Kategori: Sinema

Roy Andersson’un “A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence” Filminde İletişim Çabasının Trajikomik Yüzü

Roy Andersson’un 2014 yapımı filmi A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence, insan varoluşunun absürt ve trajikomik yönlerini çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Film, iletişim çabalarının hem bireysel hem de toplumsal düzlemde nasıl bir çaresizlik ve absürtlükle sonuçlanabileceğini, minimalist ama yoğun bir görsel dil ve mizahi bir anlatımla

OKUMAK İÇİN TIKLA

Brokeback Mountain’ın Aşk ve Ayrılık Dinamikleri: Kuramsal ve İnsani Boyutlar

Aşkın Doğası ve Toplumsal Normların Gölgesinde İlişkiler Ennis ve Jack’in ilişkisi, bireysel arzuların toplumsal beklentilerle çatıştığı bir bağlamda ortaya çıkar. 1960’ların Amerika’sında, kırsal Wyoming’in sert coğrafyasında filizlenen bu ilişki, cinselliğin ve duygusal bağların toplumsal normlar tarafından nasıl şekillendirildiğini gösterir. Foucault’nun cinsellik üzerine çalışmaları, bu bağlamda, cinselliğin tarihsel olarak bir söylem

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kozmik Bağlantılar ve Intra-action: The Tree of Life Üzerine Bir İnceleme

Evrenin Görsel Dili Terrence Malick’in The Tree of Life filmindeki kozmik sekanslar, evrenin başlangıcından insan varoluşuna uzanan geniş bir zaman dilimini görselleştirir. Bu sahneler, büyük patlamadan galaksilerin oluşumuna, yıldızların doğuşundan gezegenlerin şekillenmesine kadar uzanan bir anlatıyı içerir. Karen Barad’ın “intra-action” kavramı, bu sekanslarda görsel bir karşılık bulur; çünkü intra-action, varlıkların

OKUMAK İÇİN TIKLA

Neo’nun Seçilmiş Kişi Yolculuğunda Campbell’ın Monomitiyle Sapmalar ve Postmodern Bireycilikle İlişkisi

Neo’nun The Matrix filmindeki “seçilmiş kişi” rolünü kabul etme süreci, Joseph Campbell’ın kahramanın yolculuğu monomit modeliyle karşılaştırıldığında dikkat çekici sapmalar gösterir. Bu sapmalar, kahraman arketipinin modern yorumlarına ve postmodern bireycilik kavramına işaret eder. Campbell’ın monomiti, evrensel bir anlatı yapısı sunarken, Neo’nun yolculuğu, bireysel özerklik, sistemle çatışma ve kimlik sorgulaması gibi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Roy Andersson’un Güvercin Üzerine Düşünceler: İnsanlığın Çelişkili Manzarası

İnsanlığın Kırılgan Portresi Roy Andersson’un A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence filmi, insan varoluşunun absürt ve kırılgan doğasını mercek altına alır. Film, sabit kamera açıları ve uzun plan sekanslarla oluşturulan minimalist bir estetikle, modern toplumun sıradan ama derin çelişkilerini yansıtır. Andersson, iki gezgin satıcı Sam ve Jonathan’ın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Doğanın Ötesinde: Apichatpong Weerasethakul’un “Uncle Boonmee” Filminde Samsara’nın Görsel Dili

Apichatpong Weerasethakul’un 2010 yapımı filmi Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives, Budist samsara döngüsünü sinematik bir estetikle işleyen, doğaüstü unsurları ve derin anlam katmanlarıyla dikkat çeken bir eserdir. Film, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş döngüsünü, Tayland’ın kırsal coğrafyasında geçen bir hikâye üzerinden görselleştirir. Bu metin, filmin samsara kavramını

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tyler Durden’ın Nihilist Kaosu: Nietzsche ve Schopenhauer Felsefeleriyle Bir Karşılaştırma

