Kategori: Tarih

Romalılar tarafından şehirleri yakılıp yıkılan Numantialıların destansı direnişi

ROMALILAR YENİLMEYE ALIŞIKTI. Tarihteki çoğu büyük imparatorluğun yöneticileri gibi üst üste pek çok muharebe kaybedip yine de savaşı kazanabiliyorlardı. Aldığı darbeyi hazmedip ayakta kalamayan bir imparatorluk zaten imparatorluk sayılamaz. Fakat Romalılar bile MÖ 2. yüzyılda kuzey Iberya’dan gelen haberleri kolayca hazmedemezdi. Adanın yerlisi Keltlerin yoğun olarak bulunduğu Numantia adındaki küçük

okumak için tıklayınız

Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin”

okumak için tıklayınız

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri

okumak için tıklayınız

Takiyye Pratiğinin Modern Gizli Topluluklara Bıraktığı Etkiler: Kimlik Stratejilerinin Evrimi

Batınilik ve Takiyye Kavramının Kökenleri Batınilik, İslam tarihindeki çeşitli mezheplerin, özellikle Şiilik ve İsmaililik gibi akımların, inançlarını koruma ve yayma amacıyla geliştirdiği bir düşünce sistemidir. Takiyye, bu bağlamda, bireyin veya topluluğun inancını gizleyerek hayatta kalmasını veya tehditlerden korunmasını sağlayan bir strateji olarak tanımlanabilir. Bu yöntem, özellikle erken İslam döneminde, siyasi

okumak için tıklayınız

Oylum Höyük’te Keşfedilen Hitit Tabletleri Anadolu Tarihini Yeniden Şekillendiriyor

Oylum Höyük, Güneydoğu Anadolu’nun en büyük arkeolojik alanlarından biri olarak, Suriye sınırında yer alan stratejik konumuyla dikkat çeker. Bu höyükte yürütülen kazı çalışmaları, 1989 yılından beri sistematik biçimde sürdürülmekte olup, özellikle Geç Tunç Çağı’na dair bulgularla zenginleşmiştir. Son dönemde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gaziantep Üniversitesi ve Kilis Valiliği’nin ortaklığıyla yürütülen

okumak için tıklayınız

İspanyol Conquistadorların Biyolojik Felaketleri

Avrupa ile Yeni Dünya Arasındaki Temasın Başlangıcı Çiçek Hastalığının Yıkıcı Etkileri Çiçek hastalığı, İspanyol Conquistadorların Amerika’ya getirdiği en ölümcül hastalıklardan biriydi. Variola virüsünün neden olduğu bu hastalık, Avrupa’da yüzyıllardır endemik olmasına rağmen, Amerika’nın yerli halkları için tamamen yeniydi. Hastalığın belirtileri arasında yüksek ateş, deri döküntüleri ve ciddi iç organ hasarı

okumak için tıklayınız

Neolitik Dönemde Sınıflı Toplumların Ortaya Çıkışında Ekonomik Yeniliklerin Rolü

Tarım Devriminin Temelleri Neolitik dönemin en belirleyici özelliği, tarımın keşfi ve yaygınlaşmasıdır. Yaklaşık MÖ 10.000 civarında başlayan bu süreç, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesiyle mümkün olmuştur. Buğday, arpa, mercimek gibi bitkilerin tarımı ve koyun, keçi, sığır gibi hayvanların evcilleştirilmesi, insan topluluklarının gıda üretimini kontrol altına almasını sağlamıştır. Tarım, avcı-toplayıcı yaşam tarzına

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah’ın Oğullarını İdam Kararı ve Bu Tahir Arrani’nin Rolü: Derinlemesine Bir Tarihsel Değerlendirme

