Halk Ozanlığının Varoluş Biçimi ve Çağdaş Bir Örnek – Müslüm Kabadayı

?Bir ulusun türkülerini yakanlar, kanunlarını yapanlardan güçlüdür.? denir. Bir bakıma halk şiiri denince akla ilk gelen ?türkü? olduğundan, modern şiir yazan ustalardan bazıları da ?türkü? üzerinden değerlendirmişlerdir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, ?Ne zaman bir köy türküsü dinlesem/ Şairliğimden utanırım? dizeleriyle özellikle çok etkilendiği trajik bir aşk ve dostluk ilişkisini konu edinen ?Kâzım?ım Türküsü?nü öne çıkarır.
Nâzım Hikmet ise ?Bu dünyada yiyip içtiklerimin, gezip tozduklarımın/ görüp işittiklerimin, dokunduklarımın, anladıklarımın hiçbiri/ hiçbiri, beni bahtiyar etmedi türküler kadar? diyecek kadar, ?Sevdim insanlardan çok türkülerini? dizesinde yoğunlaştırdığı sahiciliği ve yaşamın tüm renklerinin beyaza dönüşümünü önemsemiştir.

Burada, Cemal Süreya?nın ?folklor şiire düşman? yaklaşımının, kendisinin birçok şiirinde folklorik öğeleri dönüştürerek kullanmış olması nedeniyle modern şiirin de halkbilimi kaynaklarından beslendiğine dair çokça değerlendirme daha önceleri sıkça yapıldığından, ayrı bir tartışma başlığı açmaya ihtiyaç duymuyorum. Bu konuda en yeni yayınlardan biri olan Ezeli Doğanay?ın ?Halk Ozanlığı Öldü Mü?? adlı yapıtına kısaca değinmek istiyorum. ?Toplumcu halk şiirimizin öncülerinden? sayılan ozan, yıllar önce Mehmet Fuat Köprülü?nün ortaya attığı ?Halk şiiri, gelişen teknik karşısında toplumdaki yerini yitirecek, bunun yaratıcıları ozanlar da silinip gidecekler.? görüşünü şöyle eleştirir: ?Bunun (halk şiirinin) yaratıcıları kim? Halk değil mi? Halk mı silinip gidecek? (?) Aşık şiiri ölmedi, ölmez de. Tam tersine hem divan şiirini hem de serbest dizeli şiiri beslemiştir.?(1) Halkı, sömürücü olmayan kesimleri ve doğrudan doğruya üreticileri içeren bir kavram olarak gören Ezeli Doğanay, ?Çağdaş halk ozanı da halkın sesi, kulağı ve onun ezgileriyle bütünleşen şiirsel dünyanın anahtarıdır.? demektedir. Üzerinde durmak istediğimiz de bu ?anahtar?dır. Doğanay, bu ?anahtar?ın temel niteliğine de şöyle açıklık getiriyor: ?Amacımız; altmışlı, yetmişli yıllarda halk şiirinin genel yapısını kırıp ona çağdaş bir öz, yüz kazandıran Aşık İhsani?nin görevini yüklenmektir. Burada da dikkat edeceğimiz bir olay var; toplumcu gerçekçiliğin sınırlarını iyi kavramış, şiirini daraltmayan, kısırlaştırmayan, kuru yavan sözcük yığınına indirgemeyen, aynı zamanda olaylara, olgulara diyalektik tarihsel materyalist açıdan bakan, birikimi bilinci yadsımadan onu ustalıkla şiirine aktarmaktır, yazmaktır.?(2) Tam da bu açılıma denk düşen, bir karşılaştırmayı Ezeli Doğanay?ın, kendisinden dört yüzyıl önce yaşamış Alevi-Bektaşi kültürünün önemli ozanlarından taşlama ustası Kazak Abdal?ın bir şiiriyle ?deyişme? yapar. Bu deyişmenin bir dörtlüğünü örneklemek istiyorum.

