Emre Karacaoğlu ‘nun ?Müzikte Yabancılaşma & Noir? adlı kitabına dair söyleşi

Söyleşiyi Yapan: Murat Arda: Sevgili Emre, öncelikle kültür ve sanata değer verme konusunda dünyanın en özürlü toplumlarından birinde yaşayan bir birey olarak bu cesur kitap için sana teşekkür etmek istiyorum. Kitabının ismi ?Müzikte Yabancılaşma & Noir?. Gerek heavy metalde gerekse de modern rock?ta ?karanlık? unsuru çok fazla kullanılmaktadır. Bu durum bir ?mağlubiyet? ruh halini mi yansıtmaktadır yoksa ?karanlık? ile müziğin kombinasyonunun getirisinin yüksekliği mi caziptir?

Emre Karacaoğlu: Kitap hakkındaki güzel sözlerin için ben teşekkür ederim. Başta belirteyim ki kültür ve sanata değer verme konusunda bu ülkede hepimizi utandıracak şeyler çokça yaşansa da toplum olarak bu konuda ?özürlü? olduğumuza katılmıyorum. Bu gerçekten böyle olsaydı, bu kadar çok değerli sanatçı memleketimizden çıkmazdı. Mesela, Nazım Hikmet ve Turgut Uyar gibi şairlere veya Erkan Oğur ve Akın Eldes gibi müzisyenlere sahipken böyle bir yorum yapmanın çok da yerinde olmayacağını düşünüyorum. Ya da her yerde, her fırsatta dile getirdiğim Ahmet Hamdi Tanpınar?ın bir ?Saatleri Ayarlama Enstitüsü? romanı? Bu tarz sanatçılar ve eserleri aslında toplumsal bilincimizin sanata ne kadar da yatkın olduğunun bir ifadesi bence. Ama dile getirdiğin sıfatın dikkat çektiği diğer tarafı da gözden kaçırmamak lazım: Sistemli bir şekilde eğitimsiz bırakılan veya yetersiz eğitim alan toplumun büyük bir kesimi de tabii ki sanat ve kültüre uzak kalmakta, hatta kimi yerlerde düşmanca bakmakta. Bu da tabii ki senin ve benim gibi bu işlere kafa patlatan insanları da endişelendiriyor.
Kitabın ismine gelince: ?Karanlık? kelimesi özellikle müzik alanında farklı anlamlarda kullanılabiliyor. Bir bakıyorsunuz mesela, Keane gibi piyano temelli, naif şarkılar yazan bir İngiliz rock grubu ?Under The Iron Sea? albümlerini ?karanlık? olarak tanımlarken, Shining isimli İsveçli black metal grubu da bütün külliyatlarını ?karanlık? olarak tanımlamakta. Veya enstrümantal müzik için de bunun sıkça kullanıldığını duyarsınız: Bach?ın kimi eserleri hakkında ya da Estonyalı Arvo Pärt?ın besteleri için. Demek ki bu sıfat farklı yerlerde farklı anlamlara bürünebilen bir ifade.
Kitaba ismini veren ilk bölümdeki makalelerin ana teması ise aslında modern insanın psikozlarından biri olan ?yabancılaşma? duygusuydu. Ve bunu dile getiren müzisyenlerin çoğunun müziği de ?karanlık? olarak ifade edilir. Yalnız, bunun minör tonlarda yazılmış herhangi hüzünlü bir şarkının hissiyatından farklı olduğunu belirtmem gerekiyor? Ki kitapta da üzerine basa basa durduğum nokta da bu. Örneğin, Pearl Jam?in ?Black? şarkısı çok vurucu, hüzünlü bir aşk şarkısıdır; terk eden sevgiliye yazılmış bir ağıttır. Ama benim kitabımda ele aldığım anlamda ?karanlık? değildir. Bunun karşısında Alice In Chains?in ?Down In A Hole?u ise kolay kolay silinemeyecek, kişiyi belki bir ömür boyu rahatsız edecek bir ?karanlık?tan bahseder. İki şarkının sözleri karşılaştırıldığında bu söylediğim anlaşılacaktır.
Dikkatini çekmiştir: Kitapta özellikle İngiliz müzisyen Nick Drake üzerinde biraz daha uzun durdum. Sözlere dikkat etmeyen kişilere gayet neşeli şarkılar yazıyormuş gibi gelebilir ama sözleriyle ruhumuzun ve kendi ruhunun en derin yerlerini tasvir eden bu sanatçı için mesela, ?yabancılaşma? ve ?karanlık? yüksek ihtimalle hayat karşısında büyük bir ?mağlubiyet? sonucuydu; aynen dediğin gibi. Yalnızlığı, istisnai yeteneğine karşın takdir edilmeyişi ve insan yaşamının beyhudeliği karşısında hissettiği nihilizm onu bu noktaya götürmüştü. Nick Drake örneğiyle beraber kitapta ele aldığım diğer müzisyenlerin hayatlarına baktığımda yazdıkları şarkıların hayatlarının bir ifadesi olduğunu gözlemledim. Yani, şöyle özetleyebilirim: Bu sanatçılar bu duyguyu müziklerinde ?cazip? durduğu için ele almıyorlar; gerçek anlamda bu duygudan muzdarip oldukları için işliyorlardı. Birçok sanatçı kimi zaman yaşamadığı duygular hakkında, mesela görkemli bir ayrılık hakkında şarkılar yazıp herkesin beğenisini garantilerken bu sanatçılar birçok kişinin gitmeye korktuğu derin sulara kulaç atıyorlardı.

