Gestapo / Nazizm Döneminde Tahakküm ve Terör – Carsten Dams, Michael Stolle

“Biz böyleyiz, biraz esprili bir dille ifade edersem, yerine göre ‘her keyfin kâhyası’, yerine göre devletin çöp kutusuyuz.” Reinhard Heydrich

Kuruluşunda önemli rol oynadığı Gestapo’nun üst düzey yöneticisi olan Heydrich’in, bir gün bir içkili lokantada kendisini tanıyıp “hürmet göstermeyen” ve kendi aralarında gülüşen bir topluluğa şöyle bağırdığı aktarılır: “Ben Gestapo’nun şefiyim! Hepinizi toplama kampına yollayabilirim!”

Gestapo: Geheime Staatspolizei – Gizli Devlet Polisi. Nazi rejiminin gizli polis kurumunun adı bu. 1930’ların sonlarından beri, bütün dünyada, Almanca anlamından bağımsız olarak bilinir hale gelmiş bir kavram. Ürpertici bir kavram. Bir mitos. Etkisini korkunç bir gerçeklikten, dehşet verici tecrübelerden alan ama söylentisiyle, o imgeyi de katlayan bir mitos.

Kitapta, Gestapo bütün cepheleriyle inceleniyor: Kurumsal yapısı; ideolojisi; bütün diğer güvenlik birimlerine de musallat olan, dahası yargıyı ve ceza infaz sistemine sirayet eden etkisi; hayatın her alanına yayılan, Yahudiler ve komünistlerden dindarlara, “suçu meslek haline getirenlere”, “çalışmaktan kaytaranlara” ve uygunsuz fıkra anlatanlara kadar uzanan takibat; izleme ve baskı teknikleri; “örgütlü” ve kendiliğinden ihbarların bu takibat rejimindeki payı; gittikçe genişleyen keyfîlik; faaliyet sahasını giderek işgal edilen ülkelere yayan Gestapo’nun Yahudi soykırımındaki uğursuz katkısı. “Polis devleti”nin modern tarihteki vahim tarihsel örneğinin çarpıcı bir teşhirini yapan kitap, Gestapo’nun mirasıyla nasıl, ne kadar hesaplaşıldığını da sorguluyor.

OKUMA PARÇASI
Giriş

Gizli Devlet Polisi –kısa adıyla Gestapo–* Nazilerin Almanya ve Avrupa’daki tahakküm ve terörlerinin adıdır. Nazi devletinin merkezi yürütme organı olarak geniş kapsamlı yetkilerle donatılmıştı Gestapo. Yöneticisi Reinhard Heydrich’in Alman Polis Günü vesilesiyle memnuniyetle kaleme aldığı üzere, daha o zaman “korku ve ürperti karışımı” bir
vaziyette algılanmaktaydı. Alman Polis Günü, polisin nasyonal sosyalist devletteki çalışmalarının reklamını yapmak üzere gerçekleştirilen bir propaganda etkinliğiydi. Gestapo da bu kapsamda takdim ediliyor ve Reinhard Heydrich
memnuniyetini saklamaksızın, onun “bir siyasi polisiye romanın sırrının fısıltısıyla çevrili olduğunu” söylüyordu.
Beri yandan Gizli Devlet Polisi, gizli olmaktan başka her şeydi: Yöntemleri, tek seslileştirilmiş basında daha başlardan itibaren yayınlanmıştı. Nasyonal sosyalist devletin her bir “karşıtı”, yeni koşullara uymadığı takdirde, kiminle

(*) Gestapo sözcüğü, Almanca gizli devlet polisi anlamına gelen “Geheime Staatspolizei” tamlamasındaki sözcüklerin ilk heceleri birleştirilerek türetilmiş bir kısaltmadır. – ç.n.

