Elvedası geciken canavarlar var şehirde! – Funda Demir

Deniz Gezmiş ismini ilk duyduğumda ilkokul çağlarında olsam gerek. Devlet o gençleri asmıştı. Düşüncesi korkunç, yaşattığı acı tarifsiz ve durumun kendisi inanılmazdı, olamazdı. Koskoca devlet çocuk öldürmezdi. Büyüdükçe anladım ne yazık ki? Deniz?ler ne ilkti ne de son olacaktı. Adı terör oldu, adı darbe oldu, adı biber gazı kapsülü oldu, alınmayan önlemler oldu, deprem oldu adı, yoksulluk oldu, adı hayata dönüş oldu, intihar oldu adı, barış oldu, özgürlük oldu, adı isyan oldu, adı çernobil oldu, kanser oldu ve çocuklar, o bin bir emekle doğup büyüyen çocuklar yamalı ceketlerini bulutlara asıp birer birer yıldız oldular.

Şehre dadanan canavarın gözü doymuyor. Kan arsızı! Ne öğretmen tanıyor, ne öğrenci! İşçisi, emeklisi, köylüsü fark etmiyor. Kendine benzemeyeni yok etme timi. Düşünüyorum. Aklımda Metin Lokumcu, aklımda okuyabilseydi ingilizce öğretmeni olacak olan Ali İsmail, aklımda 23 kasımda ağır yaralanan Aslı öğretmen var bugün. Canavarlar sürüsünü gördükçe bir öğretmenin bir çocuğa öğreteceği ne kadar çok şeyi olduğunu bir kez daha anlıyorum.

İçimi sıkan, karanlık bir yerleri dürten bir pazar akşamı bu. Yann Tiersen çare olmadı, kahve desen soğudu gitti. Gözümün önünden geçen devletin öldürdüğü çocuklar,öğretmenleri, anneleri,babaları ve ben. Neresindeyim bu hikâyenin? Zaman kardeşlik zamanı diyorlar. Zaman “acıların, bir de onları yaratanların” zamanı sanıyorlar. Kayıp giden her yıldızın ışığı söndü sandıklarından belki, bir gün bu zamanın da yok olup gideceğini unutuyorlar. Bir canavara nasıl elveda denir onu düşünüyorum. Kediler yardım etse? Dünyanın bütün renkleri bir araya gelse? Her şey bir anda dursa, yer yarılsa birden. Dünyayı döndüren güç bir şarkı olsa dilimizden düşmeyen. Kulaklarını tıkaya tıkaya terketse şehri canavar. Yediklerini geri vermez “acıtan zaman” ama yedirtmeyeceğimiz çok insanımız yok mu hâlâ? Suları temizlemek kolay, hava desen bedava. Yeniden güzel günlere döner mi dünya? Döner mi? Dönse ya Kızıltepe yollarından.

Haftanın Kitabı; Elveda Bay Muffin

Evet daha önce hiç başıma gelmedi ama bir çocuğa ölümü anlatmanın ne kadar zor ve hassas olduğunu sadece tahmin edebiliyorum. Kendi çocukluğumdan ölümle ilgili hatırladığım tek şey gömülmek ve ölüm arasında kurduğum bağ. 3,5 yaşımda anneannemle tanıştığım ölüm hakkındaki tek fikrim avuç avuç toprak yiyen insanların öldüğü ve yaşlanınca bunu yapmak isteyen insanların bilinçli bir tercih olarak toprak yemesiydi. Toprak yiyen toprak oluyordu işte. Basitti. Öyle sanmıştım.

Umarım ihtiyacınız olmaz. Ama hayatın en kötü sürprizi kapınıza dayanırsa bunu ufaklığa anlatmanız için bir yardımcınız var; Bay Muffin. Elvada Bay Muffin, yedi yaşına gelmiş evcil bir kobay fare olan Bay Muffin?e veda etme vaktinin geldiğini oldukça dokunaklı bir biçimde anlatıyor. Sessizce aramızdan ayrılan Bay Muffin sevenleri tarafından unutulmayacak ve hep hatırlanacak. Ama nasıl? Pek çoklarından daha iyi ve mutlu bir hayatı olan Bay Muffin, eşi ve altı çocuğuyla mutlu bir hayat geçirmiştir. Dünyanın sonuna bir yolculuk bile gerçekleştiren bu aile gerçekten mutludur. Artık iyice yaşlanan Bay Muffin her salı posta kutusuna bir mektup alır. Bir dostluğu, bağlılığı anlatan bu mektuplar neyi anlatıyor? Bay Muffin hayata veda ederken arkasında neler bırakıyor? İncelikle anlatılıyor.

Sevgi dolu bu öykünün yazarı Ulf Nilsson. Kanat Kitap tarafından yayımlanan Elveda Bay Muffin?i resimleriyle canlandıran isim Anna Clara Tidholm. Türkçe?ye çeviren isim ise Ali Arda. 48 sayfa, kuşe kâğıt ve ciltli olarak hazırlanan bu kitap küçüklerin ölümü tarif etmelerine yardımcı olacaktır.

(BirGün Kitap Eki, 136.sayı)

Kitabın Künyesi
Elveda Bay Muffin
Ulf Nilsson
Resimler: Anna-Clara Tidholm
Çeviren: Ali Arda
İstanbul, 2009
48 s.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Dersim Katliamı’nda askerlik yapmış olanlar anlatıyor…

1938?deki büyük katliama katılan askerler Dersim?de ne yaşandığını ilk kez anlattı. Askerler katliamdan önce bir ay gaz eğitimi almış ....

Kapat