? Türkiye?de evrensel anlamda kurumsallaşmış bir müzik dergiciliği & gazeteciliği yok gibidir. Senin de yazarlarından biri olduğun Yüxexes ve Roll; biri popüler bir biçemde rock kulvarında diğeri entelektuel rock alanında uzun ömürlü olamadılar. Üstelik başarılı ve özgün bir çizgileri olmasına rağmen. Bu meşum gerçekliği aşabilmek adına DeliKasap.com tipi oluşumlar, internet medyası vs hakkındaki düşüncelerini aktarabilir misin?

Aslına bakarsan, hatırladığım kadarıyla Roll 12-13 yıl yayımlandı. Yüxexes de 2005?ten 2010?a kadar sürdü. En azından Roll çok kısa ömürlü olmamış ama bir derginin o kadar yıl tıkır tıkır yayımlanıp bir anda kapanması çok üzücü tabii ki.
Sanırım bu sorunun cevabı ilk kısımda ele aldığımız konuyla biraz alakalı. Zaten kültür ve sanat konusunda topallayan bir toplumda böyle özgün, maddi olarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve entelektüel anlamda da bağımsız basılı yayınların var olması çok zor. Dolayısıyla bu dergiler yayımlanırken onlara ulaşabilenler kendilerini şanslı saysınlar çünkü şu anda isteseler de böyle dergiler yok, ne yazık ki.
Yayın hayatına devam eden müzik ve sanat dergilerinin neredeyse hepsi bir şekilde bir sermaye kaynağına sırtına dayamış durumda. Buna karşı değilim; böyle yayınlar da var olabilir. Ama sırf bunları takip edenler dışarıda çok büyük bir dünyadan mahrum kaldıklarını unutmasınlar. Şöyle düşünün: Benim Yüxexes?teki yayın yönetmenim Güven Erkin Erkal bana yazılarımda sonsuz yaratıcı özgürlük veriyordu. Ve ben bunun sayesinde şu anda bu kitapla okuyucuların karşısına çıkabiliyorum. Birkaç cümle önce bahsettiğim tarzda bir dergide ise büyük bir ihtimalle hâlâ Lady Gaga?nın yeni albümünün altı cümlelik eleştirisini yazıyor ya da Iron Maiden?ın milyonuncu kez biyografisini Wikipedia?dan kopyalıyor olurdum.
Bu bağlamda İnternet?in ve buradaki sonsuz özgürlük sahibi kaynakların nasıl yaşamsal bir önem taşıdığını anlatabilmişimdir herhalde? Müzikle ilgilenenler söylesin lütfen: Evet, Moby?nin ve Lady Gaga?nın yeni albümlerinden mutlaka haberleri olacaktır ama bırakın yeni albüm çıkardıklarını, Ulver gibi nefis bir grubun varlığından nasıl haberdar olacaklar? Ya da son yıllarda ortaya çıkan ?doom jazz? akımından? Dolayısıla herkesin haber ve bilgi alma özgürlüğüne sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Ve başta dile getirdiğim sermaye destekli dergiler büyük bir ihtimalle hep var olacaklar ama hiçbirinin İnternet medyasının karşısında durabileceğine inanmıyorum.