Alamut’un Kuruluşu ve Sabbah’ın Erken Dönemi Hasan Sabbah, 1050 civarında Kum’da doğmuş, Yemen kökenli bir aileden gelmektedir. İmamiye Şia’sına bağlı bir çevrede büyümüş, Rey’de eğitim alarak İsmaili inancına yönelmiştir. 1081’de Mısır’a giderek Fatımi halifesi Müstensir’in sarayında bulunmuş, ancak Nizar’ı desteklediği için sürgün edilmiştir. 1090’da Alamut Kalesi’ni ele geçirerek Nizari İsmaili

okumak için tıklayınız

Haçlı Seferlerinin Dini ve Ekonomik Çatışmalara Etkileri

Dini Çatışmaların Kökleri Haçlı Seferleri, 11. yüzyılın sonlarında başlayarak yaklaşık iki yüzyıl boyunca Hıristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu arasında yoğun dini gerilimlere yol açtı. Hıristiyanlar, Kudüs ve çevresindeki kutsal yerleri Müslüman kontrolünden geri almak için bu seferleri düzenlerken, bu süreçte dini kimlikler keskinleşti. Katolik Kilisesi, seferleri bir kutsal savaş olarak

okumak için tıklayınız

Karmatîler’in Komünal Düzeni ve İslam Toplumlarında Eşitlikçi Dönüşümün İzleri

Batınilik, İslam düşüncesinde Kur’an’ın içsel anlamlarını vurgulayan bir yaklaşım olarak, 8. yüzyıldan itibaren Şiilik’in İsmailiye kolunda belirginleşmiştir. Bu akım, özellikle Karmatîler aracılığıyla 9.-10. yüzyıllarda pratik bir toplumsal yapıya dönüşmüş ve Bahreyn merkezli bir komünal düzen kurmuştur. Karmatîler, Abbasî yönetiminin baskıcı vergi sistemine ve köle emeğine dayalı ekonomisine karşı, kolektif mülkiyet

okumak için tıklayınız

Ani Harabeleri: Orta Çağ Anadolu’sunun Mimari Kesişim Noktası

Ani Harabeleri, Kars’ın doğu sınırında Arpaçay Vadisi’nde yer alan bu antik kent, Orta Çağ’ın en dinamik yerleşimlerinden biri olarak, çeşitli egemenliklerin izlerini taşır. 10. yüzyılda Ermeni Bagratuni Krallığı’nın başkenti olarak yükselen Ani, 11. yüzyılda Selçuklu fethiyle yeni bir evreye girmiş, ardından Gürcü, İlhanlı ve Karakoyunlu yönetimleri altında kalmıştır. Kentin kilise

okumak için tıklayınız

Hasan Sabbah’ın Fedaileri: Can Feda Etmenin Derin Gerçeği

Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde kurduğu yapı, 11. yüzyılın karmaşık siyasi ortamında Nizari İsmaili topluluğunun varlığını koruma çabasının somut bir yansımasıdır. Fedai sistemi, bu topluluğun sınırlı kaynaklarla karşılaştığı baskılara karşı geliştirilmiş bir savunma mekanizması olarak işlev görür. Sabbah, Fatımi halifeliğindeki taht kavgasının ardından Nizar’ı imam olarak kabul ederek, Selçuklu sultanlarının ve

okumak için tıklayınız

UYGARLIĞIN “GLOBAL” NİTELİK ALMAYA BAŞLAMASI (MÖ 500-MS 1500)

Globalleşme, kısaca, “çeşitli insan topluluklarının global bir sistem içine alınması süreci” olarak tanımlanabilir. “Sistem”, parçaları arasında düzenli ilişkiler olan bir bütünse, çeşitli uygarlıklar arasında düzenli ve sürekli bir alışverişin, etkileşimin bulunması, bir dereceye kadar bugünkü dünyanın temel özelliğidir ve yarın büyük ölçüde böyle olacaktır. Bilinen tarih boyunca, insan topluluklarının coğrafi

okumak için tıklayınız

TARIMA DAYALI UYGARLIKLAR / ORTADOĞU’NUN ÜSTÜNLÜĞÜ DÖNEMİ (MÖ 5000-MÖ 500)

