Goya: Zamanının Tanığı (Gravürler ve Resimler)

Pera Müzesi açıldığından bu yana geniş bir yelpazede düzenlediği dergilerle, Rembrand, Miro, Chagall, Picasso gibi dünya sanatının kilometre taşı niteliğindeki ustalarının eserlerini ülkemiz sanaseverleriyle buluşturdu; desenden gravüre ve resme uzanan değişik seçkilerle, özenle hazırlanan kataloglarla, çocuk eğitim programları, konferans ve panellerle, film gösterimleriyle, bu sanatçıları ülkemiz sanatseverlerine tanıtmaya çalıştı.

Pera Müzesi bu kez de, dünya sanatının İspanya’dan yetişen bir büyük ustasını konuk ediyor: Francisco Jose de Goya y Lucientes.

Büyük bir ressam ve dünyanın en büyük gravür ustalarından biri olan Goya, Kapriçyolar, Savaşın Felaketleri, Boğa Güreşleri ve Atasözleri ya da Zırvalar başlıklı en ünlü gravür serileri ve seçme resimlerinden oluşan Goya, Zamanın Tanığı: Gravürler ve Resimler sergisiyle, ülkemiz sanatseverleriyle bu kapsamda ilk kez Pera Müzesi’nde buluşacak.

230 eserden oluşan bu denli geniş bir Goya sergisinin ülkemiz sanat çevrelerinde olduğu kadar dünyada da ilgi uyandıracağı düşüncesindeyiz.
(Önsöz’den)

F. GOYA ONLİNE RESİM SERGİSİ İÇİN TIKLAYINIZ

?Goya, Zamanının Tanığı, Gravürler ve Resimler? sergisi İspanya ve tüm Avrupa?nın çalkantılı bir dönemine tanıklık eden ve karanlığın en iyi anlatıcılarından biri olan Goya?nın gravür serileriyle – Kapriçyolar, Savaşın Felaketleri, Boğa Güreşi, Atasözleri ya da Zırvalar, aralarında döneminin kralı IV. Carlos ve kraliçe María Luisa’nın portrelerinin de yer aldığı çeşitli yağlıboyalarını buluşturuyor. Sergide yer alan yapıtlar, saray ressamlığı ve portreciliğinin yanı sıra, tanığı olduğu acı ve karanlık çağın tüyler ürperten görüntülerini, savaşın acımasızlığını ve dönemin toplumsal olaylarını eleştirel bir bakış açısıyla yansıtan, kendinin ve başkalarının yargıcı Goya?nın sıradışı imgelemine de ışık tutuyor. Gerçekçi ve yer yer ürkütücü üslubuyla çağdaşlarından ayrılan Goya?nın sanatı, zamanının ötesine geçerek 20. yüzyıl modernizmini de etkilemiştir..

goya… zamanının tanığı – mustafa sütlaş
(28 Nisan 2012, http://bianet.org)
pera müzesi’nde yine hem türkiye, hem de dünya ölçeğinde çok önemli bir sanat etkinliği gerçekleştiriliyor.

büyük ispanyol ressamı francisco de goya y lucientes’nın (1746-1828) 230 yapıtı istanbul’da sanatseverlerin izlemesine sunuldu. bianet’te daha önce okuduğunuz gibi ispanya ve italya’nın önde gelen müze ve özel koleksiyonlarından derlenen sergi pera müzesi’nin üç katında yer alıyor.

henüz izleme fırsatını bulamadım ama emirgan’daki sabancı müzesi’nde de bir başka dünyaca ünlü ressamın, hollandalı ünlü ressam rembrant’ın eserleri sergileniyor.