? Kitabına aldığın ?Erkin Koray?a Mektup? başlıklı yazında, başta Koray olmak üzere 68 kuşağının öncülerinin yenilgilerinin faturasının tüm rock kuşağına kesildiğini ibretle görüyoruz. Dylan?dan Koray?a hippi felsefesini temsil eden öznelerin bu hayal kırıklığı kendi başarısızlıklarını örtbas etme kaygısı taşıyor olabilir mi? Koray?dan sana cevap geldi mi?

Mektubumla değinmek istediğim noktayı güzel yakalamışsın. Ama ?başarısızlık? konusunda sana katılmıyorum. Bob Dylan?dan veya Erkin Koray?dan ne bekliyorduk? Şarkılarıyla ve duruşlarıyla dünyayı sihirli bir değnekle dokunmuş gibi değiştirmelerini mi? Ya da dünya şu anda nasıl bir yer olsaydı biz onlara ?başarılı oldular? diyecektik?
Bu soruyla bağlantılı yaklaşımımı kitapta hem Erkin Koray?a mektubumda ama asıl Hikmet Temel Akarsu?ya yazdığım mektupta açıkladım. Sanatçı duyarlılığına sahip, dünyayı ve varoluşu umursayan insanlar tabii ki dünyanın geldiği noktaya kahroluyor… Ama çoğu zaman unuttukları bir nokta var: Öyle veya böyle hayat ve onla birlikte mücadele devam ediyor. En karanlık ve umutsuz anlarında hatırlamaları gerekiyor ki dünya umursamayan değil, onlar gibi umursayan ve üreten insanlar sayesinde var olmaya devam ediyor. Bob Dylan kendini başarısız mı görüyor? Kitapta da dile getirdiğim gibi, evet, öyle… Ama onun şarkılarından etkilenip bir şeyleri değiştirmek isteyen belki de milyonlarca insan var. Bu Erkin Koray için de geçerli, Hikmet Temel Akarsu için de. ?Bardağın dolu tarafında boğulan bir iyimser gördünüz mü?? diye sorarken anlatmak istediğim de buydu. Özetle: Bence ortada bir yenilgi yok ve dünyayı umursayan insanlarla bencil insanlar arasındaki mücadele aynı hızda devam ediyor. Sadece sahneler, -izm?ler ve rakamlar dinamik bir şekilde değişiyor ama evrenin doğasına uygun bir şekilde, o mücadele hep sabit.
Ve bu arada Erkin Koray?dan mektubuma bir yanıt da gelmedi.

? Yine kitabında salt müzikle yetinmeyip edebiyat, sanat ve özellikle sinema gibi farklı disiplinlere gönderme yapıp Serdar Akar?a çıkışıyorsun: ?Bu olanların bir daha gerçekleşmemesi için ne yapmalıyız?? Sence bir sanatçıdan yapabileceğinden fazlasını istemek doğru mudur? Ya da varolan olguları işleyen bir yapıtı eleştirirken ahlakçı görünmek gibi bir handikap seni endişelendirmiyor mu?