uğraşacağını bilmeliydi. Gestapo, çalışanlarını da sessizliğin perdesi arkasına saklamıyordu. İdareci memurlarının kim olduğunu isteyen herkes, resmi daire takvimlerinden veya
hiçbir şekilde gizli olmayan kıdem listelerinden kolaylıkla takip edebilirdi. Evet, dokunulabilir bir Gestapo dahi vardı:
Alman Polis Günü’nde Gestapo memurları da caddenin köşesinde dikilip Kış Yardımı kampanyası yararına bağış toplama eylemine katılmışlardı. Gestapo’yu saran, her şeyi biliyor ve her şeye kadir olma halesini, Heydrich birazcık da ironik biçimde konu etmişti: “Biz böyleyiz, biraz esprili bir dille ifade edersem, yerine göre ‘her keyfin kahyası’, yerine
göre ‘devletin çöp kutusu’yuz.”1
Mitlerle çevrili ve görüldüğü kadarıyla her şeye muktedir olan böyle bir kuruma nasıl yaklaşmalı? Gestapo’nun örgütlenmesi ve personeli gözlemlendiğinde, inanılması
güç bir dinamizm göze çarpar: Gestapo birkaç yıl içerisinde personel sayısını kat kat arttırmış, memurlarının niteliği de bu yolla düzenli olarak değişmiştir. Örgütlenme yapısı
da sürekli yeniden düzenlenmiştir. Bu yetersiz bir planlamanın yansıması değil, bilinçli bir kararın göstergesidir. Çünkü, Bremen Devlet Polisi’nin daha sonraki yöneticisi Alfred
Schweder’in 1937’de yayınladığı hukuk doktorasında belirttiği üzere, Nazi devletine “sadece büyük ölçüde dinamik bir yönelimi olan bir polis yeterli olabilecektir”.2
Görev alanları buna uygun olarak değişir ve gelişir: Gestapo öncelikle sadece Almanya sınırlarında vardır, sonra tüm Avrupa’da faal duruma geçer. Bu şekilde, polis pratiği başkalaşır. Dönüşüm süreçleri Nazi devletinin pek çok kurumunda gözlemlenebilir, ancak Gestapo’da düzenli değişim, daha doğrusu uyum

1 Reinhard Heydrich, “Politisches Soldatentum in der Polizei”, Völkischer Beobachter, 17, Şubat 1941.
2 Alfred Schweder, Politische Polizei. Wesen und Begründung der politischen Polizei im Metternichschen System, in der Weimarer Republik und im nationalsozialistischen Staate, Doktora Tezi, Berlin 1937, s. 164.

süreci karakteristik bir özelliğe dönüşmüştür. Başka sözcüklerle ifade edersek: 1933’teki Gestapo, 1936’dakinden, 1939’daki, 1942’dekinden veya 1945’tekinden başkadır.
Göze çarpan bir diğer özellik, Gestapo’nun SS ile yakın bağlantısıdır. İltica eden Alman hukukçu Franz Neumann, henüz 1944’te yayınlanan çığır açan eseri Behemoth’ta Gestapo ve onun ilke olarak sınırsız yetkilerini tasvir ettikten sonra şu sonucu çıkarır: “Bu, Almanya’nın polis sistemidir ve onun ruhu SS’tir”.3
SS de Gestapo gibi, NSDAP’nin tüm diğer örgütlerinden çok daha fazla nasyonal sosyalist terörün merkezinde yer alır. Gestapo ve SS’in aynı kanaldan beslendikleri yöneticilerinden de görülebilir: Heinrich Himmler aynı zamanda “SS-Reichsführer* ve Almanya Polis Şefidir”. Reinhard Heydrich, Gestapo, polisin cezai takibat birimi ve SS’in partiye ait güvenlik hizmetlerinin (SD) bir araya geldiği Devlet Güvenliği Merkez Teşkilatı’nı [RSHA] idare eder. Bu farklı polis ve parti aidiyetlerinin içine geçmişliği, kimi zaman aktörlerin sorumluluklarının belirsizleşmesine neden olur: Kimi zaman kimin hangi eylemleri yaptığı, yapanın bir Gestapo memuru mu, polis mi yoksa SD’nin adamı mı olduğu belli olmaz. Gestapo’nun nihai olarak kim ya da ne olduğu sorusunu düzeltmek gerekir, çünkü bu soru sadece koğuşturmaların kurbanları açısından mana ifade etmez. Gizli Devlet Polisi, şeklen ona atfedilen personelinden çok daha fazlasıdır.
Almanya’dan iltica etmek zorunda kalan bir diğer hukukçu olan Ernst Fraenkel, henüz 1941’de yayınlanan İkili Devlet başlıklı analizinde Nazi Almanya’sında birbirinin yanı sıra varolan ve özgül formlar halinde iç içe geçmiş, normlar

3 Franz Neumann, Behemoth. Struktur und Praxis des Nationalsozialismus 1933-
1944, Frankfurt am Main, 5. baskı. 2004 (EA 1944), s. 578.
(*) Ülke veya “İmparatorluk” yöneticisi. “Önder” anlamına gelen Führer, Hitler’e
özgü sıfat olması yanında, her kademe yöneticiyi tanımlamak için de kullanılırdı. – e.n.