son yıllarda özellikle resim ve plastik sanatlar bakımından istanbul’da bir “şölen” yaşandığı söylenebilir. dünyanın ünlü ressamlarının eserleri art arda çeşitli mekanlarda sergileniyor. bunların hepsini getirmek ve sanatseverlerin izlemesine sunmak kuşkusuz bu çok önemli bir kaynağı, çabayı ve özveriyi gerektiriyor. türkiye’nin ekonomisine yön veren büyük şirketlerin sahip ve yöneticilerinin kişisel kaynaklarının bir bölümünü bu tür amaçlarla topluma sunması, genel olarak ülke insanının kültürel gelişimi ve bilinci bakımından çok önemli.
goya’nın değeri

goya’ya dair bilgim herkes için geçerli olabilecek genel kültür düzeyinde bir bilgiydi. eserlerinin çoğunun bulunduğu ve kendi adına özel bir bölümün olduğu madrid’deki prado müzesi’nde de yapıtlarının bir bölümünü izleme şansı bulmuştum.

aklımda kalanlardan birisi onun engisizyon tarafından yargılanmasına neden olan 1798-1801 tarihleri arasında yaptığı kabul edilen ve “alba düşesi”nin resmi olarak bilinen “çıplak maya” tablosu ile hemen hemen resimdeki kadının giyinik olarak resmedildiği 1802-1805 tarihleri arasında yapıldığı kabul edilen “giyinik maya” resimleriydi. orada anlatıldığı kadarıyla goya ilk resmi yaptığı için engizisyon mahkemesi tarafından suçlanmış, ancak ikinci resmi yaparak onlardan kurtulmuştu.

daha sonraki yıllarda onun son dönemini anlatan ve bu “geçimsiz ve aksi ihtiyar”ın aslında nasıl bir insan olduğunu ortaya koyan ünlü yönetmen carlos saura’nın “goya in bordeaux” adlı filmiydi. saura’nın “muhteşemleri”nden sayılan bu filmde de yukarıda söz ettiğim resimde çizilen alba düşesi’yle olan ilişkileri dahil yaşamının önemli olayları anlatılıyordu.
gravürlerdeki goya

pera müzesindeki sergide, yukarıda anlattığım şekilde belleğimde oluşan “goya”dan başka bir goya buldum.

sergideki yapıtların çoğu onun tüm yaşamı boyunca yaptığı gravürlerden oluşuyordu ve onları izlemek ve anlamlarını keşfetmek çok sarsıcı ve müthişti.

ispanya ve tüm avrupa’nın çalkantılı bir döneminde yaşayan goya tümüyle ekonomik nedenlerle yani para kazanmak için yaptığı “kapriçyolar”, “savaşın felaketleri”, “boğa güreşi, “atasözleri ya da zırvalar” başlıklarıyla sunulan bu gravürlerinde bu dönemdeki insanı, toplumu, içinden geçilen karanlık dönemi adeta bir belgesel gerçekliğiyle izleyenlerin gözleri önüne seriyor. müzenin müdürü m.özalp birol’un söylediğine göre gravürlerin dört ayrı seri olarak (toplam 218 gravür) bir arada sergilendiği ilk sergi olarak dünya resim tarihine geçti.

gravürlerin sanatsal boyutu konusunda bir değerlendirme yapamam ama, seçtiği konular ve anlatış biçimi itibariyle goya anlatıldığından çok daha ilginç bir adam. tüm ünlü sanatçılar gibi biraz “deli”, biraz yaramaz ve dalgacı, gördüğü yanlışı dile getirmeden duramayan sivri dilli, eleştirisinde acıtıcı, uçuk ve çok geniş hayalleri olan bir adam.

ayrıca da çok iyi bir gözlemci ve gördüğünü de sanatsal dehası sayesinde çok iyi aktarmayı, anlatmayı biliyor. bu nedenle serginin adının “zamanının tanığı” olması çok yerinde olmuş. gravürlerin ayrıntılı incelenmesi ve anlamlarının yorumlanması yoluyla onun tanıklık ettiği gerçekler üzerinden yapılacak yeni okumalarla, hem ispanya’nın, hem avrupa tarihinin, hem de insan doğasının çok farklı boyutlarını keşfetmek mümkün.

bugün yaşıyor olsaydı, sanırım yalnızca iyi bir ressam ve engin bilgiye sahip bir entelektüel değil, ama aynı zamanda bir haberci ve yorumcu da olurdu.