Mektubun sonunda sorduğum o soru gerçekten bir çıkışma gibi mi tınlıyor? Öyleyse açık bir şekilde söyleyeyim: Kesinlikle böyle bir amacım yoktu. Bu daha çok, yanıt beklemediğim, herkesi düşünmeye sevk ettiğim bir soruydu aslında. Yoksa asla hiçbir sanatçıdan bir ahlak dersi bekleyişi içinde değilim. Hatta sanatçıları bırakalım, kimse başka hiçbir kimseden bir ahlak dersi bekleyişi içinde olmamalı… Hele hele bahis konusu bir sanat eseriyse.
Ancak, ben bu sorduğum soruyla Akar?ın yapmak istediği şeye hizmet ettiğimi düşünüyorum: Tartışmaya katılıyorum. Akar?ın ?Barda? filmini ya da Michael Haneke?nin şiddet dolu bir filmini izleyip filmin sonunda sadece ?Dünyada ne kötü kalpli insanlar var… Allah kahretsin!? deyip her şeyi aklınızdan siliyorsanız o film de yönetmen de amacına ulaşamamış demektir. Bu tarz eserler sizde bir duygusal katarsis yaratıp sizi huzurlu bir şekilde yatağınıza gönderme amacı gütmezler; aksine, muhakeme yapmanızı, gidip hayatınızda bir şeyleri değiştirmenizi sağlama amacı güderler. ?Barda? da bunu çok iyi başarıyor. Dolayısıyla bu tarz eserlerin toplum için hayati bir önemi olduğunu düşünüyorum. İyilerin ödüllendirilip kötülerin mutlaka cezalandırıldığı senaryoların ve çocuksu hayal alemlerinin aksine dünyayı olduğu gibi gösteren eserlere olan ilgimiz neden bu kadar az? Beni endişelendiren bir diğer konu bu. Kimse ?Barda?daki o çocukların başına gelenlerin (ki orada anlatılan hikaye, ne yazık ki, gerçek bir olay üzerine kuruluydu) kendisinin veya sevdiklerinin başına gelmesini istemez. Ama bu bu filmde olduğu gibi biz bu konuyu incelemezsek, tartışmazsak nasıl bunun önüne geçebiliriz ki?

? Kitabında yer alan ?Ramanujan, Sinestezi, Hendrix: Rabb?ın Sezgilere Bir Hediyesi? bölümünde kısmen bilinç biliminden metafiziğe göndermeler sözkonusu. Rock müzik ile ?hakikatler ve fenomenler dünyası? arasındaki eksik ilişki konusunda sanırım daha fazla değerlendirmeye ihtiyaç var?

?Müzikte Yabancılaşma ve Noir? kesin ahlaki ve varoluşsal yargılardan uzak duran bir kitap… Ve benim kişiliğimin de bir yansıması dolayısıyla. Verilen cevaplardan çok kendimin ve başkalarının sorduğu sorular daha çok ilgimi çekiyor. Üzerinde kati bilimsel kanıtlara sahip olmadığımız alanlarda atıp tutmaktansa okuyucuların ufuklarını açacak sorular sormak asıl amacım oldu hep.
Bahsettiğin yazıda da genel olarak üstün yetenekler sergileyen insanların bu yeteneklerinin tamamen bir raslantı mı yoksa ilahi (senin tabirinle ?metafiziksel?) bir dokunuşun mu eseri olduğunu soruyordum. Buna cevabım dönem dönem değişiyor. Birkaç sene sonra bu soruya büyük bir ihtimalle farklı bir yanıtım olacaktır. Ama o ve diğer birkaç yazıda üzerinde durduğum bir nokta var: Her iki ihtimal de bahsi geçen olgunun muhteşemliğinden hiçbir şey götürmüyor. Yani olguları ilimle açıklamaya çalışan bir bilim insanı da Hendrix?in gitar çalması, hormonların aşkı tetiklemesi veya insanoğlunun evrimle müziği keşfetmesi karşısında huşu içinde kalıyor, bilimden uzak ruhani kimlikli bir kişi de. Sürecin işleyişi hakkındaki düşüncelerimiz, açıklama çabalarımız sürecin görkeminden hiçbir şey götürmüyor. Bu, kitapta işlediğim ana temalardan biri.

? Kitabını yayınlama süreci nasıl gelişti? Sonuçta yaptığının bir tür Don Kişotluk olduğunu düşünüyorum.