devleti ile tedbirler devletini ayırt etmiştir. Normlar devletinde takibata uğramayan nüfus çoğunluğu için kurallar ve
yasalar geçerlidir. Tedbirler devletinde ise bunun aksine hukuki bağlayıcılık olmaksızın şiddetli terör ve kör bir keyfilikle, düşman olarak tanımlanan nüfus gruplarının üzerine gidilebilmektedir. Fraenkel’e göre Gestapo, “tüm yaşam
alanlarını normlar devletinin görev alanından çıkarıp, tedbirler devletinin alanına taşıma” gücünü kazanmıştı.4
Başka sözcüklerle ifade edersek: Gestapo, nasyonal sosyalist tedbirler devletinin özel kurumuydu.
Son yıllarda yeni Gestapo araştırmaları, Gestapo’nun “polislik pratiğindeki” başarısının ardında büyük ölçüde halkın polis takibatını ihbarlarla desteklemeye hazır oluşunun
yattığını, hatta aslında o takibatı ihbarlarıyla mümkün kıldığını ortaya koydu. Bu bulgu, medyayı da saran büyük bir ilgi uyandırdı. Yaygın ihbarcılık ağı Nazi devletinin kurbanlarının yaşadığı binlerce felakette rol oynamış olsa da, esas belirleyici olan örgütlü birimlerle devlet ve parti kurumlarının aktif katılımıdır. Basit SS elemanından mahalle sorumlusuna, koruma polisinden jandarma memuruna, idari sekreterlere ve postacılara kadar herkes, Nazi Almanya’sının çok uzun süre önce damgaladığı azınlıkların takibatında derhal ve mütemadiyen sağladıkları gayretkeş yardımlarla Gestapo’nun bir parçasıydılar. Kendisini utanç verici biçimde Güvenlik Polisi ve SD’nin ideolojik lideri olarak ön plana çıkaran Werner Best’in çok bilinen bir sözüne bakılırsa, Gestapo “Alman milli bedeninin hekimi” olmalıdır. O, bu bedenin hastalıklarını giderme icazet ve mükellefiyetini taşır – ve çok yakında nasyonal sosyalist rejimin siyasi ve bilhassa ırksal “düşmanlarınca” böyle görülecektir. Hekim asistansız, ameliyat hastanesiz olmaz: Gestapo’nun nasıl etkili olduğunu anlamak isteyen biri, bunu

4 Ernst Fraenkel, Der Doppelstaat, Hamburg 2001 (EA 1941), s. 83.

kendisini “hekim” ilan edenin altyapısını hesaba katmaksızın başaramaz. İşgal altındaki Avrupa’daki kitle katliamının bu sözde çekirdek grubunun çevresine daha geniş bir
bakış açısıyla yaklaşmak artık kaçınılmaz addediliyor. Soykırıma dahil olan gruplar çok çeşitli ve çok sayıda, bu suça dahil olan kurumlar birbirleriyle yakın bağlantı içindeydiler. Bu yığışmada Gestapo’yu kendi başına bir kurum olarak ayırmak zordur. Almanya sınırları içerisinde de aslında sadece bir ağ olarak işlev gördüğüne, ileride daha fazla dikkat çekilecektir.
1945’ten sonra Gestapo hızla bir projeksiyon yüzeyine dönüşür: Nasyonal sosyalizmin tüm zalimce eylemleri tercihe göre Gestapo’ya ve/veya SS’e yüklenmiştir. Böylelikle takibat
ve yok etme ağının gerçek kapsamı görünmez hale gelmiştir. Bu sayede uzun süre ne ordu, ne de “normal” polis cezai yaptırımların odak noktasında yer almış, bu da milyonlarca
eski asker, polis, kamu çalışanı ve “basit” nasyonal sosyalistin genç Batı Alman demokrasisine veya Doğu Almanya’da kurulan sosyalist devlete uyumlarını kolaylaştırmıştır. Tarih araştırmaları da bu fon müziğine uyar ve Gestapo’yu her şeye kadir bir gizli polis teşkilatı olarak görürler. Bu bakış açısı ancak 1990’larda değişmiştir. Bu defa da Gestapo’nun imajı bazen neredeyse zayıf bir siyasi polise dönüşür. Bu noktada, bize göre, zorunlu düzeltmede abartıya kaçılmıştır: Gestapo hiçbir zaman her şeyi bilen ve her şeye kadir olmamıştır, ama yine de etkili bir terör aracıdır ve diğer suçlarının
yanında milyonlarca cinayet işlemiştir.
Bu kitapla meselenin tüm yönlerini aydınlatan kapsamlı bir tasvir ortaya koymuyoruz. Böyle bir şeye girişmek çok daha geniş bir kapsam ve bolca detay gerektirecekti. Daha ziyade, yazarların kendi araştırmalarına ve artık önemli bir sayıya ulaşmış olan bilimsel incelemelere dayanarak dar kapsamlı ve ana hatları içeren bir tasvir ortaya koymak istedik.5
Bu sentezle, tarih yazımındaki bir boşluğu doldurmayı hedefliyoruz. Bugüne dek Gestapo hakkında bilgi edinmek isteyenler, yetersiz, eskimiş veya sansasyonel bir dille hazırlanmış tasvirlere başvurmak veya sürekli gelişmekte olan bir araştırma kaynakçası üzerinde kendi başlarına çalışmak zorunda kalıyorlardı.6
İlk iki bölümde, devletin polis pratiği bağlamında görülmesi gereken Gestapo’nun kuruluşu, örgütsel gelişimi ve kendini tanımlayışı tasvir edilmiştir. Üçüncü Bölüm’de ise
aktörler odak noktasında yer almaktadır. Yönetici kademesinden başlamak üzere, farklı idari kadrolardan basit memurlara dek tüm personel grupları incelemeye alınmaktadır. Dördüncü Bölüm, Gestapo’nun somut çalışma yöntemlerine dairdir ve bunu tekil örneklerle irdelemektedir. Burada genel çerçeve koşullarının yanı sıra özellikle gizli ajanların ve ihbarcıların rolü mercek altına alınmaktadır. Öte yandan Gestapo’nun başarısı için, devamında ele alınan diğer polis ve parti hizmet birimleriyle işbirliği daha önemliydi.
Bir kez daha belirtelim: Takibat ve baskıda iş bölümü, Gestapo ve nihayetinde tüm nasyonal sosyalist sistem için belirleyici bir nitelikti.
Beşinci Bölüm, Nazi Almanya’sındaki baskı uygulamalarına ve onun farklı evrelerine ilişkindir. Bu bölümde takibata