1. Yerleşik Topluluklar Ortadoğu’nun bazı insan gruplarının MÖ 7000 dolaylarında tarıma başladıkları ve kimi hayvanları ehlileştirdikleri bilinmektedir. Gerçekten, “tarım devrimi”, çok kısa olarak, “insanoğlunun bazı bitki ve hayvan türlerini denetleyip, geliştirme ve genişletmeleri süreci” olarak tanımlanabilir. Tümüyle tarıma dayalı uygarlıkların hiçbiri global ya da dünya çapında bir kapsam göstermemektedir. Bunlar,

okumak için tıklayınız

XIX. Yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Anahatları

Türkiye’de siyasi tarih kitaplarının hemen hemen hepsi, dünyadaysa çoğunluğu, incelemelerine başlangıç tarihi olarak ya 1789 Büyük Fransız Devrimi’ni almakta ya da daha geniş olarak, araştırmalarına 19. yüzyıldan başlamaktadırlar. Bunun temel mantığı şudur: Tarihin ne durduğu ne de başladığı sihirli bir nokta vardır. Tarihçi, bu durumda, tarihin kesintisiz akışı ya da

okumak için tıklayınız

TARİHTE EĞİLİM

Tarihte, doğa bilimlerindekine benzer yasalar yoksa da, tarihçi yalnız olayları, neden ve sonuçlarını ortaya çıkarmakla yetinmez. Tarihin “hareket” demek olduğunun, dünden bugüne ve yarına aktığının bilincinde olan tarihçi, her harekette olduğu gibi tarihte de “eğilim” arar. Hareket eden bir araç demek, (x) noktasından (y) noktasına doğru belirli bir hızla giden

okumak için tıklayınız

TARİHTE NEDEN

Olaylar ve bu olayları açıklığa kavuşturan belgeler tarih ile uğraşanlar için temel konular olmakla birlikte, tarihçi olaylardan bir “fetiş” yaratmamalıdır. Olay, tarihin tek kurucusu değildir. Tek tek olayların nedenlerinin ortaya konması da tarihçinin çabası içinde olmalıdır. Tarihi bir inceleme, bir ölçüde, nedenlerin incelenmesidir; yoksa yapılan kronoloji olur. Ama, tarihçinin araştırdığı

okumak için tıklayınız

TARİHTE OLAY

Tarihin ne olduğu ya da nasıl tanımlanacağı konusunda tam bir anlaşma yoktur. Her bilim dalında tanım vermek güç ve bir dereceye kadar yanıltıcı bir uğraştır. Tanım genellikle kolay anlaşılır ve açık seçik de olmaz; okuyucunun belleğinde kolayca yerleşemez. Çağdaş İngiliz tarihçisi A. J. Taylor, “Tarihçinin ana görevi, şu çocuksu soruyu yanıtlamaktır:

okumak için tıklayınız

Türk Halk Müziğinde Sözlü Geleneğin Koruyucu Rolü

Sözlü Aktarımın Temel Mekanizması Türk halk müziğinde sözlü gelenek, nesiller arası bilgi transferinin temel aracı olarak işlev görür. Bu sistem, yazılı kayıtların sınırlı olduğu dönemlerde kültürel devamlılığı sağlar. Sözlü aktarım, melodik yapılar ve ritmik tekrarlar aracılığıyla bilgileri kodlar ve hatırlar. Araştırmalar, bu yöntemin hafıza kapasitesini artırdığını gösterir; örneğin, tekrar eden

okumak için tıklayınız

İlk Şehir Devletlerinin Çevresel Krizleri ve Uyum Stratejileri

1. Şehir Devletlerinin Ortaya Çıkışı ve Çevresel Bağlam Şehir devletlerinin ortaya çıkışı, yaklaşık MÖ 4. binyılda Mezopotamya, İndus Vadisi ve Nil Nehri bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bu bölgeler, verimli alüvyonlu topraklar ve su kaynaklarının bolluğu sayesinde tarımsal üretimi desteklemiş, yerleşik yaşamı ve toplumsal örgütlenmeyi mümkün kılmıştır. Ancak, bu coğrafyalar aynı zamanda çevresel

