Ekoloji Hareketine Açık Mektup – Murray Bookchin

Ekoloji, benim açımdan, hep toplumsal ekoloji oldu: Yani, doğa üzerinde tahakküm kavramının insanın insan üzerinde, hatta erkeğin kadın, yaşlıların gençler, bir etnik grubun diğeri, devletin toplum, bürokrasinin birey, bir sınıfın diğer sınıflar ve sömürgeci güçlerin sömürge halklar üzerinde tahakkümünden kaynaklandığına inanıyorum.

Benim düşünceme göre, toplumsal ekoloji özgürlük arayışını sadece fabrikada değil, aile içinde de, sadece ekonomi de değil, psişede de, sadece maddi yaşam koşullarında değil, tinsel koşullarda da sürdürmelidir. Toplumdaki en moleküler ilişkileri, özellikle kadın ve erkek, yetişkinler ve çocuklar, beyazlar ve diğer etnik gruplar, heteroseksüeller ve eşcinseller (bu liste daha da uzatılabilir) arasındaki ilişkileri değiştirmedikçe toplum en sosyalist anlamda ‘sınıfsız’ ve “sömürüsüz” hale gelse de, tahakküm varlığını sürdürecektir. “Halk demokrasileri”nin ve “sosyalizm”in ve “doğal kaynakların kamusal mülkiyeti”nin kuşkulu erdemlerini kutlayıp dursa da, toplum hiyerarşinin ağına düşecektir. Hiyerarşi var olduğu sürece, tahakküm insanları bir elitler sistemi etrafında örgütlediği sürece doğaya hükmetme projesi de devam edecek ve gezegenimizi kaçınılmaz bir yok oluşa götürecektir.

Ekolojik hareket, ancak toplumsal değişme yolunda anti-hiyerarşik ve anti-tahakkümcü bir duyarlılık, yapılanma ve stratejiyi bilinçli olarak geliştirdiği takdirde, gerçekten ekolojik bir toplum amacıyla insan ve doğa arasında yeni bir denge arayışından doğan kendi kimliğini koruyabilir.

Bugün bu kimlik ve amaç ciddi bir aşınma geçiriyor. Ekoloji artık pek moda, pek revaçta oldu ve bu cıvık popülerlik sayesinde yeni bir çevrecilik hevesi doğdu. Hiyerarşi ve tahakküıne hiç olmazsa karşı çıkış vaadini taşıyan bir görüş ve hareketin içinden mevcut kurumları, toplumsal ilişkileri, teknoloji ve değerleri değiştirmek yerine, onlara biraz çeki düzen vermeyi esas alan bir tür çevrecilik doğdu. “Çevrecilik” sözünü ekolojiye, özellikle de toplumsal ekolojiye karşıt olarak kullanıyorum. Toplumsal ekoloji, bana göre, insanlığın doğa üzerindeki tahakkümünü yok etmek için insanın insan üzerindeki tahakkümünü ortadan kaldırmayı hedeflerken, çevrecilik doğayı yalnızca edilgen bir yaşam ortamı, insanın kullanımına, bu kullanımın ne olduğuna bakılmaksızın, “hizmet edebilecek” bir dışsal nesneler ve güçler yığını olarak gören “araççı” ya da teknik eğilimi yansıtmaktadır. Çevrecilik aslında çevre mühendisliğinden başka bir şey değildir. Mevcut toplumun temel kavramlarını, özellikle de insanın doğaya hükmetmesi düşüncesini sorgulamaz. Aksine, tahakkümün yol açtığı hasarı azaltacak teknikler geliştirerek bu tahakkümü kolaylaştırmayı amaçlar.

Güneş, rüzgâr, metan ve jeotermal enerji kaynakları, onları kullanma araçları gereksiz ölçüde karmaşık, bürokratik denetim ve tekelci mülkiyet koşullarında ve kurumsal bakımdan merkezi olduğu sürece salt enerji kaynağından başka bir şey olamazlar. Tamam, nükleer ve fosil yakıtlarından elde edilen enerjiye nazaran insan sağlığı açısından daha az zararlı olabilirler, ama yalnızca birer teknik olarak görüldükleri, insanlarla doğa arasında ve bizzat toplumun içinde yeni ilişkilerle bağlantılı olmadıkları sürece insanlığın ahlaki, tinsel ve toplumsal sağlığı için tehlikelidirler.

Aynı şekilde, âdemi merkezilik bile insani ölçek yerine yalnızca arz ve yeniden çevrime sokma avantajlarıyla sınırlı tutulduğunda anlamsızlaşıyor. … Alternatif teknoloji gibi âdemimerkeziyet de hiyerarşi ve tahakkümü gizlemeye yarayan bir teknik hileye indirgenir. “Ekonomik demokrasi” gibi muğlâk terimlerle “enerji kaynaklarının yerinden denetimi”, “endüstrinin ulusallaştırılması” gibi “ekolojik” yaklaşımlar görünüşte tekelleri kısıtlasa da onların toplum üzerindeki denetimine pek karşı çıkmamaktadır. Bir tekelci işletme ulusallaştırılmış bile olsa, bürokratik ve hiyerarşik bir yapı olarak kalır.

Güçsüz insanlara kendi hayatları üzerinde yeniden güç kazanmalarını söylemek, evlerine karmaşık, çoğu zaman anlaşılmaz ve pahalı bir güneş kolektörü takmaktan daha önemlidir. Hayatları üzerinde güç kazanmaları gereğini anlamadıkları, mevcut hiyerarşik yönetim sistemine karşı kendi özyönetim sistemlerini yaratmadıkları, mevcut hükmedici değerler yerine yeni ekolojik değerler geliştirmedikleri sürece, toplumdaki hiçbir değişim doğal dünyayla yeni bir denge oluşturmayı başaramaz; güneş kolektörlerinin, rüzgâr makinelerinin ve Fransız usulü bahçelerin kolaylaştıracağı, ama asla yerini tutamayacağı bir süreçtir bu.

Cins ve yaş ayrımcılığı, etnik baskı, “enerji bunalımı”, şirketlerin gücü, geleneksel tıp, bürokratik manipülasyon, zorunlu askerlik, militarizm, kentlerin çöküşü ya da politik merkeziyetçilik; bunların hiçbiri ekoloji konusundan koparılamaz. Tüm bu konular radikal toplumsal ekolojinin temel kavramları olan hiyerarşi ve tahakküm sorunları etrafında dönmektedir.
Şubat 1980

Murray Bookchin

Ekolojik Bir Topluma Doğru
Ayrıntı Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here