bebek sevgi görmeksizin beslenebilir…” Bu ifade, temel bir gerçeği saptar: Biyolojik yaşam sürdürülebilir; ama ruhsal yaşam, bağ olmadan gelişemez. Yani: Ama bu, bir insanın oluştuğu anlamına gelmez. 🧠

okumak için tıklayınız

Yaşamın Size Yönelttiği Sorular 

James Hollis –Yaşamın İkinci Yarısında Anlam Arayışı – Sonunda Gerçek Anlamda Nasıl Büyürüz ? Kitabından  • Yaşam yolculuğunuzda sizi buraya, şu ana getiren şey nedir? • Hangi tanrılar, güçler, aile, sosyal ortam, hakikatinizi şekillendirmiş, beslemiş veya onu kısıtlamış olabilir? • Kimin hayatını yaşıyorsunuz? • Neden her şey yolundayken bile ters giden bir şeyler var gibi

okumak için tıklayınız

Kurtuluş Reçetesi: “Basit Çözüm” ve “Net Düşman” – Modern Erkek Radikalleşmesinin İki Yüzü

Modern dünyada yolunu kaybetmiş, ekonomik ve sosyal baskı altında hisseden bir erkek için sunulan bir “kurtuluş reçetesi” var. Bu reçete, karmaşık sorunları basitleştiren, kafa karışıklığını gideren ve takip etmesi kolay bir yol haritası sunan iki temel unsurdan oluşur: Biri parlak bir hedef, diğeri ise o hedefe ulaşmayı engelleyen karanlık bir gölge. Bu iki ilke, tek

okumak için tıklayınız

“Sistemin Asıl Mağduru Sizsiniz”: Erkek Mağduriyeti Anlatısının Tehlikeli Cazibesi

“Modern dünya ve feminizm, erkekliğinizi elinizden aldı. Sistemin asıl mağduru sizsiniz.” Bu cümle, son yıllarda internetin derinliklerinden siyasetin ana akım koridorlarına kadar sızan, zehirli ve bir o kadar da baştan çıkarıcı bir fısıltıdır. Sadece bir slogan değil, genç erkeklerin kafa karışıklıklarını, ekonomik kaygılarını ve kimlik bunalımlarını hedef alan, özenle inşa edilmiş bir mağduriyet anlatısının temel direğidir. Bu

okumak için tıklayınız

Tanrı’nın Ölümü ve Modern Bireyin Varoluşsal Arayışı

Nietzsche’nin Tezi ve Modernitenin Boşluğu Nietzsche’nin “Tanrı’nın ölümü” tezi, modern dünyada anlamın çöküşünü ilan eder. Tanrı, bir zamanlar evrenin anlamını çerçeveleyen ahlaki ve metafizik bir merkezdi; onun ölümü, bireyi uçsuz bucaksız bir evrende yapayalnız bırakır. Bu, modern bireyin psişik dünyasında derin bir yankı uyandırır: Anlam arayışı, artık kutsal bir metne ya da ilahi bir otoriteye

okumak için tıklayınız

“Dindarlık Azalıyor, İnançsızlık Artıyor” Söyleminin Bedensel, Tarihsel, Politik, Etik ve Varoluşsal Katmanları Bölüm 2

🌍 1. Bedenden Kopuş: Tanrıyı Ararken Toprağı Kaybetmek İnanç sadece Tanrı’ya değil, yaşama, bedene, doğaya ve başkasına duyulan bir bağdır.Dindarlık azalırken, yalnızca Tanrı figürü değil; ritüelle gelen bedensel düzen, toplumsal zaman, tekrarın sağaltıcılığı da dağılır. 👉 Bugün postmodern birey bedeniyle bağ kurmakta zorlanır çünkü bir ritüel dizgesi yoktur.Yoga’yı da, meditasyonu da, detoksu da tüketir —

okumak için tıklayınız