tüm bu nedenlerle kendinden sonra gelen pek çok ressamı, düşünürü ve politika insanını etkileyen bir sanatçı. hugo’nun onu keşfinden sonra dünyanın daha çok bildiği tanıdığı bir insan haline gelmesi boşuna değil.

marisa oropesa’nın sözleri

sergiyle ilgili olarak bana ulaşan çağrıda yer alan “sergide yer alan yapıtlar, saray ressamlığı ve portreciliğinin yanı sıra, tanığı olduğu acı ve karanlık çağın tüyler ürperten görüntülerini, savaşın acımasızlığını ve dönemin toplumsal olaylarını eleştirel bir bakış açısıyla yansıtan, kendinin ve başkalarının yargıcı goya’nın sıradışı imgelemine de ışık tutuyor. gerçekçi ve yer yer ürkütücü üslubuyla çağdaşlarından ayrılan goya’nın sanatı, zamanının ötesine geçerek 20. yüzyıl modernizmini de etkilemiştir. kendinden önceki üstün resim geleneğinin mirasçısı olan sanatçı, modern anlatımların da habercisi olarak anılır” şeklindeki sözler ilginç resimlerle karşılaşacağımın ipuçlarını sunmuştu.

serginin basına yönelik yapılan sunum toplantısında konuşan serginin iki küratöründen birisi olan marisa oropesa’nın goya ve sergiyle ilgili anlattıkları da aynı doğrultudaydı ve merakımı daha da kamçıladı.

onun konuşmasındaki bazı ifadeleri sergiyi gezerken hep anımsadım. özellikle savaşa dair goya’nın çizdiklerine bakarken bir süre önce şırnak’ta “roboski”de yaşananlar aklıma geldi ve savaşın insan ve insanlık için bedelini bir kez daha kavradım.

onun sözlerini burada da paylaşıyorum:

* 1808 yılında patlak veren ispanyol bağımsızlık savaşı onu derinden etkiledi; savaşı fırça darbeleriyle korkusuzca ve sansürsüzce yansıttı. … sert ve dokunaklı “savaşın felaketleri” (los desastres de la guerra) serisinde, bir trajedinin vakanüvisi gibi hareket ederek savaşın dehşetini ayrıntılı bir şekilde tasvir etti. … bir sanat eserinde ilk defa galipler değil, mağluplar başroldeydi. mağlup belki de galipti, yenilgiye uğramış toplum bize bir umut aşılıyordu.

* o zamana kadar sanat, hükümetler ve mutlakıyetçi rejimler tarafından bir propaganda aracı olarak kullanılmıştı; sanatçı görevi gereği genellikle dev boyutlardaki görkemli tablolarda savaşlarda kazanılan zaferleri tasvir ediyordu. savaş, iktidar ve zafer demekti, uluslar için olumlu bir anlamı vardı, ta ki goya bu yaygın kanıyı yıkana ve çatışmaların acı yönünü açıkça gözler önüne sermeye cüret edene kadar.

*cervantes döneminde zirveye ulaşan, temelde neşeli ve şakacı İspanyol yergici ruhuna çok daha modern bir şey, günümüzde çok takdir gören bir nitelik, tanımlanamayana düşkünlük, hayvani özellikler edinmiş insan çizgileriyle dehşetengiz bir doğa kavramı eklemiştir… ruhban sınıfına muhalif bu adamın rüyalarında sıklıkla cadı, cadılar meclisi, kara büyü, ateşte kendilerini pişiren çocuklar ve daha birçok şey görmesi tuhaf

* gelenekleri bozarak izlediği bu yeni rota, onu sanat tarihinde belirli bir zamanla sınırlandırılamayacak seçkin sanatçılar grubuna dahil ediyor.

* son derece geleneksel bir eğitim almış olmasına rağmen, eserlerinde gizil bir modernliğe rastlarız.

* goya bir aydın olduğunu, aydınlanma düşüncesini kucaklamak isteyen, döneminin ilerisinde bir insan olduğunu bu eserleriyle kanıtlamıştı, aynı şekilde yöneticilerin kendi halklarına yaptığı eziyeti öznel bir bakışla anlatmayı ve eleştirmeyi de başarıyordu.

