Direnen Haliç, Nejat Elibol. İşçilerin mücadelesinin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.

Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç?in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.
?Direnen Haliç?, 1988?de ilk kez yayımlandığında edebiyatımızda fabrika yaşamını 1950?li, 1970?li yıllarda ele alan Orhan Kemal, Hakkı Özkan, Metin İlkin gibi yazarlara, yaklaşık 20 yıl aradan sonra bir yenisi ekleniyordu Nejat Elibol?la.
Nejat Elibol da tıpkı Orhan Kemal, Hakkı Özkan gibi işçi kökenliydi. Orhan Kemal?le Hakkı Özkan?ın roman ve öykülerindeki gibi ?Direnen Haliç? romanı da Nejat Elibol?un kendi yaşadıklarıyla deneyimlerinden kaynaklanıyor.
Direnen Haliç?in yeni baskısı yine bir yirmi yıl aradan sonra Evrensel Basım Yayın tarafından 2 cilt olarak yayımlandı. Elibol, ilk cildin başındaki sunu yazısında yeni baskıda anlam bozukluklarıyla kurgusunda karakterlerin gelişiminde, biçimsel düzeltmelerle estetik ve sanatsal yönden kimi güzelleştirmeler yaptığını, ama özüne hiçbir biçimde dokunmadığını söylüyor: ?Çünkü okurları ondaki direngen ruhu, sıcaklığı, edebi kusurlarına rağmen sevdiler. Direnen Haliç romanını güzelleştirmem o yanını özenle koruyarak mümkün olabilirdi ancak.?
Haliç?te iki fabrika
Romanda, Haliç?in bittiği yerdeki Alibeyköyü yöresinde iki fabrikanın direniş öyküsü anlatılır. Öykü, 1975?te Sungurlar Kazan Fabrikası?ndaki direnişte yaşananları temel almıştır.
Romanın iki ana kahramanı Birol ile canciğer arkadaşı İsa?dır. Yorucu iş koşulları, mühendis, postabaşı gibi yönetici ve ustalarla gün boyu başetmek zorundadırlar. Bunlara patron yanlısı ?yağcı işçi?lerle olan ilişkileri de katılır. Romanda, fabrikada, mahallede, evde verilen yaşam savaşı anlatılırken kişilerin iç dünyalarını ortaya koyan düşleri, umutları da verilir.
Bir Haliç belgeseli
Roman, işçi yaşamını ve savaşımını anlatırken bir zamanların Haliç?inden de belgesel bir kesit sunar:
?Haliç?in çevresinde, yamaçlara ve tepelere kurulmuş evlerin estetik bir görünümleri yoktur. Üst üste atılmış beton yığınlarıdır hepsi. Fabrikalarla kucak kucağadırlar. (?) İki yakasında paralel uzayan taşlı yol, Haliç?in bitiminde köprülerle düğümlenir. Bu yolun sonrasında Haliç değil, Haliç?e akan bir dere vardır artık. Baraja kadar gider bu dere. Dere de Haliç gibi fabrikaların arasından geçer. Birinci köprü Silahtar?dadır. İkincisi köy meydanına bitişiktir. Üçüncüsü kazan fabrikasının bitişiğinde dar bir tahta köprüdür. İkinci köprüden sonrası Kemerburgaz?a giden dar asfalt bir yoldur. Bu yol, küçük ve büyük kazan fabrikalarının ve ortalarında kalan döküm fabrikasının önünden geçer. ?
Direniş
Haliç?e akan derenin kıyısına sıralanan üç fabrikadan, Sungurlar Isı Sanayi?nde (Büyük kazan fabrikası) başlayan direnişin komşu fabrikaya sıçramasından korkan yöneticiler, işçileri tam bir baskı altına alırlar. Bütün baskılara karşılık komşu fabrikanın işçilerinin de desteğiyle direniş büyüyecektir.
O zaman iş, işçileri birbirlerine kırdırmaya kadar gidecektir. Bu kavgalardan birinde direnişçilerden biri, direniş karşıtı bir işçiyi bıçakla yaralar.
Ama jandarmaya direnişçilerin elebaşısı olarak bilinen Birol bildirilir. Arkadaşları onun bir süre ortalarda görünmesini istemez. O sırada işçiler bir yürüyüş düzenlerler. Ama Birol katılamayacaktır bu yürüyüşe. Yürüyüş kolu yerine seyredenlerin arasındadır:
?Yedi yüz kişi! Laleli?den bu yana kâh marşlar söyleyerek, kâh slogan atarak dörderli sıralar halinde yürüyorlardı. Önünden geçmeye başladıklarında görmeleri için yükseğe çıktı. Birol, İsa baksa; işaret edecek ona, yanına çağıracak. Polislerden soran olmamışsa adını , onunla birlikte içlerine girecek. Yoksa, Sultanahmet?e vardıklarında bitecek yürüyüş. Onsuz??
Birol düzenlenmesi için onca direndiği bu yürüyüşte bulunmamaya dayanamaz: ?Birden koşmaya başladı. Onlardan ayrı düşmek korkusuydu onu koşturan. Onların arasında olursa bu yalnızlık hissini duymayacaktı.
Gözaltına alınmak hiç umurunda değildi. Kâbustan kurtulmak ancak onlarla birlikte olursa mümkündü. Ancak onlarla birlikte olursa zorunlu ayrı düşmenin verdiği yalnızlık duygusundan kurtulabilirdi. Arka sıradakilere yetiştiğinde nefes nefeseydi. Aralarına girince koluna sarıldı hemen Zülfü?nün. ?Cabbar seni soruyordu nerde diye?? dedi Zülfü, görür görmez. Gülümsedi. Unutmamışlardı onu. ?
İşte onları başarıya ulaştıracak olan da budur. Birbirlerine olan bağlılıklarıyla birliktelikleri. Bir zamanlar yaşanmış olan Sungurlar direnişi, bugün tarih olmuş , eski gazete sayfalarında unutulup gitmiştir. ?Direnen Haliç? ise işçinin direnişinin öyküsü olarak sürüp gidecektir. Ödenen ağır bedellerin acıları unutulmadan.
Böylece yeni direnişlere de öncülük edecektir.
Adnan Özyalçıner, 23.01.2003 evrensel.net