Kazak Abdal : Aslında, neslinde giymemiş hare
İş gelmez elinden gitmez bir kare
Sandığı gömleksiz duran mekkâre
Bedestene gelir kaftan beğenmez

Ezeli Doğanay: Varsın da giymesin atlas libası
Çul beli eder mi yürekte hası
Ter ile sulandı köylü tarlası
Senin beyler ayyaş hep keşti Kazak

?Şalvarı şaltak Osmanlı?nın dört yüzyıl önce Anadolu halkına angaryayı, zulmü dayattığı zamanda Romanya?daki Türkmenlerden olan Kazak Abdal?ın yoksulları hakir gören şiirine karşı Ezeli Doğanay?ın, toplumcu bakış açısıyla köylünün alın terini ve emekçilerin yüreğinin hasını öne çıkaran dörtlüğünü karşılaştırmak mümkün. İşte bu olay ve olguları tarihsel ve diyalektik materyalist bir yöntemle kavrayıp şiir okuna dönüştürmenin örneklerinden biri. Dünya?da ve ülkemizde emperyalist-kapitalist sistemin gerçekleştirdiği büyük talana ve halkın aldatılmasına dayanan sömürüsünün iç yüzünü deşifre eden, emekçi halkın köreltilmek istenen bellek ve bilincini ışıtan şiirlerin, halk şiiri biçimlerinden yararlanarak modern bir söylemle ortaya konması gerekmektedir. Günümüzde bu doğrultuda şiirler kaleme alan şairlerden biri de Mehmet Ercan?dır.

Mehmet Ercan; 1957?de Konya-Kulu?ya bağlı Zincirlikuyu köyünde doğmuş, yükseköğrenimini zorunlu nedenle bırakıp köyüne dönmüş, bir yandan tarım ve hayvancılıkla uğraşarak ailesinin geçimini sağlarken diğer yandan da ?şiirin hası?nı doğa-toplum diyalektiğinden çıkarmaya çalışmıştır. Modern ve halk şiiri geleneğinden beslenen şiirleri yerel ve ulusal dergilerde yayımlanan şairin, bir kaide üzerine üç sütun biçiminde oturan dizeleme biçimiyle ?dirgen şiir? olarak kavramlaştırdığım ürünleri, kentli şairlerin şiir çentiklerine çapraz bir yay çizmiştir. Onun, ?Şiirin namusu, şairinden sorulur.? özdeyişiyle ifade ettiği, şairin hayatının şiire nasıl dahil olduğuna dair vurguya, aynı zamanda şairlerin bir başka işlevine dair şu sözünü de ekleyebiliriz: ?Şairler, dil işçileridir halkların; sözcüklerden, barış köprüleri kurarlar ülkelere.?(3)
Onun halk şiiri geleneğinden beslenen şiirlerinden, son dönemde öne çıkan taşlamalarını burada örneklemek istiyorum. Olay, durum, görüş ve kişilerle ilgili kaleme aldığı bu taşlamalar, çağdaş halk ozanlarının kendilerini nasıl geliştirmeleri gerektiğine dair de ipuçları taşımaktadır. Özellikle güncel olayların, toplumsal dönüştürmelerin, siyasi kişiliklerin toplumcu eleştirisinde, süreci çok iyi gözlemlemek kadar, bu konuda üretilen metinlere de vakıf olmak gerektiği anlaşılmaktadır. Türkiye?de AKP iktidarıyla başlayan ve benim giderek ?parlamenter faşizm?e evrildiğini belirttiğim ?neoliberal? ve ?islamofaşist? uygulamaların, hangi kavram ve olgularla ilişkili olduğunu dile getiren şu şiirlerini okuyup irdeleyelim.

MONŞERLERLE MOŞELER
monşörlerin zulmünden halk çekti onca zarı.
ceddimizin şeyine yağdırdı nice karı.
onlardan kurtulduğumuzu sanırken dostlar,
çıkıp da gelmesin mi moşe?nin simonları?

RÜZGARGÜLÜ
rüzgargülüne benzer belli olmaz yönleri.
arama yobazlarda ahlaki değerleri.
hades?tir yoldaşları, sırdaşları karanlık,
kıbleleri pentagon, israil kâbeleri.

Bu iki şiirde de hem tarih bilgisi hem de mitolojik unsurlar dikkat çekmektedir. Bir kez, ?Moşe?nin Simonları? nitelemesi, uluslar arası siyasette ?Siyonizm?i betimlemektedir ve Türkiye?de kimilerince ?Erguvaniler? olarak da adlandırılan ve ?Haliç?e egemen? olan büyük sermayeyi, gizli seçkinleri de kapsamaktadır. Bunların bilgisine vakıf bir ozanın ancak kurabileceği bu dörtlükle Mehmet Ercan, çok önemli bir siyasi-ekonomik süreci, argoyu da kullanarak eleştirmiştir. Diğer şiirde geçen ?Hades?, Yunan mitolojisinde ?yeraltındaki ölüler ülkesi?nin tanrısıdır. ?Görünmez? anlamına gelen Hades, bunun için bir başlık takmaktadır. Bir bakıma günümüz Hades?lerinin emperyalizmin taşeronu ve kapitalizmin baronu olduklarını halktan gizlemek için türbanı kullanmaları gibi. Bunların kıblelerinin ?Pentagon? ve kâbelerinin ?İsrail? olduğunun vurgulanması da, dünya siyasetinin nasıl işlediğini bilmeyi gerektirir. Bu iki dörtlükle şair, uzun makale, hatta kitaplarla değerlendirilen bir dönemi ortaya koymuştur. Bir zamanlar Aziz Nesin?in ?Büyük Grev? öyküsüyle ekonomi-politik yapması gibi.
Şairin, halk şairlerinden farklı olarak dizeleri küçük harfle başlatması ve noktalama işaretlerini kullanması da biçimsel yenilikler olarak görülebilir.
Tersinleme yoluyla taşlamalarını güçlendiren ve mizahi dili şirine yediren dörtlüklerden ikisi şöyle:

CER
cerciydik eskilerde şimdi artık varsılız.
halk bize mühür verdi biz artık iktidarız.
oylarımız artıyor yoksulları soydukça,
selam sana cehalet biz sana minnettarız.

ZALİM
çektiğiniz acılar asla gitmez boşuna.
doğruları söylemek gitmez onun hoşuna.
her zalim kendisini pay-ı dar sanır dostum,
tavşan gibi korkaktır bakmayın duruşuna.

?Cer? şiirinde tersinleme ya da karamizah diliyle sömürü-cehalet ilişkisini ustaca veren şair, ?Zalim?de ise sömürgenin acımasızlığının, aslında korkaklığından (iktidarı kaybetme) geldiğini ortaya koymuştur. Aslında bu korkuyu yenen halkın, sömürü ve zulme son verebileceğinin de altı çizilmiştir.
Parça-bütün diyalektiğini ve toplumun öncülerine düşen sorumluluğu dile getiren şu dörtlüğü, eğitimcilerin de rehber edinmesini söylemek, yanlış olmaz herhalde?

KÖR
âmâ doğmuşsa biri, yanlışlık körde değil.
özünüz körelmişse, bakmanız görmek değil.
suçlayacaksan eğer, kervanı suçla dostum,
sakın kızma eşeğe, suç sizde; onda değil.

Mehmet Ercan?ın siyasette ve edebiyatta bilinen kişiliklerle ilgili taşlamaları da dikkat çekmektedir. Onlardan ikisini burada örneklemek istiyorum.

İSMET ÖZEL
şiirin militanıydı kendisi.
hızlı koştu tez yoruldu kendisi.
en çok gürültüyü o çıkarırdı,
solda pişti sağa düştü kendisi.

YEŞİL
cem ersever, mahmut yıldırım şimdi nerdeler?
suçsuzlarımızı gönderdikleri yerdeler.
büyük sevda büyük acılarla kazanılır,
inanın dostlar, kaybedeni de kaybederler.

Bilindiği üzere 1960?lı yıllarda İsmet Özel, toplumcu gerçekçi şiirimizin genç önderlerindendir. 12 Eylül sürecinde İslamcı, şimdilerde ise Türkçü bir çizgide ?şiir kıvıran? İsmet Özel?i, ?solda pişip sağa düşen? bir dönek olarak betimlemektedir Mehmet Ercan. ?Şiirin militanıydı? sözüyle de bir zamanların, 1975-76 yıllarında Ataol Behramoğlu?nun sahipliğinde çıkan ?Militan? başlıklı edebiyat dergisine de gönderme yapıldığını söyleyebiliriz.

?Yeşil? şiiri ise, Türkiye?de ?faili meçhul? konusu gündeme geldiğinde akla ilk gelen katliamcılardan biri de Mahmut Yıldırım?dır. Kimilerince halen yaşadığı söylenen ?Yeşil? kod adlı Mahmut Yıldırım ve kontr-gerillanın önemli adamlarından asker kökenli Cem Ersever gibi siyasi katliamcılar üzerinden şairin, ?kaybedeni de kaybederler? gerçeğine dikkat çekmesi önemlidir. Bu şiirleri yazabilmek için de dönemi çok iyi kavramış ve doğru bir çözümleme yapmış olmak gereklidir. Ayrıca bu dörtlüklerde ?hızlı düştü tez yoruldu? halk söylemiyle dize kurulurken, ?büyük sevda büyük acılarla kazanılır? dizesinde zengin bir hikemi söyleyiş vardır.
Emekçi halklar var oldukça, halk şiirinin de ölmeyeceğini, o halkın içinden çıkıp gelen çağdaş halk ozanları bu şiirleriyle göstermektedir. Dolayısıyla bu geleneği geleceğe taşıyacak olan şiir özünü yenilediği kadar, biçimsel bakımdan da geliştirilmelidir.

