Dostoyevski’nin Cinler romanında Liputin’in, Şatov cinayeti sahnesindeki psikolojik çöküşü
Dostoyevski’nin Cinler romanında Liputin’in, Şatov cinayeti sahnesindeki psikolojik çöküşü, onun küçük burjuva radikalizminin korkaklık, ikiyüzlülük ve suç karşısındaki çaresizlik ekseninde nasıl parçalandığını gösterir.
Liputin, teoride devrimci şiddeti ve ateizmi savunan, entrikacı ve narsist bir tiptir. Ancak bu inançlar, kendisini gerçek, fiziksel şiddetle karşı karşıya bulduğu an tamamen çöker.
🔪 Şatov Cinayeti Anında Çöküşün Evreleri
Liputin’in cinayet esnasındaki ve hemen sonrasındaki tavrı, onun teorik radikalizmden, pratik ahlaki iflasa geçişini simgeler:
- Dehşet ve İğrenme (Gözlemci Olarak)
Şatov’u, Pyotr Verhovenski’nin liderliğindeki beşli çeteyle (gizli devrimci hücre) birlikte ıssız bir yere götürürken Liputin’in ilk tepkisi, cinayetin çıplak, tiksindirici gerçekliği karşısında yaşadığı şoktur.
- Liputin, cinayeti bir “ideolojik zorunluluk” olarak benimsemiştir, ancak eylemin korkunç bayağılığı ve Şatov’un trajik çaresizliği, onun sinirlerini altüst eder.
- Bu dehşet, onun devrimci ideolojisinin ne kadar sığ olduğunu kanıtlar. O, kanlı bir eylemi değil, bir kulüpte entelektüel tartışmayı seven bir tiptir.
2. Korkaklık ve İhanet (Suç Ortağı Olarak)
Cinayete katılması, ideolojik bir bağlılıktan değil, tamamen kişisel korku kaynaklıdır. Liputin, Pyotr Verhovenski’nin onu ifşa edeceğinden veya onun da Şatov gibi tasfiye edileceğinden korkar.
- Bu korku, onu suça ortak olmaya iter, ancak bu ortaklık onu rahatlatmaz, aksine çöküşünü hızlandırır.
- Liputin’in cinayet anındaki rolü, onun küçük burjuva muhalefetinin temel zaafını—büyük fikirlerin peşinden koşan ama büyük bedeller ödemekten kaçınan yapısını—açığa çıkarır.
3. Suçluluk ve Paranoya (Cinayet Sonrası)
Cinayetten hemen sonra Liputin’in psikolojisi tam anlamıyla darmadağın olur.
- Paranoya: Grubun dağılmasından sonra tek başına kalır ve Pyotr’un kendisini takip ettiğini, herkesin onu yakalamak istediğini düşünür.
- Vicdan Azabı ve Pişmanlık: Sahip olduğu tüm neşe, entrika ve dedikodu iştahı kaybolur. Daha önce savunduğu tüm ahlaki ve ideolojik ilkeler anlamsızlaşır.
- Artık o, kasabanın zeki, liberal memuru değil, bir cinayetin alnına mühürlendiği, titrek bir suçludur.
Özetle:
Liputin, “ideoloji maskesi takmış haset ve bencilliğin” vücut bulmuş halidir. Şatov cinayeti ise bu maskenin kanla yırtıldığı andır. O, devrimin büyük şiddet eylemlerine dayanamayan zayıf halkasını temsil eder ve bu çöküş, Dostoyevski’nin, Rus radikalizminin ne kadar çürümüş ve sahte unsurları barındırdığına dair yaptığı en sert eleştirilerden biridir.