* türkiye’deki bu sergi, üstat francisco de goya’nın sanatının özüne yaklaşmak için eşsiz bir kapı açıyor. bu nedenle uzun sanat yaşamı boyunca yöneldiği istikametler arasında bir rota izliyor. gerçekleştirdiği dört büyük gravür serisinin izinde grafik üretiminin en değerli parçalarını tanımak için müthiş bir fırsatla karşı karşıyayız.

bu sözlerden çok daha fazlasını hem sergideki gravürlerde hem onları açımlayan duvar yazılarında hem de serginin bir “klasik” olmaya aday kataloğunda bulmak olası.

sayın oropesa’nın dediği gibi üzerinde daha çok çalışılması gereken bir sanatçı ve insan goya. yaşadığımız bu günü onun gözüyle görebilmek için onun görüp de çizdiği gerçekleri ve gösterdiklerini görmek ve düşünmek gerek.

Kitabın Künyesi
Goya: Zamanının Tanığı – Witness of His Time
(Gravürler ve Resimler – Engravings and Paintings)
Kolektif
Pera Müzesi Yayınları / Sergi Kataloğu Dizisi
Yayın Koordinatörü : Zeynep Ögel
Proje Asistanı : Selin Turam
Küratör : Maria Toral, Marisa Oropesa
Editör : Begüm Akkoyunlu Ersöz, Tania Bahar
Düzeltmen : Müge Karalom
Renkli
İngilizce,Türkçe
İstanbul, 2012, 1. Basım
389 sayfa

Aydınlanma çağının en romantik devrimci ressamı; Francisco Goya ? Mesut Eren

Aydınlanma çağının en karakteristik, devrimci, romantik ressamı Goya?nın resimleri 29 Temmuz?a kadar İstanbul Pera Müzesi?nde sergileniyor. Ressam Mesut Eren?in sözkonusu sergi ile ilgili izlenimlerini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sanat tarihinin önemli dehalarından biri

Ağırlıklı olarak gravür çalışmalarının yer aldığı sergide az sayıda yağlıboya resmi de sergilenmekte. Gravür metal kalıplar aracılığı ile yapılan bir tür çoğaltma resim. Ressamın en önemli dört serisi olan ?Savaşın Felaketleri? ?Atasözleri ve Zırvalar? ?Boğa Güreşi? ve? Kapriçyolar? gravürlerini topluca görmek mümkün.
Goya Rönesans resminden sonra hem biçim hem içerik yönünden bir kilometre taşı ve de sanat tarihinin önemli dehalarından biri. Birçok özelliği içinde barındıran bu dehanın sanatını bu yazıda detaylandırmak da bir o kadar zor.

Resimler iki yüz yıl önce yapılmış olsa da güncelliğini halen korumakta. ?Zamanının Tanığı Goya? üst başlığıyla sunulan sergi ismi Goya?nın sanat anlayışına altını yeterince doğru doldurarak sunulmamış aslında. Her sanatçı zamanının tanığıdır bir şekilde.

Zamana doğru tanıklık etmek nedir?
Yaşadığı çağın gerçeği ile bağını doğru bir şekilde kuran sanatçıların çoğu tüm zamanları kucaklayan sanat eserleri vermişlerdir. Görünenin altındaki görünmeyeni çekip çıkarmaktır bütün mesele. Toplumsal dönüşümlerin olduğu dönemlerde gerçek kendini daha fazla görünür kılar. Goya hem İspanya?nın hem Avrupa?nın feodalizmden kapitalizme geçiş sürecini içerden yaşamış bir sanatçı. Gerçeği doğru kavramak, iyi bir gözlem gücü, bilim, felsefe ve tarih bilgisi gerektirir. Goya?nın eselerine derinlik ve zenginlik katan birincil etmendir Aydınlanma çağı. Bugünden baktığımızda daha rahat tahlil edebileceğimiz birçok çelişik ruh durumlarını yaşamış olması da, bu gerçekçi bakışına samimiyet katar.