Müslüm Kabadayı

Kaynaklar
(1)Ezeli Doğanay, Hal Ozanlığı Öldü mü?, Ayyıldız Yayınları, I. Baskı, Mart 2011, s. 14
(2)A.g.e., s.19
(3)Mehmet Ercan, ?Aforizmalar?, www.insanokur.org, 31 Mart 2012.
“Aforizmalar”a okumak için tıklayınız

Halk Ozanlığının Varoluş Biçimi ve Çağdaş Bir Örnek – Müslüm Kabadayı” üzerine 8 yorum

  1. Sevgili Müslüm Öğretmenim,
    ne güzel derlemiş ve harmanlamışsın, diline tinine sağlık.
    Eskilerden (klasiklerimizden) söz edilince ben de Kaygusuz Abdal’ı anımsadım.
    Eşlere (karılara biraz haksızlık etmiş ya), güncelleştirip, başka anlamalara da yorumlanabilecek şu dizelerin güzelliğine bak.

    Ağalar avradın kötüsü
    Dizini diker oturur
    İşin kolayını bilmez
    Yüzünü yıkar oturur
    *
    Kızını sıçırmış dizine
    Bakar oturur yüzüne
    O demde elâ gözüne
    Sürmeler çekmiş oturur

    Kaygusuzum der atılmaz
    Pazara sürsen satılmaz
    Koynuna giresen yatılmaz
    Bir manda çökmüş oturur.

  2. Bu anlamlı makaleniz için teşekkür ederim sevgili Müslim öğretmenim size. Öğretmenim diyorum size çünkü oğlum Berkay Gül Dikmen Meslek Lisesinde sizin öğrenciniz. Halk ozanları demişken ben de Mahmut Erdal’ın bir şiiri ni paylaşmak isterim haddim olmayarak…

  3. Mahmut Erdal’ın Meşhur Olmak İstiyorsan şiirini paylaşacaktım ama paylaşamıyorum bir türlü nedense?

  4. Mahsuni Gül’e Merhaba,
    İlginiz için teşekkür ederim. Mahmut Erdal’ın hangi şiirini paylaşmak istemiştiniz? Okumadıklarımızdan olabilir, yazarsanız sevinirim.
    Katkılarınızı bekliyorum. Selamlar.
    Müslüm Kabadayı

  5. “Çete oluştur zamanı,
    Meşhur olmak istiyorsan,
    Çarp dolandır Başbakanı,
    Meşhur olmak istiyorsan.

    Bu düzene böyle hayat,
    Soyunacağım diye dayat,
    Çık ekranda iki göt at,
    Meşhur olmak istiyorsan” adlı dizelerle başlayan şiiri Müslüm hocam. Kopyalama yapamadım bir türlü nedense?SELAMLAR:)))

  6. Teşekkürler dost.
    2 Haziran’da ODTÜ Vişnelik’te Nâzım Hikmet Anmasıyla ilgili zengin bir program var. Ümmüşen, İsmail Demircioğlu da türkülerimizden örnekler okuyacaklar. Gelriseniz orada görüşürüz. Selamlar.
    Müslüm

  7. Teşekkür ederim hocam bu güzel davetiniz için,sağolun,eksik olmayın.Ayrıca mesajınıza geç cevap verdiğim için bağışlayın lütfen.Umarım başka bir etkinlikte görüşürüz.Yada ben bazen Eğitim Sen’e uğruyorum Kızılay’daki. Siz de uğruyorsanız şayet görüşürsek çok memnun olurum.SELAMLAR:))))