okumak için tıklayınız

12 Bin Yıllık İnsan Yüzlü Dikili Taş: Karahantepe’nin Arkeolojik Keşfi

Keşfin ÖnemiKarahantepe’de bulunan 12 bin yıllık insan yüzlü dikili taş, Neolitik döneme ait önemli bir arkeolojik buluntu olarak öne çıkıyor. Bu taş, yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve insan yüzü özelliklerini taşıyan bir kabartma ile şekillendirilmiş. Göbeklitepe ile aynı dönemde inşa edildiği düşünülen bu yapı, insanlık tarihinin erken dönemlerine dair yeni

okumak için tıklayınız

Foucault’nun Soykütüksel Yöntemi: Tarihin Güç Dinamiklerinin Çözümlemesi

Foucault’nun soykütüksel yöntemi, tarihsel olguların ve toplumsal yapıların yüzeydeki anlatılarından öteye geçerek, bu yapıların altında yatan karmaşık güç ilişkilerini açığa çıkarmayı amaçlar. Bu yöntem, tarihsel süreçleri kesintisiz bir ilerleme ya da nedensel bir zincir olarak görmek yerine, olayların ve kurumların nasıl belirli güç dinamikleri tarafından şekillendirildiğini sorgular. Soykütüğün Kavramsal Temelleri

okumak için tıklayınız

Antik Yunan Tiyatrosunun Politik Manipülasyon Aracı Olarak İşlevleri

Antik Yunan tiyatrosu, MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Atina merkezli bir kültürel fenomen olarak, yalnızca sanatsal bir ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumsal, politik ve felsefi dinamikleri şekillendiren bir araç olarak işlev görmüştür. Toplumsal Düzenin Pekiştirilmesi Antik Yunan tiyatrosu, özellikle Atina demokrasisinin yükseldiği dönemde, toplumsal normları ve değerleri pekiştirmek için

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Tarih Anlayışının Modern Tarih Yazımına Eleştirisi

Nietzsche’nin “tarihin yaşam için kullanımı” anlayışı, modern tarih yazımını eleştirirken tarihsel bilginin insan yaşamına hizmet etmesi gerektiğini savunur. Bu yaklaşım, tarihin yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, birey ve toplumun varoluşsal ihtiyaçlarına yanıt veren bir araç olarak ele alınmasını önerir. Nietzsche, tarihin kullanımını üç ana formda inceler: anıtsal, antikacı ve

okumak için tıklayınız

Hitit Çivi Yazısı Tabletlerinin Diplomasi ve Hukuk Belgeleri Olarak Önemi ve Mezopotamya Yazıtlarıyla Bağlantıları

Hitit Tabletlerinin İçeriği ve Diplomasi Kayıtları Hattuşaş’ta (Boğazköy, Çorum) bulunan çivi yazısı tabletler, Hitit İmparatorluğu’nun (MÖ 17.-12. yüzyıl) siyasi, hukuki ve diplomatik faaliyetlerini belgeleyen eşsiz kaynaklardır. Yaklaşık 30.000 tabletten oluşan bu arşiv, Hititlerin uluslararası ilişkilerini, antlaşmalarını ve devlet yönetimini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyar. Özellikle uluslararası antlaşmalar, Hititlerin Mısır, Babil,

okumak için tıklayınız

Alyattes Tümülüsü: Antik Dünyanın Keops’u Aşan Dev Anıtı

Yapısal Özellikler ve İnşaat Teknikleri Tümülüsün dış katmanları, yığma toprakla kaplı bir koni formunda yükselirken, iç kısmında özenle yontulmuş taş bloklardan oluşan bir mezar odası bulunur. Bu oda, yağmacı erişimini engellemek için merkezden sapık bir konumda tasarlanmıştır; girişi dar bir koridora açılan oda, yaklaşık 5 metre genişliğinde ve benzer uzunluktadır.

