Einstein’ın Düşleri: Zamanla her Hayat Defteri, baştan sona tek seferde okunamayacak denli kalınlaşıyor.

20 Mayıs 1905

Durumu kavramak için Spitalgasse’deki kalabalık dükkânlara bakmak yeterli. Alışverişçiler bir dükkândan diğerine tereddütle geçiyor, her birinde ne satıldığını keşfediyor. Ah, işte, tütün burada… Hardal tohumu nerede peki? Şekerpancarları şurada ama morina nerede? İşte keçi sütü, tamam ama ya tereyağı? Bunlar Bern’e ilk defa gelen turistler değil; Bernliler bunlar. Kimse iki gün evvel 17 numaradaki Ferdinand’ın Yeri adlı bir dükkândan çikolata ya da 36 numaradaki Hof şarküterisinden salam aldığını hatırlamıyor. Her dükkân ve sattıkları yeniden keşfedilmek zorunda. Pek çok kişi ellerinde haritalarla doğduklarından beri yaşadıkları kentin çarşılarında, defalarca geçtikleri sokaklarda dolanıyor. Birçoğunun elinde not defterleri, akıllarında kalabildiği kısacık sürede öğrendiklerini kayda geçiriyor.

Çünkü bu dünyada insanların bellekleri yok.

Akşam eve dönme saati geldiğinde herkes nerede oturduğunu öğrenmek için adres defterine başvuruyor. Bir günlük kasaplığında pek nahoş kesimlerle uğraşmış bir kasap Nageligasse 29 numarada oturduğunu keşfediyor. Piyasaya dair kısa-süreli belleği harika yatırımlar üretmiş bir simsar, defterinden Bundesgasse 89 numarada oturduğunu okuyor. Evine dönen her erkek kapıda kendini karşılayan bir eş ve çocuklarla karşılaşıyor, kendini tanıtıyor, sofraya yardım ediyor, çocuklarına yatmadan önce masal okuyor. Aynı şekilde, işinden evine dönen her kadın bir koca, çocuklar, koltuklar, lambalar, duvar kâğıtları ve porselen tabaklarla karşılaşıyor. Gece çöktüğünde karılarla kocalar günlerini nasıl geçirdiklerinden, çocukların okullarından, paradan konuşmak için sofrada kalmıyor; birbirlerine gülümsüyor, kanlarının ısınışını, yıllar önce tanıştıklarında kasıklarında ilk defa tattıkları sancıları hissediyor. Tanımadıkları aile fotoğraflarını aşıp yatak odalarını buluyor ve geceyi şehvetle geçiriyorlar. Bedensel ihtirası solduranlar sadece alışkanlıklar ve bellektir çünkü. Bellek yokken her gece ilk gece, her sabah ilk sabah, her öpücük ve dokunuş ilktir.

Belleksiz dünya, şimdinin dünyası. Geçmiş sadece kitaplarda, belgelerde. Her insan kendini tanıyabilmek için yanında yaşam öyküsünü içeren kendi Hayat Defterini taşıyor. Her gün okumak suretiyle ailesini, üst tabakadan mı yoksa alt tabakadan mı geldiğini, okulda başarılı olup olmadığını, hayatında herhangi bir şey başarıp başarmadığını yeniden öğreniyor. Hayat Defterinden yoksun insan bir fotoğraf karesi; iki boyutlu bir imge, bir hayalet. Brunngasshalde’nin ağaçlı kahvelerinden birisini öldürdüğünü okuyan bir adamın çığlıkları, bir prensin kendisiyle flört ettiğini öğrenen bir kadının iç çekişleri, on sene önce üniversiteyi birincilikle bitirdiğini keşfeden bir başka kadının ani böbürlenmeleri yükseliyor. Kimileri akşamüzerlerini Hayat Defterlerini okuyarak, kimileriyse alelacele yeni sayfalar yazarak geçiriyor.

Zamanla her Hayat Defteri, baştan sona tek seferde okunamayacak denli kalınlaşıyor. O zaman seçimler devreye giriyor. Mesela yaşlılar gençliklerini veya son dönemlerini okumayı seçebiliyor.

Kimileriyse okumayı hepten bırakıyor. Geçmişi terk ediyorlar. Dün zengin olup olmadıklarının, eğitimli olup olmadıklarının, mağrur olup olmadıklarının saçlarını okşayan meltemden daha önemli olmadığına karar veriyorlar.

Bu tür insanlar doğrudan karşısındakinin gözüne bakıyor ve elini hararetle sıkıyor. Böyleleri gençliklerindeki tempoyla yürüyor. Belleksiz bir dünyada yaşamayı öğrenenler bunlar işte.

Kitap Adı: Einstein’ın Düşleri
Yazar: Alan Lightman
Çevirmen: Algan Sezgintüredi
Yayınevi: Aylak Kitap
İlk Baskı Yılı: 2012

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here