Kitaptan Bölümler
?İçimizdeki mücadele gücünü öldüremezler; o ölümsüzdür. Kaynağı onların erişemeyeceği bir yerdedir. Çağlar boyu tüm ezilmişlerin acısından, geleceğin cennetinin umuduna kadar uzayan büyük bir gövdedir. Sönmeyen bir ateştir: İnsanlığın sonuna dek yanacak bir ateş.?

?Tüm işçi sınıfı adına savaşıyordu. Şimdinin değil, geleceğin insanının! Geleceğin insanı şimdiden doğuyordu. Mücadele ettikçe yetişiyordu. Çocuktu daha. Yaşadıkları toplumun içinde; bencil, kendisinden başkasını düşünmemeye koşullanmış, maddi çıkarlarının peşinde, tek başına koşmaya çabalayan işçiler arasında yetişiyordu. Hayat, yaşadıkları gerçek, onlara acı deneylerin sonunda maddi çıkarlarının toplumun çıkarlarından ayrı olamayacağını öğretecekti. Yığınlar, çoğu kere kendi çıkarlarının tüm toplumun çıkarlarıyla eş olduğunu bilmeden başlıyorlardı mücadeleye. Yaşamın kendisi çeşitli yollardan zorluyordu onları buna. Başlangıçta bir avuç insan bilincinde oluyordu bunun. Yığınlarsa mücadele içerisinde görüyordu bu gerçeği. Gerçeğin tüm¨nü keşfetmeleri ise uzun bir süreçti. Önce kendi çıkarlarının fabrikadaki işçilerle, sonra tüm fabrikalardaki işçilerle, sonra tüm dünyadaki insanlarla…?

Nejat Elibol ‘un Hayatı
1953 yılında İzmit’te doğdu. 1964 yılında İstanbul’a yerleşti. Lise ikinci sınıfta öğrenimine son verdi. Haber ajansında foto muhabirliği yaparak çalışma yaşamına girdi. Muhabirlik yılları ilk yayınlanmamış romanını oluşturdu. İşçilik hayatına 18 yaşında demir çekme fabrikasında tornacı çırağı olarak başladı. Yedek parça imalathanesi ve döküm fabrikasında devam ettiği işçilik yaşamında hep sendikalaşma mücadelesi nedeniyle işten atıldı. Sungurlar kazan fabrikasındaki örgütlenme mücadelesini anlattığı romanı “Direnen Haliç” Akademi Kitabevi mansiyon ödülünü aldı. 1978 yılında bir süre DİSK basın yayın dairesinde çalıştı. Uzun yıllar kaynakçılık yaptı. 1995 yılında temsilci olduğu Petrol Ofisi’nden Petrol-İş Sendikası İstanbul Şube Başkanlığı görevine geldi. Halen profesyonel sendikacı olarak bu görevine devam ediyor.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Saragöl – Ömer Polat

Ömer Polat'ın romanı, Doğu'nun gerçeklerinden derlenmiş, kendi dil özellikleriyle ifade edilmiş, Kürt-Ermeni ilişkileri, halkların kardeşliği temeli üzerine kurulmuştur. Şartlandırılmış kişilerin...

Kapat