Galata’nın Tembel Martısı – Behiç Ak

Galata Kulesi onarıma girerse neler olur? Behiç Ak’tan yeni bir “gülümseten öykü”!

Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Pat Karikatür Okulu ve Kedilerin Kaybolma Mevsimi ile her yaştan okurun belleğinde silinmez bir yer edinen Behiç Ak, “gülümseten öyküler”inin yedincisinde, kentlerde insanların öteki canlılarla bir arada yaşayabilmeleri, onların yaşam hakkına saygı göstermeleri üzerine düşündürüyor. İstanbul’un tarihsel simgelerinden Galata Kulesi’ni merkez alan öykü, mahalle kültürünü yansıtırken, sosyal sorumluluğun küçük bir toplulukta nasıl filizlendiğini de anlatıyor. İletişimi kolaylaştıran teknolojik olanakların, bir yandan insanı nasıl yabancılaştırdığına, bilgi kirliliğine yol açtığına ve sosyal paylaşım ağlarının “sanallığına” da değinen öykü, eşsiz bir kent masalı.

Ağabeyi Emre’nin tersine, Hülya’nın internetle de teknolojiyle de işi yoktu. Hayvanların dilinden anlar, mesajlarını bile güvercinlerle iletirdi o. Komşu oldukları Galata Kulesi’nde onarım başlayacağını, kulenin epeçevre bir inşaat perdesiyle kapatılacağını öğrenince, çok endişelendi. Çünkü, kulenin taşları arasında ebabil yuvaları vardı. Ebabil yavrularını kurtarmak için el ele veren iki kardeş, belediyeye dertlerini anlatabilmek için çeşitli yöntemler düşündüler. Peki ya mahallenin martısı Murteza, yavruları kurtarmak için yerinden kıpırdayacak mıydı acaba?..
(Tanıtım Bülteninden)

Mahallenin martısı Murteza – Görkem Yeltan
(17/06/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Behiç Ak?ın yazdığı, ?Galata?nın Tembel Martısı? kitabını elime aldığımda, kafamın içine baktım. Bakmak zorunda kaldım. Beynim durmamı söylüyordu sürekli. ?Dur da bir beni dinle!?. Dinledim. Hiç yabana atılmayacak, suratıma aptal bir gülümsemeyi yerleştiren şeyler söylüyordu çünkü. Behiç Ak?ın hangi kitabını okuduğumda, hangi çizimini gördüğümde mutlu olmamıştım ben… Behiç Ak, bu kadar muhteşem bir yazar ve çizerdi işte. Kapılar açan, insanı zıp zıp zıplatan, muhteşem bir yaratıcı. Kusursuz bir usta. Bir yayıncı için onunla çalışmak ifade edilemeyecek kadar büyük bir mutluluk olsa gerek diye düşündüm. Bir okur olarak onunla olmak, onun kitabını okumadan sevmek, çizimlerini incelemeden iyi olduklarını, bir daha unutamayacağını bilmek bu kadar büyük bir şeyse…
Behiç Ak?ın kendine kurduğu dünya o kadar güzeldir ki, sizi de hiç tereddüt etmeden alır içine. Bu kadar yüce gönüllü, yeteneğini paylaşmakta hiç şüphe duymayan biridir o. Aklına geleni kusursuz yazar ve çizer. Sevim Ak?ın yazdığı, ?Vanilya Kokulu Mektuplar? kitabında (en sevdiğim kitaplardan biridir, Sevim Ak?ı da anmadan geçemedim) aklımdan gitmeyen birkaç detay vardır. Kalpli pantolon, çiçekle açılan musluk, anneannenin kumaşlardan ürettiği örtülerin güzelliği…
Baktım kafamın içine azıcık, sonra kapattım. İçimde kitabı okumak için büyük bir heyecan, suratımda da olabildiğince hazır bekleyen aptal bir gülümseme. İşte ilk sayfa: Yağmur yağıyor. Sırtı bize dönük, şemsiyesini açmış, belli ki birazdan çok seveceğimiz bir martı. Kalbim çarpmaya başladı bile.
Rafet Bey, Emre, Hülya, hurda arabada yaşayan çiçekçi Oktay Bey ile tanıştım önce. Ne de iyi oldu tanıştığım. Böyle birilerini hiç tanımamıştım çünkü. Martı Murteza çıktı sonra sahneye. Hikâyenin gidişini anladıkça, çizimlere bakmaya başladım tekrar tekrar. Her çizim, hikâyeyi besleyen ama kendi başına dimdik ayakta duran bir tatlılıktı adeta.
Maceraya kaptırdım kendimi. Heyecanlandım, sonu ne olacak acaba diye büyük bir merakla okudum kitabı. Galata Kulesi?ndeki kuşlar, bara gidip içen bu martı, Oktay Bey?in hikâyesi, bütün hikâyelerin birbirine ustaca bağlandığını görmek fazlasıyla mutlu etmişti beni. Unutamayacağım, sevimliliğine az rastlayacağım bir kitapla daha karşı karşıya kalmıştım işte. Kafamın içine döndüm yine. Pek böbürleniyordu dediklerim doğru çıktı diye.
Bazen izlediğiniz karakterlerden kopamazsınız ya bir türlü, film biter de sonrası ne olacak diye kurmaya başlarsınız kafanızda… Benim için bu kitap da bitmedi işte. O kadar yaşıyordu ki karakterler kitap bitince bitmediler işte. Kafamın içine yerleştiler. Yeni bir Behiç Ak kitabında yine durduracaklardı beni. Ben de durup dinleyecektim elbette. Keşke orası hep böyle güzel seslerle dolu olsa diye düşündüm sonra. Ne kadar mutlu olduğumu anlatmam imkânsız. Beni anlamak için bütün işinizi gücünüzü kısa süreliğine bırakın ve bu kitabı okuyun. Tabii ki diğer bütün Behiç Ak kitaplarını da

