Fosforlu Cevriye – Suat Derviş

Atilla Dorsay’ın önsözüyle…

Bir gece kadınına, bir karanlık kızına bundan daha güzel ve onu daha iyi vasıflandıran bir sıfat bulmaya imkân mı vardı! Güzelliği kadar, ismi de kaldırımlarda meşhurdu.

Güzelliği dillere destan, yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan, gökyüzündeki yıldızlardan düştüğüne inanacak kadar saf bir fahişe Fosforlu. İstanbul’un her sokağını, karakollarını bilen Cevriye’nin karşısına hiç tanımadığı bir adam çıkar. Hayatında kimse Cevriye’ye, hastalığında kendisine bakan, itina eden, ilk kez bir kadın olduğunu hissettiren bu adam gibi davranmamıştır. Bu yabancıyı tanımasıyla birlikte Cevriye daha önce hiç hissetmediği, hiç bilmediği duyguları tadacak ve sevmeyi, tutsaklığı öğrenecektir.

Suat Derviş, ilk kez 1968’de yayımlanan Fosforlu Cevriye adlı kitabında, toplumun dışına itilmiş, “öteki” olarak konumlandırılan bir fahişenin hayatını anlatıyor. Toplumun farklı sınıflarından karakterlere yer verdiği, sade bir dille yazdığı ve insan sevgisini temel aldığı bu romanıyla, toplumda var olan iki yüzlülüğe de ironik yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Hayatın romancısı – Sennur Sezer
(29.09.2013, http://kitap.radikal.com.tr/)
Suat Derviş (1905?1972) röportaj, öykü, çeviri ve roman gibi farklı türlerde yazmıştır. Ancak toplumsal içerikli popüler romanların yazarı olarak tanınır. İstanbul?un Bir Gecesi, Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, Sınır gibi odağına işçi sınıfını alan romanlarının yanı sıra, Yeni Edebiyat dergisinde yazdığı eleştirileriyle de Türk romanının gelişim çizgisinde payı olan öncülerden olduğunu belirtmeliyim.

Ancak romanlarından birinin ünü, onun ününden baskın çıkmış, film ve sahne uygulamalarında defalarca kullanılmıştır: Fosforlu Cevriye.

Suat Derviş?in gazeteciliği, dergiciliği, kadın ve basın örgütü kuruculuğu, etkin siyasal yanı pek bilinmez. Suat Derviş, ilk düz yazı şiirini (Hezeyan) 1918?de, ilk romanı Kara Kitap?ı 1920?de yayımladı. Berlin Üniversitesi?nin Felsefe ve Edebiyat Bölümü?ne devam etti, Hitler?in iktidara gelişiyle 1933 yılında İstanbul?a döndü. Son Posta, Cumhuriyet, Tan, Haber ve Son Telgraf?taki tefrika romanları (Onu Bekliyorum, Onları Ben Öldürdüm, Sen Benim Babam Değilsin, Baba Oğul, İstanbul?un Bir Gecesi, Hiç, Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır) ve röportajlarıyla tanındı. Tan gazetesi tarafından politik gelişmeleri izlemek üzere 1937 yılında Sovyetler Birliği?ne gönderildi.

1940?41 döneminde A. Kadir, Hasan İzzettin Dinamo, Orhan Kemal, Attilâ İlhan gibi genç yazarların toplandığı Yeni Edebiyat dergisini yayımlayıp yönetti. Dergide siyasi konuların yanı sıra romanları toplumcu gerçekçilik açısından irdeleyen eleştiriler yazdı.

1944?te yazdığı ?Niçin Sovyetler Birliği?nin Dostuyum? adlı broşürden sonra iş bulmakta, yazılarını kendi adıyla yayımlatmakta zorluklar yaşamaya başladı. Aynı yıl, eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklanıp sekiz ay cezaevinde kaldı.

Suat Derviş, Neriman Hikmet?in yaptığı bir konuşmada ilk romanlarını (Hiç Biri, Ne Bir Ses Ne Bir Nefes, Buhran Gecesi) ve öykü kitaplarını (Behire?nin Talipleri, Ahmet Ferdi) şöyle tanımlar:

?Kitap halindeki eserlerime ben çocukluk tecrübelerim diyorum. Ve ne kadar isterdim ki okuyucularım da onlara o gözlerle baksınlar ve onları müsamaha ile (hoşgörüyle) karşılasınlar? Ben bebeklerimi tavan arasına attıktan sonra kendi kitaplarımda bebekler yarattım, hayatla, hakikatle ve muhitle (çevreyle) alakası olmayan bebekler?.? Önemli saydığı romanları ise gazeteciliğini izleyenlerdir: ?Gazetecilikte yaptığım röportajlar beni hayatın gerçekleriyle karşı karşıya getirdi. Ben gazeteci olduktan sonra gerçekçi eserlerimi yazmaya başladım. Ve asıl sevdiğim romanlarım bu tarihten sonra yazdıklarımdır.?