okumak için tıklayınız

Sulama Sistemlerinin Siyasi Otorite Üzerindeki Erken Etkileri

Erken Toplumların Su Yönetimi ve İktidarın Temelleri İlk sulama sistemlerinin ortaya çıkışı, tarımsal üretimin artmasıyla toplumsal yapıları dönüştürmüştür. Mezopotamya, İndus Vadisi, Nil Vadisi ve Sarı Nehir gibi bölgelerde, MÖ 4. binyıldan itibaren sulama kanalları, barajlar ve su dağıtım sistemleri geliştirilmiştir. Bu sistemler, tarım arazilerinin verimliliğini artırarak nüfus yoğunluğunu desteklemiş ve

okumak için tıklayınız

Neolitik Obsidyen Bıçaklarının Bitlis Tatvan’dan Polonya’ya Ulaşan Yolculuğu: Ticaret Ağlarının Uzun Mesafe Bağlantıları

Volkanik Kaynakların Kimyasal İmza Analizi Obsidyen, volkanik camın doğal bir ürünü olarak, Bitlis’in Tatvan ilçesindeki Nemrut Kalderası gibi kaynaklarda oluşur ve bu malzemenin izlenebilirliği, enerji dispersif X-ışını floresans spektroskopisi gibi yöntemlerle sağlanır. Bu teknikler, obsidyen parçacıklarının eser element bileşimlerini belirleyerek, Anadolu’nun doğu bölgelerinden Orta Avrupa’ya kadar uzanan dağılımı doğrular. Özellikle,

okumak için tıklayınız

Hayvan Evcilleştirmenin Yerleşik Hayatı Şekillendirmedeki Rolü

İlk Adımlar: Hayvan Evcilleştirmenin Kökenleri Hayvan evcilleştirme, insanlık tarihinin en dönüştürücü süreçlerinden biri olarak, yaklaşık 12.000 yıl önce Neolitik dönemde başladı. Bu süreç, köpeklerin kurtlardan türetilmesiyle ilk olarak avcı-toplayıcı topluluklarda ortaya çıktı. Arkeolojik bulgular, özellikle Mezopotamya, Anadolu ve Levant bölgelerindeki kazılarda, köpeklerin evcilleştirilmesinin ardından koyun, keçi, sığır ve domuz gibi

okumak için tıklayınız

Buğdayın Evcilleştirilmesi ve Sosyal Hiyerarşilerin Yükselişi

Tarımın Kökeni ve Toplumsal Düzenin Temelleri Buğdayın evcilleştirilmesi, yaklaşık 12.000 yıl önce Bereketli Hilal bölgesinde başlamıştır. Yabani buğday türlerinin seçici ekimi, insan topluluklarının göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçişini hızlandırmıştır. Bu geçiş, yalnızca gıda üretimini değil, aynı zamanda toplulukların organizasyon biçimlerini de değiştirmiştir. Yerleşik yaşam, artan gıda üretimi sayesinde nüfus büyümesini

okumak için tıklayınız

Hattuşa Tabletinde Yeniden Keşfedilen Kalasmaic: 3000 Yıllık Kayıp Dilin Çözümlemesi

Arkeolojik Keşfin Temelleri Hattuşa kazı alanında elde edilen kil tablet, Bronz Çağı Anadolu’sunda Hitit arşivlerinin standart yapısını yansıtırken, metnin bir bölümünde beklenmedik bir dilsel varyasyon tespit edilmiştir. Bu tablet, Hititçe bir özetle başlar ve ardından Kalaşma bölgesine özgü bir metne geçiş yapar. Araştırmacılar, bu geçişi işaret eden ifadenin tabletin Hitit

okumak için tıklayınız

Gordion’un 439 Höyüğü: İnsanlığın Kadim İzlerini Çözümlemek

Höyüklerin Coğrafi ve Arkeolojik Kapsamı Gordion çevresinde tespit edilen 439 höyük, Anadolu’nun tarih öncesi ve tarihi dönemlerine dair eşsiz bir arkeolojik zenginlik sunar. Bu höyükler, Frigya’nın başkenti Gordion’un etrafında, yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alanda dağılmıştır. Her biri, farklı dönemlerde insan topluluklarının yerleşim, tarım, ticaret ve kültürel pratiklerini yansıtan katmanlı yapılar

