Gelgelelim 32: Bir kırkambar denemesi

Dünyaya miras olarak sivil itaatsizlik kavramını bırakan David Henry Thoreau, ?içimizde kıpırdanan tanrıyı kovuyor ve kıpırdayamaz hale getiriyoruz; ölmüş olana tapmak için de diz çöküyoruz? diyor. Aynı zamanda ?insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir? de diyor. Kendisi, sosyal bilimler enstitüsünden mezun olduğu vakit beş dolar karşılığında verilen diplomayı da ?beş dolar etmez o? diyerek reddetmiş; ?herhangi bir şeyin fiyatı, onun için hayatının kaçta kaçını harcayacağındır? diyor.

? ? ?

Bilge Karasu, yazdıklarında hiçbir zaman ?ve? bağlacını kullanmaz. Bugünün yazarı için tuhaf bir disiplin olsa gerek. Bay-bayan ve benzeri birçok kelimeyi de kendisine borçlandığımız Nurullah Ataç da Türkçeye Arapçadan geçtiği için dilimizin bu temel bağlacından pek hoşlanmazmış; Andersen?in masallarını çevirirken bile hiç ?ve? kullanmamış. ?Ve? kullanacağı yerde kimi zaman ?ile?, kimi zaman virgül kullanmış ya da kuracağı cümleyi buna göre düzenlemiştir. Fethi Naci bir yazısında Sait Faik?in, yazdığı öykülerdeki ve bağlacını ayıklamasından övgüyle söz eder. Derrida bu bağlacın, sözcükleri, kavramları ve belki de aynı kategoride olmayan şeyleri bir araya getirdiğini, bu yüzden düzene, sınıflandırmaya ve sınıflandırıcı mantığa meydan okumaya cüret ettiğini belirtir. Memet Fuat, Yusuf Atılgan, Vüsat Bener, Akşit Göktürk de ve bağlacını hiç sevmez, kullanmaz. Orhan Veli ise 1 Mart 1950, Çarşamba günü çıkan Yaprak?ta Ve Üstüne adlı yazısında şöyle der: [Refik Halit Karay?ın 21 Şubat 1950?de yayımlanan] yazısının ikinci parçasında ?ve? edatının dilimiz için gerekli olduğunu söyleyen yazar, ?ile?nin bu edatın yerini tutmayacağından dem vurarak ?mavi ile siyah? başka, ?mavi ve siyah? başkadır diyor. Bir kere bu, edebiyattır.

?Mavi ile siyah?ın ?mavi ve siyah?tan hiçbir farkı yoktur, bizce. Ama gene de ?ile?nin ?ve? yerine her zaman kullanılamayacağına inanırız. İnanırız da değil; biliriz böyle olduğunu. (…) dil işi, kelimeyi kelimeyle, eki ekle karşılama işi değildir. Kendimizi böyle düşünmekten kurtaramadıkça o bir türlü sevemediğimiz kitabîlikten de kurtaramayız. Zaten bizim ?ve?ye olsun, ?ve? cinsinden kelimelerle deyimlere olsun düşmanlığımız hep o kitabîlikten gelmektedir. Halk dilinin, konuşma dilinin türlü cilveleri dururken o manası kalmamış beylik kalıplara karşılık aramak, dili zenginleştirmez; olsa olsa fakirleştirir.

Salâh Birsel de o nefis Hacivat?ın Günlüğü?nde 24 Aralık 1975 tarihinde ?ve? bağlacının kullanımı hakkında Orhan Veli ve Karay?a katılarak Leylâ ile Mecnun, Kerem ile Aslı başka şey; Leylâ ve Mecnun, Kerem ve Aslı başka şeydir der. Yakup Kadri?nin de birçok cümleye ?ve lakin? diye başladığını, Dağlarca?nın Çocuk ve Allah diye kitabı olduğunu hatırlatır. Nâzım Hikmet?in de şiirlerinde sıkça kullandığı için ve bağlacını sevdiğini düşünebiliriz, ona çok da yakışır. Bir de ve bağlacı kullanmayan çevirmen Levent Kavas?ın Ç Yayınevi tarafından 1998 yılında basılan Komünist Manifesto çevirisini de bu bağlamda hatırlatalım ?ve? geçelim.

