Masalların bile sadece sonuna saklanan mutluluk; memleketin ağaçlarına dadanmış olsa gerek… Siz de fark etmişsinizdir; son günlerde kafamı nereye çevirsem şubat güneşine aldanıp çiçeklenen körpe ağaçlar görüyorum. İlk gençliğe benzeyen o güzeller şimdilik bembeyaz çiçekleriyle salınadursunlar, mart ayazında dökecekleri yaprakların tasası bana düştü. Bahar gelmeden açılan çiçekler küser ya güneşe, kocaman bir yalan balonuna hapsedilen insanlar neyler, bir düşünün. Bazen tüm umudumu kaybediyorum ne yalan söyleyeyim. Ama güneş bu ya,
Funda Demir
Elvedası geciken canavarlar var şehirde! – Funda Demir
Deniz Gezmiş ismini ilk duyduğumda ilkokul çağlarında olsam gerek. Devlet o gençleri asmıştı. Düşüncesi korkunç, yaşattığı acı tarifsiz ve durumun kendisi inanılmazdı, olamazdı. Koskoca devlet çocuk öldürmezdi. Büyüdükçe anladım ne yazık ki? Deniz?ler ne ilkti ne de son olacaktı. Adı terör oldu, adı darbe oldu, adı biber gazı kapsülü oldu, alınmayan önlemler oldu, deprem oldu adı, yoksulluk oldu, adı hayata dönüş oldu, intihar oldu adı, barış oldu, özgürlük oldu, adı isyan oldu, adı çernobil oldu, kanser oldu ve çocuklar, o bin bir emekle doğup büyüyen çocuklar yamalı ceketlerini bulutlara asıp birer birer yıldız oldular.
Esniyorum, öyleyse varım! – Funda Demir
Prenseslerin çocuk olduğunu ne ara unuttuk bilmiyorum. Süslü püslü elbiseleri, yatağın altındaki bezelyeyi, öpücük konduran prensleri de biz uydurmadık mı? İstediğimiz forma sokmak zor olmadı gerek, yüzyıllardır bütün masallar aynı şeyi söylüyor. Bildiğim bir çok prensesli hikaye arasından sıyrılan şapşahane bir kitaptır bugün bahsi geçecek olan; “Bütün Gün Esneyen Prenses”
Sarı sarayın altın saçlı kralı ve bütün gün esneyen prensesin öyküsü oldukça eğlenceli bir kitap. Kızı esnemekten başka bir şey yapmayan
Bir Zamanlar Küçük Kara Balık – Funda Demir
Kendisi 28 yaşındayken Aras nehirinde (şüpheli bir biçimde) boğulmuş olarak bulunan İran’lı yazar Samed Behrengi’nin 12 Eylül’de ülkemizde de yasaklanan kitabı Küçük Kara Balık, yaşadığı ırmağın sonunda ne olduğunu merak eden ve çevresindeki bütün baskılara rağmen denize ulaşma çabası gösteren küçücük bir balığın öyküsü. Yaşlı ve bilge bir balığın, binlerce torununa anlattığı hikayeyle başlıyor kitabımız. Karşılaştığı tüm zorluklara canı pahasına göğüs geren ve ona kulak vermeyen diğer tüm balıklara yol gösteren bir balığın hikâyesidir anlatılan.
Bulutların Arasında Saklanmış Hikâyeler – Funda Demir
Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak her şey…
Bir sabah çatısından yoksul kuşların havalandığı evden bir çocuk çıktı… Saat 7’yi biraz geçiyordu. Annesi kahvaltı hazırlarken, babası işe gitmek için hazırlanıyordu. Ablaları vardı çocuğun. Sabahın kör vakti evdeki hareketlenmeden şikayet edip, uykusuzluktan dert yanıyorlardı. Bir gece önce oturdukları mahalle, yaşadıkları memleket karabasan saldırısına uğramış, insanlar sokaklara çıkıp karabasanı kovmak için avaz avaz bağırmaşlardı. Çocuk da sokaktaydı. Eve dönüp
Orada Öylece Kal “Kayıp Şey” – Funda Demir
İtiraf etmeliyim ki; adı dalgınlık mı, safsaklık mı bilmiyorum. Bugüne kadar onlarca şeyimi kaybettim. Kimisinin arkasından günlerce öfledim pöfledim, kimisini neyse ki, n?apalım diye geçiştirdim. Ne kimlikler, akbiller, kitaplar geldi geçti de; hiç biri mor hırkam kadar üzmedi beni. Hem çok severdim, hani üzerinizden çıkarmadığınız şeyler vardır ya, öyleydi… Hem de iki dakika öncesine kadar çantama asılı olduğuna emindim, düşürsem bile arkamda olmalıydı. Ama yoktu. Yıllardır her İTÜ şenliği çağrısı duyduğumda hala aklıma ilk önce hırkam gelir. Yıllar sonra bir köşeden çıkıp bulunacakmış gibi hissederim.
Teşekkürler Cömert Ağaç – Funda Demir
Ağaçlar konuşuyor derdi dedem yaşasaydı eğer. Ben dedemi hiç tanımadım, ama onunla ilgili o kadar çok hikâye dinledim ki; gömleğini, cebindeki saatini, yürüyüşünü, öfkesini ve sevgisini hayâl edebiliyorum kimi zaman. Ağaç dallarından yaptığı oyuncak düdüklere yetişemedim, doğru. Ama ölümünden yıllar sonra bile anlatılan bıkıp usanmadan iyileştirdiği hayvanların, evine aldığı eski zamanın vakitsiz misafirlerin hikâyelerini dinledim köylülerden. Bahçemize ektiği ağaçların altında büyüdüm. O kavak ağaçlarının altına uzanıp kitabımı okur,
Her şey birdenbire oldu, Birdenbire vurdu gün ışığı yere – Funda Demir
Her Şeyin Öyküsü’nü kıymetlisine ilk kitap olarak hediye eden ve benim de tanımama sebep olan M.U.’a ve Ceylan’a ithafen…
Herkesin hikâyesi farklı. Kimisi doğduğu anda başlıyor, kimisi aşka düşünce kimisi ekmek parası uğruna yollara düşünce. Günlerdir aklımda Ceylan. Sahi nerede başlamıştı onun hikâyesi? Baharın yemyeşil güzelliğinde ayağını çimlere basıp kuzuları kovaladığı ilk nisan ayı olabilir mi? Saçlarını tararken çarşafa düşen bir bit.
Battaniyenin Altında Sitem Var – Funda Demir
Paylaşmak nedir? Çocuklara yapmaları gerektiğini anlattığımız bir davranış mıdır sadece? Bir oyuncağı, kocaman bir çikolatayı paylaşmak oldukça kolay ve zorunludur biz yetişkinlerin gözünde değil mi? Oysa o çikolataya sahip olan, ya da oyuncakla oynamayı hevesle bekleyen taraf biz değilizdir çoğunlukla ve söylemek, karşındaki kişiden beklemek hep kolay olandır ve biz kolay olanı severiz. Hayatımız yeterince zor zaten, değil mi? Bitmeyen işler, yetmeyen para, sonu gelmeyen ihtiyaçlar.