Ece Temelkuran – Küçük Satırlar (Nilgün Marmara’ya dair)

Kendisini tanımayanlardandır Nilgün Marmara. Kendisini hiçe sayanlardan yok kabul edenlerden görmeyenlerden. Yağmurda yürürken ıslandığını değil küçük su taneciklerinin nasıl toprağın göğsünde masumca öldüğünü düşünenlerdendi. Arabaların gürültüsünü lanetlemek yerine bu gürültüye eşsiz bir sabırla dayanan yeryüzünün sükûnetine hayrandı. Kırılmalarla geçen aşkın sonsuzluğunu düşünürdü. Büyüyemeyenlerdendi hep çocukluk yaşayanlardandı.

Az zamanda her zamanı dolduracak kadar yaşamak bir mutluluktur. Kendi zamanının çekilmezliğinden korksa da en büyük tehdit kendisi olarak çıkar karşısına Nilgün’ün. İnsanın kendisine alışması ömür boyu bitmeyen bir uğraştır. İnsan en çok kendisinden çeker hayatta. Gölgemiz dışımızdan kendimiz içimizden takip ederler bizi. Üzerler gülümsetirler kırarlar küfrettirirler beğenemezler kolay kolay ama hiçbir zamanda bırakmazlar salt yalnızlığımızla baş başa.

Kendisini bilmeyi bilmek insanın en büyük saçmalığı. Bilinmeyeni bilmek bilinmezlikle denenmek deliliği. Bilen olarak bilimle kendinde bilmenin bilinçsizliğine bırakılmak deliliğin tutkulu güldürüsü ve trajedisi. Aklın aklı akılsızlığı akılsızlığına karşı. Ve akılsızlıkla denenen akıl akılı akılsız yapmakta. Trajedinin komediye ve tersine yapılan anormal atlamalar. Normallik için insan sınırda tutulmakta ip cambazı gibi. İpten düşmek ölmektir ipten sarkmak hastalık. Kendimize kendi ellerimizle yapılan bu işkence kendimizi bilmenin bilinemezliği ile son bulmakta. Akılımızın akılsızlığımızı ak çıkarıp bize karanlığa gömmesiyle bitmekte.İnkâr etmek göz göre göre bitirilmek saldırılarıyla baş edebileceklerin başaramadığı tek şey. İnkâr etmek sonuçsuz kalmak yorulmaktır. Hiç geçmeyen günlerin sürekli aynı sayısını tekrarlayarak bitkin düşmek ölümü dayatır. Ve dalıp gideriz sonsuzluk uykusuna.

Kalp Yiyen

Çölde

Bir yaratık gördüm çıplak vahşi

Çömelmiş oturuyor

Yüreğini ellerinde tutuyor

Yiyordu.

Dedim ki: “Tadı güzel mi dostum?”

“Acı acı” diye karşılık verdi;

“Ama seviyorum

Çünkü acıVe benim kalbim”

(H. Crane)

Tombul ve sıkış tepiş egolar arasında ya da botokslu benlikler kenarında bazen boğuluyorsan eğer üstüne yığılıyorsa o gürbüz “Ben! Ben! İlle de ve özetle ben!”ler… Bu dünyanın tek yangın merdiveni şiirdir. Çünkü şair kişi “Ben hiç kimseyim!” (Emily Dickinson) deyip üzerinden insan ağırlığını alabilendir.

“Ben sadece atan bir kalbim” (Proust) deyip tül gibi hafif geçip yanından sadece ürpertebilendir. “Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız” (Turgut Uyar) deyip aniden senin o yaldızlı staras taşlı süslemeli oymalı kakmalı egonun altındaki kilimi çekip seni tepetaklak yere serebilendir.Bütün bunları yapabilmesinin tek nedeni “acı bir kalbi” olması ve şair kişinin durmadan kendi kalbini yemesi tükendikçe kusup kalbini yeniden yemesidir.

Nilgün Marmara “Sanat ve Bilim Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun olmak için gereken koşulları kısmen karşılamak amacıyla teslim edilmiş bir tez”… Şair Nilgün Marmara’nın tıpkı kendisi gibi intihar etmiş tıpkı kendisi gibi güzel bir kadın şair olan Sylvia Plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi üzerine 1985’te yazdığı tezin başında böyle diyor. Tez Everest Yayınları’ndan kitap olarak çıktı geçen günlerde. Marmara kendi intiharından iki yıl önce kendi çizdiği kaderin “analizini” yaparken akademik olarak ne yapıyordu acaba?

Nilgün Marmara da kendi kalbini yiyen kadınlardan biriydi. Dayanamayıp burada kalmanın yüküne gidiverdi. Hep öyle düşünürüm intihar etmiş şair kadınlarla ilgili:Muhtemelen aramızdan gidiverenler kalplerini yemekte yeterince usta değildiler. Zira acı çekmenin de bir erbaplığı vardır. Öyle kana kana içersen kendini zehirlenirsin kendinden. Profesyonel bağımlılar gibi ince ayarını yapmalısın bu işin. Erken yaşta gitmemek bu yeryüzünden doğmuş olmanın intikamını yeterince alabilmek için yaşamalısın oysa.

Can Yücel gibi sunturlu bir küfür savurabilmek için lameli egolara ve balon ben’lere bu dünyada yeterince uzun süre kalmalısın. Bunları düşündüm Marmara’nın tezini okurken. Sonra açtım Birhan’ın “Cinayet Kışı+İki Mektup” kitabını “Saf Sabır” şiirini okudum kış biterken:

sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor
sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
sağ yanımda unuttun keder.

Şairler neden yerler kendi kalplerini? Acı olduğu için. Çünkü bir de kendi kalpleri değil mi?Başkalarının kalplerini yiyemeyenler ne kadar ittirse de dünya kimsenin canını yakmayanlar yakamayanlar bu dünyada hepimizin en fazlası sadece bir kalp atışı olduğunu bilenler bu dünyadan en çok bir ürperme olarak geçip gitmek isterler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here