5 Carsten Dams, Staatsschutz in der Weimarer Republik. Die Überwachung und
Bekämpfung der NSDAP durch die preußische politische Polizei von 1928 bis
1932, Marburg 2002; Michael Stolle, Die Geheime Staatspolizei in Baden. Personal, Organisation, Wirkung und Nachwirken einer regionalen Verfolgungsbehörde im Dritten Reich, Konstanz 2001. Karşılaştırma için kapsamlı kaynakça ve şu derlemeler incelenmelidir: Gerhard Paul / Klaus-Michael Mallmann
(der.), Die Gestapo. Mythos und Realität, Darmstadt 1995; Gerhard Paul / Klaus-Michael Mallmann (der.), Die Gestapo im Zweiten Weltkrieg. “Heimatfront”
und besetztes Europa, Darmstadt 2000.
6 Örneğin, Edward Crankshaw, Gestapo, Londra 1956; Jacques Delarue, Geschichte der Gestapo, Düsseldorf 1964; Jochen von Lang, Die Gestapo. Instrument
des Terrors, Hamburg 1990; Frank Gutermuth / Arno Netzbandt, Die Gestapo,
Berlin 2005.

uğrayan gruplar odak noktasında yer almaktadır. Öncelikle rejimin siyasi karşıtları, yani ağırlıklı olarak komünist ve sosyal demokratlar, Gestapo’nun ilgi alanına girmişti. Nasyonal sosyalistlerin kilise ve din düşmanlığı da aynı şekilde Gestapo tarafından uygulamaya geçirildi. Gestapo, Yahudiler’in takibatında da merkezi bir işleve sahip olmuştur. Bunlara ek olarak eşcinsellerin, sözümona “işten kaytaranların” ve “toplumdışı kişilerin” takibatı, gizli devlet polisinin kapsamlı gözetim iddiasını açığa vurur. Bu bölümün sonunda,
savaşın son yıllarında “vatan cephesi”nde ana ödev haline gelen, “yabancı halklardan” esir işçilerin gözetimi konusu ele alınmaktadır.
Altıncı Bölüm’de, Gestapo’nun tüm Avrupa’da ardında bıraktığı kanlı iz takip edilmektedir. Onun ölümcül seferi Polonya’dan Kuzey ve Batı Avrupa’ya, Güney Doğu ve Doğu
Avrupa’ya dek uzanır. Soykırımın hayata geçirilip uygulanmasında da Gestapo önemli bir rol oynamıştır. Avrupa’da hayata geçirilen yöntemler 1944 yılı ortasından itibaren Almanya sınırları içinde de uygulama bulur: Yok edici enerji, içinden doğduğu ülkeye geri döner.
Yedinci ve son bölümde, Gestapo hikâyesinin akabinde olanlar ana hatlarıyla resmedilmektedir: Faillere ne olmuştur, hangi cezai kovuşturmalarla karşılaşmışlardır? Savaş sonrası toplumuna uyum imkânları olmuş mudur ve kariyerleri ne şekilde gelişmiştir? Sonunda Reinhard Heydrich’in sözleri ile başladığımız yere varıyoruz: Mitos ve metafor olarak Gestapo’ya.

KİTABIN KÜNYESİ
Gestapo
Nazizm Döneminde Tahakküm ve Terör
Carsten Dams , Michael Stolle
Çeviri: Cem Şentürk
1. baskı – Ekim 2017
269 sayfa

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here