Aydınlanma Rönesans?dan bu yana , birçok sanatçıda farklı üsluplarla bürünerek kendine biçim buldu. Örneğin Rembrant?da akıl ve gözlem gücünü vurgulamak için ışık alına, göze ve ele düşerek kendini ifade etti. Delacroix?da barikatlar üstünde özgürlük şekline büründü. Goya da ise bir yandan hiciv ve karabasanlara dönüşürken, bir yandan da ezilenleri tarihin öznesine yerleştirdi.

Sanayi devrimi yıllarında İspanya
Rönesans?da büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İspanya, denizlerdeki üstünlüğünü 18. Yüzyılda İngilizlere kaptırdı. Sonraları komşusu Fransa?yla uzun yıllar süren savaşlar ve içerde orta sınıfın reform talepleri İspanya?yı sancılarla dolu bir imparatorluk haline getirdi. Goya böyle bir dönemde 1746?da Zaragoza?nın bir taşra köyünde dünyaya geldi. O yıllar kilisenin yoğun baskısı hüküm sürüyordu. Engizisyon?un idam kararları sokak ortasında halka açık bir şekilde uygulanıyor, korku ve dehşet saçıyordu. Suçlu bir kadınsa ceza iki katına çıkıyordu. İdam ilanlardan biri; ??şeytanla ilişkiye giren kadının dört parçaya ayrılmasına davet?? şeklindeydi. Goya?nın gençliği, şiddetin fütursuzca kol gezdiği bir döneme tanıklık ederek geçti.

Goya otuzlu yaşlarına kadar halkın içinde bir sanatçıydı. Bu çelişkilerle iç içe yaşarken, Fransız devriminin yankıları aydınlar arasında tartışılıyor, bireysel ve toplumsal özgürlük söylemleri destekleniyordu. Goya o yıllar liberalleri destekliyordu. Saraya baş ressam olarak kabul edildiğinde ise niçin mücadele ettiğini daha da iyi kavramıştı. Sarayda dönen entrikaları ve acımasızlıkları daha iyi gözlemleyebiliyor ve buları tüm çıplaklığı ile tuvallerine yansıtıyordu. Çıplak gözle gördüklerini değil, sanki aklın gözü ile gördüklerini resmediyordu ısrarla. Soylu portrelerine de yansıtıyordu bu tavrı. Ayakları yere sağlam basmayan, tedirgin bakışlı, aç gözlü, ebleh suratlı insan müsveddeleriydi bunlar. ??Piyangodan büyük ikramiye kazanıp, sınıf atlamış bakkal ailesi gibiydiler adeta??

1792 yılında ağır bir hastalık geçirir ve sağır olur. Bu rahatsızlık onda dış gerçeklikle ilişkisini daha da çok görme üzerine yoğunlaştırır. Mimikler, jestler, bakışlar, beden dili onun resimlerinde daha etkili bir görsel şölene dönüşür. Ondan önce ve sonra hiçbir saray ressamı, koruyucularına dair böyle belgeler bırakmamıştır geriye. Bu bakımdan da Goya tüm zamanların önemli portre ressamları arasındadır. Victor Hugo?yu kendine hayran bırakacak bir derinlik vardır figürlerinde.

Aydınlanmanın yakıcı ışığı
Fransız Devrimi?nin düşmesi ve Napolyon?un Avrupa genelinde, Moskova?dan Lizbon?a kadar her yerde istilalara kalkışmasından İspanya?da nasibini aldı. Kıta genelinde açlık ve sefalet baş göstermişti. Önceleri Fransa?nın İspanya?ya girmesine sıcak bakan liberaller, 3 Mayıs 1808 yılında Madrit?de yaşanan büyük katliamla suratlarına koca bir şamar yemiş gibi oldular. Öyle ki üstünde silah veya bıçak taşıyan herkesi öldürme emri çıkartmıştı Napolyon. O dönem işleri gereği herkesin yanında bıçak bulunuyordu. Sivil halka yönelik bu katliamın acımasızlığına şahit olan Goya sonrasında ?Savaşın Felaketleri? gravür serisine başlar. Baskıcı bir dönem olması dolayısıyla bu gravürler ancak ölümünden sonra yayımlanır.