okumak için tıklayınız

Hitit Metinlerindeki Ahhiyawa: Ege’nin Güçlü Komşusu

Hitit tabletlerinde Ahhiyawa olarak kaydedilen oluşum, Tunç Çağı’nın karmaşık siyasi haritasında belirgin bir yer tutar. Bu metinler, MÖ 14. ve 13. yüzyıllarda Anadolu’nun batı kesimlerinde etkili olan bir gücü işaret eder. Ahhiyawa, Hitit kayıtlarında bazen müttefik, bazen rakip olarak ortaya çıkar ve bu durum, dönemin diplomatik dinamiklerini yansıtır. Araştırmalar, Ahhiyawa’nın

okumak için tıklayınız

Antik Ur’un Gizli Damarları: 4 Bin Yıllık Su Akışının Şaşırtıcı Mimarisi

Mezopotamya’nın Erken Kent Yapısı Ur kenti, Mezopotamya ovalarının verimli topraklarında, Fırat Nehri’nin eski kollarına yakın bir konumda yükselen bir yerleşim alanı olarak, MÖ 4. binyılda şekillenmeye başladı. Bu dönem, tarımsal üretimin yoğunlaştığı ve nüfusun artmaya başladığı bir evreydi; tahıl ambarları, sulama kanalları ve konut kümeleri, nehir taşkınlarının ritmine uyum sağlayarak

okumak için tıklayınız

Mussolini ve Faşizmin Gelecek Tasarımı: İdeolojik ve Toplumsal Vizyonun Derinlikleri

Devletin Yüceliği ve Kolektif İrade Benito Mussolini’nin faşist ideolojisi, bireyin özerkliğini devletin mutlak otoritesine tabi kılan bir dünya tasavvuruna dayanıyordu. Faşizm, devleti bireylerin üstünde bir varlık olarak konumlandırıyor ve toplumsal düzeni, bireysel çıkarların değil, kolektif bir iradenin ürünü olarak görüyordu. Mussolini, devletin yalnızca bir yönetim aygıtı değil, aynı zamanda bir

okumak için tıklayınız

İspanya İç Savaşı ve Barselona’nın Düşüşü: Bir Çağın Çöküşü

Kırılgan Umutların Çatışması 1936’da başlayan İspanya İç Savaşı, yalnızca bir toprak mücadelesi değil, aynı zamanda ideolojilerin, sınıfların ve insanlığın geleceğine dair umutların çarpıştığı bir arena oldu. Cumhuriyetçiler, anarşistler, komünistler ve sosyalistler, Frankocu milliyetçilere karşı birleşmiş, ancak bu birlik, içsel çatlaklarla gölgelendi. Barselona, bu çatışmanın hem sembolik hem de maddi merkeziydi;

okumak için tıklayınız

Nemrut Dağı Heykelleri: Helenistik Dönem Kültürel Füzyonunun Zirvesi

Kommagene Krallığının Jeopolitik Konumu Kommagene Krallığı, MÖ 1. yüzyılda Fırat Nehri’nin kuzeyinde, Suriye ve Anadolu arasındaki stratejik bir tampon bölgede kurulmuştur. Bu konum, krallığın Roma ve Part İmparatorlukları arasında denge politikası izlemesine olanak tanımış, aynı zamanda doğu ve batı medeniyetlerinin etkileşimine zemin hazırlamıştır. Bölgesel dinamikler, yerel yönetimlerin kültürel unsurları entegre

okumak için tıklayınız

Ayasofya Kubbe Mozaikleri: Kayıp İmparatorluk Unsurlarının Çözümleme Durumu

Yapısal Konum ve Korunmuş Dekorasyon Ayasofya’nın ana kubbesinin iç yüzeyi, Bizans döneminin en geniş mimari kubbesi olarak, 6. yüzyılda Justinianus I tarafından tamamlanan inşaatın bir parçasıdır. Bu kubbe, pendentif sistemiyle desteklenen yarım küre formunda olup, çapı yaklaşık 31 metreye ulaşır. Mevcut mozaik kalıntıları, kubbenin alt pandantiflerinde sınırlı olarak korunmuştur; dört

okumak için tıklayınız

Latmos’un Yediler Manastırı: Bizans Dönemi Hristiyan Kalıntılarının Jeomorfolojik ve Mimari Analizi