Tutuklanma korkusu
Reşat Fuat Baraner?in yeniden tutuklandığı 1953?te, kendisinin de tutuklanma olasılığına karşı Paris?e kardeşinin yanına gitti. Fransa?da Les Lettres Françaises, Horizon, Les Femmes d?Aujourd?hui, Les Femmes Françaises, Eve ve Antoinette gibi dergilerde ve Parisien Libre adlı gazetede öykü ve romanları, Batı Almanya?da Kölnischer Anzeiger, Morgenpost ve Bild adlı gazetelerde makaleleri, Avusturya?da da Volksstimme gazetesinde öyküleri yayımlandı.

Suat Derviş?in geçimini, yazarak sağlayışının kendi sözcükleriyle anlatımı Saliha Paker ile Zehra Toska?nın bir çalışmasında yer alır: ?[Babamın öldüğü] 1932?den beri yaşamak için kalemimden başka bir varlığım olmadı… Arada, gurbette iken ikiz kardeşimin ekmeğini paylaştığım seneler müstesna. 1932?den bu yana beni okuyucularım yaşattı.?

Suat Derviş eşi hapisten çıkınca 1963?te yurda döndü. Reşat Fuat Baraner 1968?de öldü. İlk kez Fransa?da yayımlanan Ankara Mahpusu?yla Fosforlu Cevriye?yi Türkçe olarak yayımlandı. 1970?te Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği?ni kurdu. Ancak dernek kapatıldı. Ardından gençlik olaylarıyla ilgisi iddiasıyla gözaltına alındı. Salındıktan sonra 23 Temmuz 1972?de öldü.

İstanbul dediğin…
Suat Derviş?in romanlarında anlattığı şehir genellikle İstanbul?dur. Romanlarda insan ve mekân anlatımlarının canlılığı dikkat çekicidir. Fosforlu Cevriye?de de, Ankara Mahpusu?nda da İstanbul?un arka sokaklarıyla küçük mahallelerini, orada yaşayan insanların öyküsünü anlatır. Fosforlu Cevriye?nin kahramanı bir sokak kızıdır. Onu hasta olarak sokakta bulan adama kendini şöyle anlatır: ?Öksüzün, yetimin, kimsesizin biriyim. Âdeta mantar gibi bitmişim.?

Cevriye?yi saçlarının, gözlerinin ışıltısı yüzünden Fosforlu diye anarlar. Fosforlu Cevriye İstanbul?un hayranıdır. Sürüldüğü Bolu?dan kaçıp geldiğinde, parasız, pulsuz, dostsuz ama İstanbul?da olduğu için mutludur: ?(…)Cevriye içi titreye titreye: ?Taşına toprağına kurban olduğum İstanbul!? diye düşündü. Eğer ağlamasını bilseydi? Ağlardı belki? havada sanki bir başka koku ve bir hafiflik var gibiydi. Sanki her taraf insanın yüzüne gülüyor, her köşesinden aşina (tanıdık) bir çehre çıkıp onu selamlıyor gibi bir his vardı.?

Ankara Mahpusu?nun kahramanı Vasfi 12 yıl Ankara?da hapis yatar. Hapisten çıktığında İstanbul?a dönerse de özlediği şehri yadırgar: ?Modern yapılarla, kurşuni renkli eski binalar, bu şehrin yedi tepesine tırmanmak için sanki birbirlerine destek olmuşlardı. (…) Bu şehir ona müthiş kalabalık geliyordu, yollar, kaldırımlar, nakil vasıtaları (taşıtlar) hıncahınç doluydu.?

Cevriye?nin tek yanlı yaşadığı aşk ile bir sokak kızı olarak hayatta kalma savaşı arasındaki gerilim romanın önemli öğelerindendir. Cevriye onu evine götürüp iyileşene kadar bakan, saygılı davranan adama aşık olmuştur. Çünkü ?çocukluğundan beri dilenci çocuk, köprü altı çocuğu, sokak süprüntüsü, en adi fahişe, sürtük telakki edilmişti.? Kendine ?bir hanım gibi davranan? adamın bir kaçak olduğunu öğrenir. Ona yardım edebilmek için sürgünden kaçar. Ne var ki, tanıdığı kimse kalmamıştır İstanbul?da. Adam da yakalanmıştır. Onun başını belaya sokabilecek eşyaları ortadan kaldırmak istemesi Cevriye?nin sonunu hazırlar.

Vasfi de yanlış bir aşk yüzünden katil olmuş gurbette hapis yatmıştır. Döndüğü İstanbul?da uğruna katil olduğu kadını değişmiş bulur. Yalnızlığın ve kimsesizliğin acısını duyar. Yeni tanıdığı yoksul kişilerle karşılıksız bir dayanışma duygusuyla dost olur.

Suat Derviş hayatın romancısıdır. Onun parolası Ankara Mahpusu?nda dile gelir: ?Ümitsizliğe kapılmak doğru değil. (…) Her şey değişebilir.?

Kitabın Künyesi
Fosforlu Cevriye
Suat Derviş
İthaki Yayınları / Roman Dizisi
Yayına Hazırlayan : Arzu Sarı
Kapak Tasarımı : Şükrü Karakoç
İstanbul, Eylül 2013
272 s.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Yavru Ceylan – Magda Szabo

Yavru Ceylan'ın kahramanı Ezster, kırsal Macaristan'ın acımasız koşullarında, yoksul düşmüş seçkin bir ailenin çocuğu olarak yetişmiştir. Hayatını aşağılanma ve yoksulluğu...

Kapat