Nihilizmin İzinde: Tyler Durden ve Tanrı’nın ÖlümüTyler Durden’ın Fight Club’taki nihilist tavrı, bireyin anlam arayışındaki çaresizliğini ve modern dünyanın boşluğunu yansıtır. Nietzsche’nin “Tanrı’nın ölümü” kavramı, geleneksel ahlaki ve metafizik yapıların çöküşünü ifade eder; bu, bireyi kendi anlamını yaratma yükümlülüğüyle baş başa bırakır. Durden, bu boşluğu kaotik bir özgürlükle doldurmaya çalışır.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Her Ülkenin Bir Kemal Sunal’ı Var mı? Toplumlarda “Kemal Sunal Pratiği”

Kemal Sunal… Türkiye’nin yüzünü güldüren, kalplerine dokunan, toplumsal eleştiriyi mizahla harmanlayan eşsiz bir figür. Onun filmleri, sadece güldürmekle kalmaz, aynı zamanda saf, masum, haksızlıklara karşı duran “ezilen halk kahramanı” tiplemesiyle derin bir toplumsal ayna tutar. Peki, her ülkenin bir Kemal Sunal’ı var mıdır? Yani, toplumlarda “Kemal Sunal pratiği” olarak adlandırabileceğimiz, benzer işlevleri gören figürler

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nöroplastisite ve Dijital Ölümsüzlük: Zihnin Sınırları ve San Junipero’nun Yansımaları

Nöroplastisite, beynin deneyimlere, öğrenmeye ve çevresel değişikliklere yanıt olarak kendini yeniden yapılandırma yeteneğini ifade eder. Black Mirror dizisinin San Junipero bölümü, bilinçlerin dijital bir ortama aktarılmasıyla ölümsüzlük fikrini işler. Bu iki kavram, insan zihninin doğası ve varoluşun sınırları üzerine derin sorular ortaya atar. Nöroplastisite, zihnin uyarlanabilirliğini gösterirken, San Junipero’nun dijital

OKUMAK İÇİN TIKLA

Stalker’ın Doğa İmgeleri ve Yeni Materyalizmin Işığında Bir Okuma

Andrei Tarkovsky’nin 1979 yapımı filmi Stalker, doğanın insan deneyimiyle kesiştiği bir anlatı sunar. Filmdeki “Bölge” (Zone), doğanın hem fiziksel hem de metafizik bir varlık olarak insan bilinciyle etkileşimini temsil eder. Jane Bennett’in “vibrant matter” teorisi, maddenin kendi özerk gücüne ve canlılığına vurgu yaparak, doğanın yalnızca insan merkezli bir çerçevede değil,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gündelik Nesnelerin Yıkımı: Kapitalizme Karşı Sessiz Bir İsyan

Nesnelerin Anlamı ve Tüketim Toplumu Michael Haneke’nin The Seventh Continent filminde, para, yiyecek ve eşyalar gibi gündelik nesneler, kapitalist sistemin birey üzerindeki tahakkümünü temsil eder. Bu nesneler, modern toplumda bireyin kimliğini ve varoluşunu tanımlayan araçlar haline gelmiştir. Jean Baudrillard’ın tüketim toplumu kavramına göre, nesneler yalnızca işlevsel değildir; aynı zamanda statü,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Belgeselci Üslup ve Şiddetin İzleyiciyle Buluşması

“Henry: Portrait of a Serial Killer” (1986), Michael Rooker’ın canlandırdığı Henry karakteri üzerinden, belgeselci bir üslupla şiddetin ve voyeurizmin karmaşık ilişkisini ele alır. Film, seyirciyi rahatsız eden bir gerçeklik hissi yaratırken, aynı zamanda izleyicinin暴力 ile olan bağını sorgular. Bu metin, filmin belgeselci yaklaşımının, voyeurizm ve şiddet arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden

OKUMAK İÇİN TIKLA

Doğa ve Yıkım: Interstellar ile Hindu Kali Tanrıçasının Karşılaştırması

Doğanın Acımasız Yüzü Interstellar filminde geçen “Doğa kötü değildir, acımasızdır” ifadesi, evrenin tarafsız gücünü vurgular. Bu söz, doğanın ne ahlaki bir iyilik ne de kötülük taşıdığını, yalnızca kendi döngüsel yasalarına bağlı olduğunu ifade eder. İnsan merkezli bir bakış açısıyla doğayı anlamaya çalışan bu anlatı, hayatta kalma mücadelesinde insanlığın kırılganlığını gözler

OKUMAK İÇİN TIKLA

Blue Valentine’ın Çöküşü: Gottman, Freud ve Bauman’ın Kuramlarıyla İlişkisel Bir Otopsi

İlişkisel Dinamiklerin Çözülüşü: Gottman’ın Dört Atlısı Dean ve Cindy’nin ilişkisinin çöküşü, çiftler arasındaki çatışma dinamiklerini inceleyen bir kuramla açıklanabilir. Bu kuram, ilişkilerin sonunu getiren dört temel davranışı tanımlar: eleştiri, savunma, küçümseme ve duvar örme. Filmde, Dean’in Cindy’ye yönelik sürekli eleştirileri, Cindy’nin duygusal geri çekilmesiyle birleştiğinde, bu dört davranışın döngüsü açıkça

OKUMAK İÇİN TIKLA

Doğa ile İnsan Arasındaki Kırılgan Denge: Princess Mononoke ve Godzilla Üzerinden Mitik Anlatılar

Orman Tanrıçası’nın Gaia ile Buluşması Princess Mononoke filminde Orman Tanrıçası (Shishigami), James Lovelock’un Gaia teorisinin animist bir yansıması olarak ortaya çıkar. Gaia teorisi, Dünya’yı canlı bir organizma gibi değerlendirir; biyosfer, atmosfer, hidrosfer ve litosfer arasındaki etkileşimler, gezegenin yaşamı sürdürme kapasitesini düzenler. Orman Tanrıçası, bu teoriyi somutlaştırır: hem yaşam verici hem

OKUMAK İÇİN TIKLA

Anton Chigurh’un Felsefi Yüzleşmesi: Determinizm, Absürdizm ve Ahlaki Boşluk

Anton Chigurh, No Country for Old Men’in soğukkanlı katili, yalnızca bir karakter değil, aynı zamanda insan varoluşunun en karanlık sorularını sorgulayan bir aynadır. Onun determinist dünya görüşü, evrendeki nedenselliğin kaçınılmazlığını mı yoksa anlamsızlığın absürd dansını mı yansıtır? Ahlaki nihilizmi, Nietzsche’nin ahlak eleştirisinden nasıl bir uçurumda durur? Bu metin, Chigurh’un felsefi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hafızanın Silinmesi: Kimlik, Özgürlük ve Varoluşun Çözülüşü

Kimliğin Hafızayla İmtihanıHafıza, insan kimliğinin temel taşlarından biridir; Locke’un felsefesinde, bireyin sürekliliği, bilinç ve anıların birikimiyle tanımlanır. Eternal Sunshine of the Spotless Mind’da Joel ve Clementine’in hafıza silme kararı, Locke’un kimlik anlayışını sarsar. Anılar silindiğinde, birey hâlâ aynı kişi midir? Film, bu soruyu, Joel’in silme işlemi sırasında Clementine’e dair anılarını

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tüketimin Sessiz Çöküşü: Haneke’nin “Yedinci Kıta”sında Ritüelistik İntihar ve Baudrillard’ın Tüketim Toplumu

Michael Haneke’nin Yedinci Kıta (1989) filmi, modern tüketim toplumunun ruhsal ve toplumsal yozlaşmasını çarpıcı bir şekilde ele alan bir başyapıttır. Filmde, Anna ve Georg’un başını çektiği bir ailenin ritüelistik intiharı, Jean Baudrillard’ın tüketim toplumunun kendi kendini yok etme eğilimi üzerine tezleriyle derin bir bağ kurar. Bu metin, filmin bu intihar

OKUMAK İÇİN TIKLA