Coğrafi Konum ve Jeolojik Bağlam Beşparmak Dağları olarak bilinen Latmos Dağı’nın kuzey eteklerinde, Bafa Gölü’nün kuzeydoğusunda yer alan Yediler Manastırı kompleksi, Muğla’nın Milas ilçesi sınırları içinde konumlanır. Bu bölge, antik dönemde Latmos Körfezi’nin bir parçasıyken, MS 10. yüzyılda tektonik hareketler ve sedimentasyon süreçleri sonucu göl haline dönüşmüştür. Kompleks, Kapıkırı Köyü

okumak için tıklayınız

Sardes’te Keşfedilen 2800 Yıllık Lidya Sarayı: Erken Dönem Anıtsal Mimari Devrimi

Keşif Süreci ve Alan Özellikleri Arkeolojik kazı çalışmaları, Manisa ili Salihli ilçesindeki Sardes Antik Kenti’nde, gimnazyum yapısının yaklaşık bir kilometre doğusunda yoğunlaşmıştır. Bu bölgede yürütülen sistematik kazılar, sekiz metre derinlikte Lidya dönemine ait kalıntılara ulaşmayı sağlamıştır. Kazı ekibi, üst üste biriken Pers, Roma ve Bizans katmanlarını aşarak, M.Ö. 8. yüzyıla

okumak için tıklayınız

Mısır Piramitlerinin Dini ve Siyasi İdeolojilere Yansıması

İnanç Sistemlerinin Mimari Temsili Piramitler, Eski Mısır’ın dini dünya görüşünün fiziksel bir yansımasıdır. Firavunlar, tanrı-kral olarak kabul ediliyor ve ölümden sonraki yaşamda ilahi bir varlık olarak devam edeceklerine inanılıyordu. Piramitler, bu inancın somut bir ifadesi olarak, firavunun ruhunun (ka) gökyüzüne yükselmesini sağlayacak bir araç olarak tasarlandı. Giza’daki Büyük Piramit gibi

okumak için tıklayınız

Yedi Harikanın İzinde: İnsanlığın Anıtsal Serüveni

Taşların Öyküsü: İnsanlığın İlk Anıtları İnsanlık, tarih boyunca kendini ifade etmek için taşları, kili ve metali biçimlendirdi. Antik dünyanın yedi harikası, bu çabanın en görkemli örnekleri olarak ortaya çıktı: Babil’in Asma Bahçeleri, Artemis Tapınağı, Zeus Heykeli, Rodos Heykeli, Halikarnas Mozolesi, İskenderiye Feneri ve Keops Piramidi. Bu yapılar, yalnızca mimari başarılar

okumak için tıklayınız

Jericho ve Gazze: Duvarların Ötesindeki Bağlar

Kadim Duvarların Anlamı Jericho, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olarak, yaklaşık 10.000 yıl önce inşa edilen duvarlarıyla bilinir. Bu duvarlar, Neolitik dönemde bir topluluğu dış tehditlerden koruma amacı taşırken, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlama ve kolektif kimliği güçlendirme işlevi görmüştür. Arkeolojik bulgular, Jericho’nun duvarlarının yalnızca fiziksel bir bariyer değil,

okumak için tıklayınız

Manyetik Pusulanın Çin Denizciliğindeki Rolü Ticaret Yollarını Nasıl Dönüştürdü?