Kitaptaki makaleleri kaleme aldığım yıllarda, her bir yazı için bir tez öğrencisi gibi titiz bir şekilde çalıştım. Gün içinde gördüğüm ve düşündüğüm şeyleri ufak kağıtlara, not defterlerine ve cep telefonuma kaydettim. (Ki bu alışkanlığım hâlâ devam ediyor.) Her bir fikir için ciddi bir kaynak araştırması ve duygusal muhakeme süreçlerinden geçtim. Karşılığında, okurlarımdan, editörlerimden ve dergideki yazar dostlarımdan aldığım tepkiler bana yazılarla amaçladığım ideallerimi yerine getirebildiğimi gösterdi. Bu kadar emek harcadığım bu makalelerin unutulup gitmesini istemedim. Hiçbir yayıneviyle görüşmeden, kendisini eskiden beri tanıdığım dostum, eski Stüdyo İmge editörü Hasan Uygun?la temasa geçtim. O da memnuniyetle bu işe ön ayak oldu. Ressam dostum Gizem Karayavuz kitaptaki resimler için aylar boyu çalıştı: Resimler arasında kara kalem, suluboya, hatta gravürler bile var. Gizem?in Şebnem Ferah mektubu için hazırladığı resmi kullanarak kapağımı da kadim dostum Levent Özmeriç şekillendirdi. Kitabıma bu nefis makyajı yaptıkları için ikisine de müteşekkirim. ?Müzikte Yabancılaşma ve Noir?ın onların da kitabı olduğunu söylemeliyim.
Sonda yaptığın yoruma gelince: Bana kalırsa sen de Deli Kasap ile bir Don Kişotluk yapıyorsun. Yalnız, unutmayalım ki Cervantes?in Don Kişot?u tek başına insanlığın idealizmini ve hayalleri temsil eder… Ve bu temsilde yüksek dozda yergi vardır. Öbür yanda Sanço Panza da gerçekliği ve ayakları yere basan insanları temsil eder. Sanırım sen de ben de bu iki karakterin ortasında bir yerlerde duruyoruz. Bir kere, kılıçlarımızı yel değirmenlerine doğru değil de gerçek devlere salladığımız kesin ama uzaktan bakanlar bizi yel değirmenlerine sallıyormuş gibi görebilirler. Olsun… Bunun yanında, yakından bakan birçok kişiyse bizi görüp mücadelemizden ilham alacaktır. Bunun hiç mi önemi yok?

? Son sözlerini alalım, teşekkür ediyoruz.

Çevremde rock müzikle, hatta genel olarak müzikle alakası olmayan arkadaş ve yakınlarımın bile kitaptan zevk alabilmeleri benim için çok mutluluk verici oldu. İlk başta kitabın isminden dolayı ?akademik? olmasından korkan kişiler de daha ilk sayfadan sonra endişelerinin yersiz olduğunu ilettiler. Üslubumun aylık bir dergiye uygun olması ve akıcılığı konusunda gösterdiğim çabalar da amacına ulaşmış demek ki.

Umarım Türk yazınının bu unutulan kulvarında başka kitaplar da ardından gelir.
Söyleşiyi yapan: Murat Arda.
Murat Arda delikasap.com adlı rock sitesinin sahibi ve rock yazarıdır.
( Bu söyleşi, BirGün Kitap Eki’nin Haziran 2011 sayısından alınmıştır.)

Kitabın künyesi
Müzikte Yabancılaşma & Noir – Açık Mektuplar, Müselles: Müzik Yazıları
Emre Karacaoğlu
İmleç Kitap
Önsöz: Hikmet Temel Akarsu
Editör: Hasan Uygun
Kapak Tasarımı: Levent Özmeriç
Resimler: Gizem Karayavuz
Haziran 2011
256 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
“Yakın plan” Yeni Türkiye Sineması / Zahit Atam ile Söyleşi: Nalân Mahsereci

Sinema tarihçisi ve eleştirmeni Zahit Atam?ın, Yeni Türkiye sinemasını, sosyoekonomik, sosyokültürel, siyasal, psikanalitik ve estetik olarak analiz ettiği kapsamlı çalışması,...

Kapat