? ? ?

ODTÜ, aslına bakılırsa kurulduğu yıllarda tam bir Amerikan projesidir. İlk yıllarda hedef, Türkiye ve Ortadoğu?daki firmaların (Ankara?da Ortadoğu adlı üniversite açmanın sebebi budur) dil bilen mühendis ihtiyacının giderilmesidir (zaten devlet eleman ihtiyacını gidermek için eğitim verir). Emre Dölen, beş ciltlik Türkiye Üniversite Tarihi adlı çalışmasında, ODTÜ?nün görünür kurulma hedefinin ?Avrupa?yı komünizmden korumak?, görünmez hedefinin de ?Amerikan yayılmacılığını sağlamak? olduğunu not düşer.

27 Mayıs 1959 tarihinde, ODTÜ?nün ikinci kuruluş yasasının TBMM?de görüşüldüğü gün DP?li Burhanettin Onat ??komünizme karşı bir paratoner gibi kullanılacak olan ve mukabil bir irfan ordusu hazırlayacak olan irfan müessesesi?? gibi laflar eder. Okulda Amerikan tarzı öylesine hâkimdir ki bütün genel kurullar İngilizce yapılırmış. Dahası 1960?larda İngilizce kursuna gönderilen hademelerden bahsediliyor. ODTÜ amblemi de kendi bünyesindeki Mimarlık Fakültesi?nin ilk öğretim üyelerinden Marvin Sevely tarafından tasarlanır. Amblemde iç içe geçmiş iki daire doğu ve batıyı; kenarlarda oluşan hilaller de Ortadoğu ülkelerini simgeler. Bugünün ODTÜ?sünü düşününce…

? ? ?

ODTÜ?yü anınca Deniz?in parkasının hikâyesini anlatmadan olmaz. Amerika için kurulan bir üniversite, nasıl sonradan katil ABD?nin en büyük karşıtı haline geldiyse devrime koşan Deniz?in bildiğimiz meşhur parkası da Amerikan Silahlı Kuvvetleri?nin soğuk iklim parkası N3 B?dir. Google?a N3 B yazarsanız göreceksiniz. Tarih, böyle böyle yazılır işte, tesadüflerle!

Bu parkanın hikâyesini, Yılmaz Aysan, Türkiye solunun görsel tarihini derlediği, İletişim Yayınları?nın bastığı Afişe Çıkmak adlı kitabında anlatır. Alıntılıyorum: ?ODTÜ Mimarlık Fakültesi?ndeki son balo 1970?i ?71?e bağlayan kış yapılmıştı. O zamanlar Deniz (Gezmiş) bir suçtan İstanbul ?da aranıyordu ve o nedenle ODTÜ?de kalıyordu. Ben her şeyin yolunda gittiğine emin olmak için kapıları denetlerken Deniz?le karşılaştık. Yurtta sıkılmış, ne oluyor diye bakmaya gelmiş. Davetlilerin paltolarını bıraktıkları portmantoya gözünü dikmişti. Birden bankonun arkasına geçti. Askıdan yakası kürklü çok güzel bir uzun boy parka aldı. Önce ceplerini yokladı. Boş olduklarına emin olunca sırtına giydi ve çıkıp gitti. Giderken de, ?Siz halledersiniz, çocuk mağdur olmasın? dedi ve kayboldu. Biz gecenin sonunda ceketini bulamayan delikanlıya istediği bedeli ödedik ve olay tatlıya bağlandı. Deniz Gezmiş?in yakalandığı sırada sırtında bulunan, bütün fotoğraflarda çıkan ve kendisine çok yakışan yakası kürklü parka, odur.?

ONUR CAYMAZ
http://birgun.net/, 20 Temmuz 2014

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kuşatmada: Şarkılarla Filistin

Filistin sürekli kanayan bir yara. On yıllardan bu yana katliamlarla anılıyor ve bu katliamlar şiirlere, şarkılara konu oluyor. Yakın zamanda...

Kapat