Navigasyonun Yeniden Tanımlanması Manyetik pusula, Çin’de ilk olarak Song Hanedanı döneminde (960-1279) denizcilikte kullanılmaya başlanmıştır. O dönemde, pusula bir mıknatıs taşının iğne üzerindeki etkisiyle yön bulmayı sağlayan basit bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Bu buluş, denizcilerin açık denizlerde yönlerini bulmasını kolaylaştırmış ve kıyı seyri bağımlılığını azaltmıştır. Daha önce, denizciler yıldızlar,

okumak için tıklayınız

Diyarbakır Topraklarından Koparılan Asur Zafer Anıtları: Şalmaneser III Dikilitaşlarının İzinde

Höyüğün Sessiz Tanıkları Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Üçtepe Höyüğü, Dicle Nehri’nin bereketli ovalarının ortasında, binlerce yıllık katmanların biriktiği bir tepe olarak yükselir. Bu höyük, Mezopotamya’nın karmaşık uygarlık zincirinin bir halkasıdır; Hititlerden Urartulara, oradan Asurlara uzanan bir tarihsel sürekliliği barındırır. 1861 yılında İngiliz seyyah John George Taylor’un kazıları sırasında, höyüğün derinliklerinden

okumak için tıklayınız

Foucault’nun Tarihsel Söylem Eleştirisi ve Günümüz Tarih Anlayışına Etkileri

Söylemin Gücü ve Tarihin İnşası Michel Foucault’nun tarihsel söylem kavramı, modern tarih yazımını eleştirirken bilginin, iktidarın ve toplumsal yapıların nasıl iç içe geçtiğini sorgular. Foucault, söylemi yalnızca bir dil veya iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda toplumsal gerçeklikleri şekillendiren, normları belirleyen ve bilgiyi düzenleyen bir mekanizma olarak tanımlar. Tarih yazımı,

okumak için tıklayınız

Stonehenge’in Taşlarının Sırları: Mevsimsel Döngülerin İzinde

Stonehenge, İngiltere’nin Wiltshire bölgesinde yer alan, Neolitik çağdan kalma bu ikonik taş çember, binlerce yıldır insanlığın hayal gücünü ve bilimsel merakını cezbetmiştir. Yaklaşık MÖ 3100-2000 yılları arasında inşa edildiği düşünülen bu yapı, sadece bir anıt değil, aynı zamanda astronomik, toplumsal ve spiritüel bir düzenin yansımasıdır. Taşlarının dizilimi, özellikle mevsimsel döngülerle

okumak için tıklayınız

Hayk ile Bel Savaşının Tarihsel ve Kültürel Analizi

Olayın Tarihsel Bağlamı Savaş, MÖ 2492 tarihinde, Van Gölü’nün doğu kıyılarında, Vaspurakan bölgesinde gerçekleştiği belirtilen efsanevi bir çatışmadır. Ermeni mitolojisinin temel taşlarından biri olan bu olay, Ermeni halkının köken anlatılarında merkezi bir yere sahiptir. Hayk, Ermeni ulusunun atası olarak kabul edilen bir liderdir ve Bel, Mezopotamya kökenli bir tiran olarak

okumak için tıklayınız

Rosetta Taşı’nın Antik Dillerin Çözülmesindeki Kritik Rolü

Keşif ve Tarihsel Bağlam Rosetta Taşı, 1799 yılında Mısır’ın Rashid (Rosetta) kasabası yakınlarında bulunan, granodiyorit bir stel olup, MÖ 196 yılında yayımlanan bir fermanı içerir. Bu ferman, V. Ptolemaios’u anmak için üç farklı yazı sistemiyle yazılmıştır: Mısır hiyeroglifleri, Demotik yazı ve Yunanca. Taşın önemi, paralel metinler sunarak daha önce çözülemeyen

okumak için tıklayınız

Gökhöyük’te Bulunan 5000 Yıllık İnsan Yüzlü Çömlek Ne anlama Geliyor?

Buluntunun Bağlamsal Önemi Gökhöyük’te, Orta Anadolu’daki bir arkeolojik alanda bulunan 5.000 yıllık insan yüzü tasvirli çömlek parçası, Neolitik toplulukların kültürel ve sosyal dinamiklerine nadir bir bakış sunuyor. Sistematik kazılar sırasında ortaya çıkarılan bu eser, muhtemelen daha büyük bir kabın parçası olan küçük ama karmaşık bir seramik parçasıdır ve üzerinde göz,

okumak için tıklayınız