Behiç Ak’ın çocukları nelere kadir? – Mehmet Erkut
(22/04/2011 tarihli Radikal Kitap)
Bir adam ki, her şeyi tamir edebiliyor… Başka bir adam, borulardan duyup da öğrenemeyeceği şey yok… Bir küçük kız, kendini dünyada olup biten her şeyden sorumlu hissediyor… Öte mahallede de bir küçük oğlan, icatçının önde gideni… Diğer bir küçük kız ki, söylediği her şey sessizliğinde yatıyor… Ya da öyle bir okul ki, isimler çok şey anlatıyor… Ya şu ?tembel? martı? O ne anlatıyor?..
Behiç Ak?ın ?Güneşi Bile Tamir Eden Adam?la başlayıp, bugün ?Galata?nın Tembel Martısı?yla yedi kitaba ulaşan ?gülümseten öyküler?i, kuşkusuz, oldukça özel bir koleksiyon. Sırf çocuklar için değil ?her ne kadar kahkaha hakkı önce onların olsa da? yetişkinler için de. Ak?ın öykülerinde başkarakter bir çocuk da olabilir, bir yetişkin de. Yaşı ne olursa olsun, o, insanı, yaşadığı yer bağlamında, mahallesinin gerçekliği içinde anlatıyor. Bazen bir adada, bazen bir sahil kasabasında, bazen de metropolün tam göbeğinde görüyor onu. Farklı halleri, dertleri, tutkuları, saplantıları, hayalleri, tuhaflıkları, sıradanlıkları, dünleri ve bugünleriyle, her biri ayrı dünya, hepsi bir başka ?âlem? bir grup insan çıkarıyor karşımıza. Kıyıda köşede kalsa da, unutulduğu sanılsa da bazen, gözden kaçmamış insanlar hepsi de. Hem sadece insanlar mı? Bir karaktere sahip olmak, birey olarak görülmek için insan olmak şart mı? Kavramsal olarak, evet, belki. Ama, insanın baktığı, onun algısından geçen her canlı, başlı başına bir karakter yansıtmaz mı bizlere? En azından Behiç Ak?ın baktığı yerde, bu böyle.
?Galata?nın Tembel Martısı?, hemen dibinde oturdukları Galata Kulesi?nde onarım başlayacağını öğrenen iki kardeşin, Hülya ve Emre?nin, kulenin taşları arasındaki yuvalarda yaşayan ebabil yavrularını kurtarmak için gösterdikleri çaba üzerine, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü bir öykü. Ama ne çaba! Belediyeyi harekete geçirmek, insanların dikkatini konuya çekmek, toplumsal duyarlılığı uyandırmak, kolay iş mi? Hele iki çocuk için! Peki neler yapacaklar? Kimden ya da kimlerden yardım alacaklar? İşte bu noktada, Behiç Ak?ın ?çocuk nelere kadirdir? sorusuna verdiği yanıt(lar)ın edebi özgünlüğü çıkıyor karşımıza.
Ak?ın kitaplarında, güncel ve somut ?kimi zaman da acı? gerçekler buluşuyor çocukla, hatta yetişkinle. Onu özellikle çocuklarla bu kadar rahat buluşturan şeyin, anlatımındaki salt sihirli gerçeklik olup olmadığını söylemek o kadar kolay olmasa da, bir okuru olarak şunu söyleyebilirim: Ne zaman onun kitaplarından birini okusam, Truffaut?nun Cep Harçlığı?ndan (L?argent de poche, 1975) ya da Fellini?nin Amarcord?undan (1973), renkleri güçlendirilmiş, biraz daha ?çocuğa göre?leştirilmiş birer sahne izlemiş gibi olurum. Son derece ciddi ve düşündürücü bir sorunu ele alıyor bile olsa, Ak, anlatımını yumuşatan o masalsı sisi hiç kaldırmıyor. Çocukla doğru şekilde buluşmasını sağlayan şey de, umutsuzluk yansıtabilecek bir konuyu bile onu yaralamadan, mücadele edilebilirliği ve üstesinden gelinebilirliğiyle birlikte ele almadaki bu ustalığında yatıyor olmalı.
İnsanın kendini belli sorunlar karşısında aciz hissetmekten duyduğu rahatsızlığı ve eyleme geçme ihtiyacını hepimiz biliriz. Çocuk için de durum çok farklı değil. O da kendi duyarlılığı içinde mücadeleye katılmak, hatta belki bu mücadeleyi başlatmak, bir şeyleri değiştirmek istiyor. Ak?ın öykülerinin belki de en önemli yanlarından biri, çocuklara bu mücadele alanını açması ve onları eyleme dahil etmesi. Ama bunu yaparken de, gerektiği yerde masalı ve olağandışı öğeleri kullanarak, onun boş hayallere kapılmasına engel olması. Çocuğa, çok şeye olsa da, ?her şey?e kadir olmadığını sürekli hatırlatması. Umutsuzluğa izin vermemesi, ama boş umutlarla da vakit kaybettirmemesi… Her insanın içinde, onu insan yapan bir duyarlılığın varlığını doğrulaması, ama buna her zaman güvenilemeyeceğini unutturmaması. Çocuklar için yazılan edebiyatta, belki tutturması en zor dengelerden biri bu.

