Çocukluğumun Bayramı ve Kırmızı Kunduram – Selma Sayar

Yıllar önce…
Her milliyetten, dinden ve sınıftan insanla beraber olmanın erincini yaşadığımız yıllardı. Doğduğum yerde yan komşularımız Hristiyandı. Onlar Noel ve Yumurta Bayramlarında bize ikramlarda bulunur, bizimkilerde Ramazan ya da Kurban?da. Bir Ermeni ailesi yaşardı evimizin karşısında. Onların da kendilerine ait gelenekleri vardı. Biraz daha ötedeki komşumuz, ateistti. Uzun süre onun neden dini bayramlarda büyüklerle beraber ibadetlerde yer almadığını anlamamıştım. Bu durumundan dolayı horlandığını, yalnızlaştırıldığını hiç görmedim. Kimsenin ne dinine, ne de diline karışılırdı.
Annem farklılıkların bir zenginlik olduğunu anlatırdı hep. Okuldaki öğretmelerim de.
O zamanlar televizyon da lükstü bizler için. Bir- iki evde bulunurdu sadece. Biz çocuklar sabah, akşam; hafta içi, hafta sonu demeden komşulara gider doyasıya televizyon izlerdik.
Çoşkuyla kutlanan bayramlar vardı.. Nasıl olmasın ki? Bayram günlerinde harçlık verilir, şeker alınır, kılık-kıyafet dikilirdi. Ama bunu herkes aynı şekilde yaşama şansına sahip değildi.
Ne bayramı olursa olsun iple çekenlerdendim ben. Okulda yapılan törenlerde, şiir okuma, sunum yapma görevi bana düşerdi genelde. Bedenimi ateş basar, yüreğim hızlı hızlı atardı,önce. Plastik ayakkabılarıma bakınca da bedenimin ateşinde eriyip giderdi heyecanım..Kalabalık içine plastik ayakkabılarla çıkacağım için içten içe hayıflanır, utanır, sıkılırdım.
Her yıl kutlanan bayramlarda benzer bir manzara yaşanır ve kunduram yok diye aynı hüznü yaşardım içimde. Yaşadığım hüzün büyüdü, büyüdü bayramlarda. Sadece alınamayan kunduraya değildi duyduğum özlem.. .
Eskisi gibi komşulara gidilip televizyon izleyemez olduk. Selam verilirken, alınırken sadece başlar sallanır olmuştu. Eskisi gibi sarılmıyordu büyükler birbirine. Anneme bu tuhaflığı her soruşumda kaçamak yanıtlar alıyor, onun içten içe üzüldüğünü görebiliyordum.
Benzer durumu okulda da yaşar olduk. Daha önce yedikleri içtikleri bir olan öğretmenlerim ayrı yerlerde oturur oldu. Arada sırada sağcı solcu lafları geçse de hararetli tartışmalarında; bu lafların ne anlama geldiğini anlayamıyordum.
Kundura özlemime, değişik özlemler katılıyordu. Bir şeyler değişiyordu…
O yıl yani ilkokulun son sınıfındayken bir mucize gerçekleşti: Babam bana kırmızı bir kundura aldı. Bendeki bayram coşkusu görülmeye değerdi. Öğretmenlerimin verdiği görevi canla başla ezberlemeye çalışıyordum. Dile kolay o yıla kadar önlüğümün altına giydirilen eşofman altlığıyla kapatmaya çalışıyordum plastik ayakkabımı. O sene ise göğsümü ve ayakkabılarımı gere gere gösterecektim herkese. Hatta kundurama bir şey olmasın diye, temiz bir bezle sildikten sonra yatağımda saklıyordum her gece.
Bayrama günler kala, ben gözü gibi bakarken o kunduraya, garip şeyler oldu: İnsanlar panik içinde evlerindeki kitapları ya yakıyor ya da toprağa kazıdıkları çukurlara saklıyorlardı. Kimse kimseyle konuşmuyor, sıra kimde korkusu yaşıyor, gecenin bir vaktinde evlerinden alınan büyüklerim dönmüyordu: Onların arasında abiler, ablalar hatta çok sevdiğim öğretmenlerim de vardı.
Bense bayramın gelmesini heyecanla bekliyor. ?Vatan Sana Minnettar? şiirini ezberlemeye çalışıyordum.
Korktuğum haber bir sonbahar günü geldi. Şartların elverişsizliği yüzünden süresiz ertelenmişti bayram.
Ne heves kalmıştı, ne de heyecan kursağımda. Dilim damağım kurumuş, konuşamaz olmuştum. Anlamlandıramıyordum bu durumu: Çok değil daha bir sene öncesine kadar büyüklü küçüklü herkes ellerinde bayraklar, dillerinde şarkılar büyük coşkuyla kutlanan o bayrama ne olmuştu? Ya kırmızı kunduram? Onu giyemeyecek miydim yani? En çok bu dokunuyordu bana. Memlekette kan gövdeyi götürürken, her akşam radyoya dayadığımız başımız, gelen ölüm haberleriyle zonklarken benim aklım fikrim giyemediğim kunduramdaydı.
……………………………………..

Yıllar sonra…
Dışarıdaki patlama seslerine aldırmadan, anlatıyordu kızına hikayesini. Gözleri dolu dolu,yutkunarak elinde kırmızı ayakkabılarıyla… Bir patlama sesi, bir daha bir daha. Ve en son duyduğu ses son bakışıyla buluştu. Ayakkabılardan aktı kırmızı. Yer gök bulandı.
Son bakışı, kırmızı ayakkabılara tutunan kızının minik ellerinden sonsuza kaydı.

Yorum yapın

Daha fazla Öyküler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Pamuk Kadınlar Üzerine – A. Şule Süzük Toker ile Söyleşi: Mehmet Emin Kurnaz

Pamuk Kadınlar, Orhan Pamuk?un Kar ve Masumiyet Müzesi romanlarından hareketle kadının erkek egemen toplumdaki yerini inceleyen bir eser. A. Şule...

Kapat