Goya?nın başyapıtı ?3 Mayıs 1808? ; savaş resimlerinde ilk defa resminin merkezine halkın oturtulması
3 Mayıs katliamından 6 yıl sonra Fransızlar geri çekilmek zorunda kalırlar. Reformist geçici hükümetin başına Goya?nın otuz yıllık liberal arkadaşı geçer. Goya 3 Mayıs katliamıyla ilgili bir resim yapmak istediğini komiteye bildirir. İsteği onaylandıktan kısa bir zaman sonra resmi tamamlar. Yıllarca bu resmin hayalini kurmuştur çünkü. Zaten dikkatli bakıldığında ?Savaşın Felaketleri? gravür dizisi sanki bu başyapıtın ön çalışmaları gibidir. Resim son derece sade ve etkilidir. Aynı zamanda fotoğrafın olmadığı bir dönem için anı yakalayan bir basın fotoğrafı etkisinin gücüne sahiptir.

?3 Mayıs? resminde, Fransız askerleri bir makinenin parçaları gibi katliamı gerçekleştirmektedirler. Yüzleri görülmez. Nazımın şiirindeki gibi miğferleri ile omuzlarının arası boşluktur. Egemen sınıfların acımasızlığını, elleri yukarıdaki direnişçinin, namlunun ucuyla burun buruna gelmesinde çok çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir. Hemen onun yanında direnişçi bir rahip dua etmektedir. Resmin merkezine yakın bir yerde direnişçi bir din adamının olması şaşırtıcı gelebilir. Çünkü Goya?nın birçok resmi kiliseye cepheden saldırır niteliktedir. Goya daha o yıllarda dinin kurumsallaşmasına ve egemenlerle birlikte halkı insafsızca sömürmesine karşıydı. Boyun eğmeyen bir rahipse onun gözünde kahraman sayılırdı.

Askerlerin önündeki devasa bir fenerden güçlü bir ışık patlamaktadır. Resmin en can alıcı noktasıdır bu ışık. Sanki aydınlanmanın ışığını sembolize ediyordur. Marks?ın neden mesafeli bir aydınlanmacı olduğu bu resmin gerçeği ile tamı tamına örtüşüyor gibidir. Resim aynı zamanda Fransız Devrimi?nin çocuklarını yemesine duyulan bir öfkenin de görsel ifadesidir. Eşitlik özgürlük şiarı egemen sınıfın salyalar akan ağzında katliamlara dönüşmüştür.

?3 Mayıs? resmi, yıllar sonra İspanya?ya dönen 7. Ferdinand?ı karşılama töreninde teşhir edilir. Savaşın kahramanı bir soylu değil de halkın kendisi olduğunu görünce kral, resmi sarayın deposuna kaldırmalarını emreder. Goya?nın da yüzüne bile bakmaz. Kralın resim için ödenmesi gereken parayı ödediği bile muammadır. Goya soylu portrelerindeki embesil, yozlaşmış ifadeleri çizmekle, bir kez daha haklı çıkmıştır.

Keşke bu sergi kapsamında, serginin bütünlüğü açısından ?3 Mayıs? resmi de sergilenseydi. Çünkü gravür serilerinin öncesini ve sonrasını şekillendirmesi açısından bir milat niteliğindedir bu resim.

Huzursuz yıllar, içe kapanma,
7. Ferdinand sınıf hareketlenmelerini bastırmak için uzun yıllar aşırı baskıcı bir politika uyguladı. Kıta genelinde tam bir kafa karışıklığı hakimdi. Eşitlik ve özgürlük neden bir türlü hayata geçemiyordu. Sorunun sınıfsal bir temele oturtulmasını Goya göremeyecekti. Marks?ın 1848 ?de burjuvazinin devrimci rolünün bittiği tespitinden önce 1828 de hayata gözlerini yumdu.