Bunları düşünmek lazım
Eyleme geçme ve mücadeleye katılma konularında da, özellikle günümüz teknolojisi bağlamında sıkı bir eleştiri yatıyor öykünün temelinde. Bireylerin, özellikle sosyal paylaşım siteleri yoluyla gerçekleştirdikleri ?sanal? başkaldırıları ve bunun sonucunda bir şey yaptım, katıldım, katkıda bulundum yanılgısına düşmeleri, bu öyküde çok somut bir örnek olayla gösterilmiş. Sahaya inmek yerine, ekran karşısında ?kolaylıkla? var olmanın yarattığı yapay gerçekliğin, aslında bir şeyleri nasıl da çözmediği, bireysel tatminden ve kendini gerçekleştirmişlik hissinden öteye nasıl gidemediği ortada. Çağımız insanının bu sentetik sosyalleşme biçmine Ak?ın getirdiği eleştirel bakışı, onun bant karikatürlerinde de sık sık görüyoruz.
Ya insan hakları? Bu dünyada hep birlikte yaşamak için, bu haklar tek başına yeterli mi? ?Galata?nın Tembel Martısı?nın belki de en başat sorgulamalarından biri de bu. ?Her şey insan için,? diyen insan, kendisi için neyin doğru olduğunu tayin edebiliyor mu? Empati özürlü diyelim insan için; kendinden başkasının yaşamına karşı bir saygı geliştirmekten aciz, diyelim veya. Öyle ya da böyle, ekosistemdeki her türlü bozulmanın, nasıl karşı koyamayacağı bir intikamla kendisine geri döneceğini, hayal edebiliyor mu? İş bu raddeye geldiğinde, kendini, kâğıt üzerinde tanıdığı ve tanımladığı o hakları sıfırlayan bir ortamsızlık içinde bulacağının, farkında mı? Yaşayabileceği bir dünya kalmadığında geriye, o hakların ve bürokrasinin nasıl yararsız hale geleceğini öngörebiliyor mu? Bazı soruları, yanıtları çoktan verilmiş olsa da, tekrar tekrar, inatla sormak gerek. Behiç Ak?ın öyküleri, özellikle de ?Galata?nın Tembel Martısı?, bunları erken yaşta sormak için ideal bir yol arkadaşı.

Kitabın Künyesi
Galata’nın Tembel Martısı
Behiç Ak
Günışığı Kitaplığı / Öykü Dizisi
Editör : Müren Beykan
Renkli, Resimli
İstanbul, Nisan 2011, 1. Basım
92 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
“Düş/Görüş” Öyküleri – Müslüm Kabadayı

26 öyküden oluşan bu kitap, Şubat 2011?de okuyucusuna kavuştu. Ayşe Kaygusuz?un ilk kitabı ve kalemin kılıçtan keskinliğini doğrulayan bir yazarlık...

Kapat