“Dervişler afallamıştı. Doğaüstü bir yaratıkmışım gibi bakıyorlardı. Sonunda, Celâleddin Rumî’nin ruhunun içime yerleştiğine karar verdiler.” Nazım Hikmet

nazım_hikmet“Kesin bir zaman veremem. Çok net hatırladığım bazı olaylar var. Örneğin, dedemin beni döne döne dans eden dervişlerin toplantısına götürüşünü çok iyi hatırlıyorum. Çok insan vardı. Belki otuz, belki elli kişi toplanmışlar, karanlıkta ellerinde küçük ateşlerle kendilerince dua ediyorlardı.

Hepsinin kavak gibi upuzun boylu olduğunu düşünmüştüm, hatırlıyorum da. Hepsi birden şarkı söyleyip bağrışıyordu. Hiçbir şey anlamamıştım, ama onların yaptığı gibi yapıyor, hatta onlardan daha çabuk hareket ediyordum. E, küçücük bir oğlandım o zaman.

Dedem gittiğimiz dergâhın başıydı. Beraber gittiğimizde ibadet sırasında beni halkanın ortasına iterdi. Duanın ritmine göre dönmem gerekirdi. Onların tuhaf, fanatik ve yükselen sesleriyle yavaş yavaş, hayır, belki de çabucak, kendimden geçer, incecik bacaklarımın üstünde topaç gibi dönmeye başlardım. Yorgunluktan yere kapaklanıncaya kadar böyle dönerdim. Belki de, o zaman tanıştım yüreğimle. Yorulan ben değildim, oydu. Bu yaşlıların yanında aklımı yitirebilirdim. Tutkulu, insanı sarıp sarmalayan duaları, kendilerinden geçişleri beni son derece etkilerdi. Çok duyarlı bir çocuktum. Dahası, gece yaşanırdı bu törenler, açık havada yapılırdı. Yoğun bir şekilde gizem duyumsardım. Korku ve merak dolardı içime. O anlarda yıldızlar çekerdi beni. Parlak yıldızlar başımın üstünde sallanır, dervişlerin seslerinin yükselmesiyle irileşir, büyürlerdi. Anımsadığım başka bir şey de dedem gibi iri yarı ve sert bir insanın yanında olmaktan duyduğum keyif. Keyifliydi, çünkü herkes onu sever, biraz da ondan korkardı. Bense korkmazdım ondan. O da beni severdi ve ben bu sevgiden yararlanmasını bilirdim. Küçüktüm, ama kurnazdım da. Kocaman, ak sakalı vardı dedemin… Şiir okumayı severdi. Ben yanındayken de sık sık okurdu. Ama nasıl okurdu anımsayamıyorum. Biliyorum ama anımsamıyorum. İşte anlatmak istediğim bu. Yani dedemden bahsettiğim zaman ne sesi, ne görüntüsü canlanıyor zihnimde. Ama onun varlığına ilişkin anılar yaşıyor. Onunla bağlantılı hislerimi, bana dokunuşunu hatırlayabiliyorum. Bakın, şimdi bile başımı okşayan elinin ağırlığını hissedebiliyorum. Oturduğum dizlerini hissedebiliyorum. Sertti dedemin dizleri, evet, anımsıyorum, kucağına oturmak pek de rahat değildi. Bir gün, alışık olduğumuz gibi, konuk odasında ak sakallı dedeler toplanmıştı. Oturmuşlar, dedemin gelmesini bekliyorlardı. Âdetleri böyleydi. Dedem yanlarına geldiğinde, yazdığı harika şiiri kendilerinden gizlediği için sitem ettiler ve hep bir ağızdan şiiri okumaya başladılar. Dedem ilk dizeleri duyar duymaz bunu yazanın kendisi olmadığını söyledi. O zaman dervişler yanlarında getirdikleri gazeteyi dedemin gözüne dayadılar.

Belki siz bilmezsiniz Vera, bizde tüm dervişler şiir yazarlar, ama şiirlerin basılması pek de hoş karşılanmazdı. Ayıp sayılırdı. Dedem:

‘Ben şiir filan yazmadım,’ diye bağırmaya başladı onlara.

‘Nasıl olur?’ diye karşı çıktılar dervişler. ‘Bakın işte, sizin adınızı yazmışlar altına.’

O sırada ben, dışarıda pencerenin önünde top oynuyordum. Evden gelen bağrışları duyunca meraklandım ve eve girdim. Olanı biteni anlayınca:

‘Onu yazan benim!’ dedim. Ve şiirin tamamını okudum.

Dervişler afallamıştı. Doğaüstü bir yaratıkmışım gibi bakıyorlardı bana. Dedemin şaşkınlığı da onlarınkinden az değildi. Sonunda, Celâleddin Rumî’nin ruhunun içime yerleştiğine karar verdiler. Neredeyse, kısa pantolonumun paçalarını öpecek hale gelmişlerdi. Onların ne inançlarından ne de şiirlerinden anladığım vardı, elbette. Belli ki okudukları şiirlerin etkisi altında kalmış, duyduklarımdan esinlenmiştim. Kendilerini toparladıklarında:

‘Bu güzel dizeleri siz mi yazdınız küçük bey?’ diye sordular.

‘Evet, ben yazdım. Gene yazacağım. Zaten büyük bir şair olacağım!’ diye bağırarak karşılık verdim ve koşarak top oynamaya döndüm.

İşte böyle, küçüğüm. Görüyor musunuz, biraz böyle böbürlenmiştim çocukluğumda. Sonra dedem, bu yaramazlığımı anlatıp durdu herkese. Gerçekten seviyordu beni. Onun sevgisinin ve torunundan, yani benden duyduğu övüncün sıcaklığı içimde. Ve bu sıcaklığı her zaman duyumsuyorum. Yazık ki görüntüsü yok hafızamda.

VERA TULYAKOVA HİKMET
Bahtiyar Ol Nâzım
DERLEYEN: ANNA STEPANOVA
RUSÇA’DAN ÇEVİREN: HÜLYA ARSLAN
ANI
YAPI KREDİ YAYINLARI

sayfa 94-95-96

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here