Ölümünden önceki sancılı yılları, iç çalkantılarının nedeninin çoğunun tarihsel bir sıkıntı olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu bakımdan Goya?nın dramı, Fransız devriminin önderlerinden Robespierre ve Jakobenler?den çok da farklı değildi. Goya?nın boynu giyotinle gitmemişti ama hayalleri giyotinlenmişti. Sergi o dönemin aydın ve sanatçılarının durumunu belgelemesi açısından da önemli.

?Atasözleri ya da Zırvalar? ve ?Boğa güreşleri? gravürleri
Atasözlerinden yola çıkarak yaptığı gravür dizisi İspanyol atasözleri ile bire bir örtüşmez. Bu ismi Goya?nın kendisi de vermemiştir aslında. Bir tür görsel aforizmalardır bunlar. Çalkantılı yılların güncesi niteliği de taşırlar. Bu serininin gravürlerini en iyi tarif edecek resim ?akıl uykuya dalınca canavarlar uyanır? çalışması. Aydınlanmaya gizli bir eleştiri ve sahiplenme vardır bu gravürde. Aydınlanmadan beklenen tam anlamıyla hayatta karşılığını bulmamıştır. Bu kafa karışıklığını yine aklın uyanık kalması çözecektir. Yirminci yüzyılın sürrealistlerinin çoğunun fark edemediği bir tehlikeye düşmemiştir bu çalışmalarında.

Boğa güreşi serisine 1815 yılında başlar. Bu yıllar toplumdan iyice izole olmuştur Goya. Boğa güreşleri Orta Çağdan beri İspanyol soylu askerlerinin savaş eğitiminin bir parçası. Karşılıklı çatışma ve mücadeleyi içeren bu güreşler, sonraları halkın da katıldığı geleneksel bir eğlence şeklini almıştır. Savaştaki düşman yerine güçlü kızgın bir hayvan konularak, karşılaşma anına yönelik yöntemleri geliştirmek; rakibini alt etmek temel amaçtır burada. Boğa güreşi Picasso?nun da sevdiği bir temadır. İktidar ve otoritenin, güç ve şiddet kullanarak, nasıl korku ve gerilim yarattığının görsel yansımasıdır bir şekilde. Yaşamda kalabilmek için kıyasıya bir mücadelenin gerekliliğinin sürekli hatırlatılmasıdır boğa güreşleri. Arenadakileri izleyen halkın gözünde matador, bir türlü hayatlarından çıkartamadıkları baskı ve zulmün savaşçısıdır aynı zamanda. Kızgın boğa faşizan baskının sembolüydü İspanya? da. Boğanın yenilgiye uğratılması, halkın mücadele azmini pekiştiriyordu bir yandan da. Halkın gözleri önünde deviniyordu bu kavramlar. Goya sanki görsel bir kavram dili oluşturmuştu kendine. O dönem İspanya?sının ve Avrupa?sının göstergesel ifadesiydi bunlar. Bıkmadan usanmadan çalıştı bu temayı. Sergide bu serinin tamamı sergileniyor.

Goya?nın resimleri iki yüzyıl sonra Türkiyeli izleyicilere neler fısıldıyor?
Avrupa birliğine girmek için can atan aydınlarımıza, liberal solculara,? yetmez ama evet? çilere yanılsamalı bir gerçeklikten bir an önce kurtulmayı çağırıyor bu sergi. Bugün Afganistan, Irak, Suriye, Arap Baharı ülkeleri ve Uludere?de yaşananlar Goya?nın çizdiği felaketleri aratmayacak nitelikte.
Kaynak: http://www.cafrande.org/?p=39737

Yorum yapın

Daha fazla Sanat
Sanat A.Ş. / Çağdaş Sanat Ve Bienaller – Julian Stallabrass

İngiliz sanat tarihçisi ve eleştirmeni Julian Stallabrass imzalı ' Sanat A.Ş. ', çağdaş sanat ve bienaller üzerine eleştiri yoğunluklu bir...

Kapat