  8. Müslüm hocam selamlar.Benim de kimi karalamalarım var ve burada paylaşmak istedim.

    GODOT’U BEKLERKEN

    Bu yazımı yazmak benim için çok zor olacak galiba. Neden mi? Çünkü saatlerdir bilgisayarımın başındayım ama ne harfler, ne kelimeler ve ne de noktalama işaretleri aklıma bir türlü gelmiyorlar. Ben de kollarımı göğsümde bağladım gelmelerini bekliyorum öylece. Bir taraftan da kara kara düşünüyorum bu yazımı nasıl yazacağımı. Eğer gelmezlerse işim iş yani.
    “Merak etme Deniz gelirler” diyor bir ses.
    ” Sen de kimsin?”diyorum şaşırmış bir halde.”Hem kimler gelecek?”
    “Benim kim olduğumu boşver şimdi. Harfler, kelimeler ve noktalama işaretleri gelirler diyorum” diyor.
    “Kaç saattir bekliyorum kardeşim gelmiyorlar işte gelmiyorlar.” diyorum öfkeyle.
    “Yahu gelirler. Onlar gelmezlerse bakarsın Godot gelir belki de” diyor.
    “Ne Godot’u ya? Dalgamı geçiyorsun sen kardeşim?”diyorum.
    “Yok, Deniz ne dalga geçmesi. Eğer harfler gelmezlerse Godot kesin gelir” diyor ısrarla ve inatla.
    Harfler, kelimeler ve noktalama işaretleri yavaş yavaş gelmeye başladılar işte;
    “Oh be.” diyorum sevinçle.
    “Ne yazacaksın Deniz bu yazında?”diye soruyor o ses yine.
    “Bilmem hiç düşünmedim.”diyorum.
    “Bence Godot’u yaz diyor. Godot’u beklerken olsun başlığıda”diyor.
    “Aaaa çattık yahu. Sana mı soracağım ne yazacağımı kardeşim. İstediğimi yazarım sana ne? Hem sen kim oluyorsun da bana akıl veriyorsun? Godot’muş.Ne Godot’u kardeşim ya Allah, Allah? Belamısın nesin sen ya, çekil git başımdan.”diyorum tüm kızgınlığımla.
    “Godot’u yaz Godot’u.”diyor ısrarla.
    “Şimdi gösteririm sana Godot’u. Dur kaçma. Tüh kaçtı ya. Yine gelir elbet o. Sahi kimdi o ya. Aaaa Godot olmasın sakın o? Bırak şimdi onu Deniz, sen. Yazını yaz. İyi de ne yazacağım ki? Hep onun yüzünden oldu ya. Godotmuş.”
    Bilgisayarıma baktım. aaa hayret başlık yazılmıştı;
    GODOT’U BEKLERKEN
    -“Kim yazdı ulan bu başlığı? Kesin o demin Godot’u yaz diyen godoş yazmıştır başlığı. Vay godoş vay. Sahi o nerede ya? Neyse Allahtan kelimeler geliyorlar. Ben yazımı yazmaya başlayım iyisi mi?”diyorum kendi kendime.
    Yazmaya başladım;
    “Godot’u beklemekle geçiyor ömrümüz. Hep bekliyoruz Godot’u. Godot kim diye hiç düşünmüyoruz ve sadece bekliyoruz. Godot gerçekten kim? Bir insan mı, ya da bir düş veya ütopyamı? Kimbilir belki de Godot bizi kurtaracak bir kurtarıcıdır. Neden olmasın ki? Godot Hz. İsa’mı yoksa ya da Hz. Mehdi’mi?
    Beklemekle gelir mi peki Godot? Gelir, kesin gelir. İyi de daha varolup olmadığını bilmediğim Godot nasıl ve nereden gelir ki? Belki de var Godot. Varsa neden gelmiyor peki? Kimbilir belki de yok Godot? Eğer yoksa ben neden bekliyorum peki? Peki, Godot’u bekleyen sadece ben miyim? Başka kimseler yok mu onu bekleyen? Varsa eğer başka insanlar, Godot kaç kişi? Benim beklediğim Godot tek kişimi? Diğer insanların bekledikleri Godot ya da Godot’lar kaç kişi o zaman? .
    Sahiden Godot var mı? Bence Godot yok ama beklemek var. Daha doğrusu varolmadığını bal gibi bildiğim ya da bildiğimiz Godot’u sadece beklemem ve beklememiz var. İyi de olmadığını bildiğim ya da bildiğimiz Godot’u neden bekliyorum yada bekliyoruz ki o zaman? Evet, evet gerçekten Godot yok. Olsa şimdiye kadar çoktan gelirdi zaten. Nereden biliyorsun, belki de trafiğe takılmıştır? Ne trafiği yaa?
    Godot’u beklemek demek, yokluk demek zaten bence. Yani Godotu beklemek demek, varolmamak demek aslında. Olmayan birisini beklemem ya da beklememiz demek kısacası. Peki, varolmamak demek ne? Varolmamanın karşıtı varoluş ne o zaman? Godot varolmama ve varoluş sorunsalının neresinde o zaman? Ben neresindeyim o zaman bu sorunsalda? Bizler neresindeyiz bu sorunsalda? Gerçekten varmıyız yokmuyuz yoksa? Godot’un varolmaması benim ya da bizlerin varoluşumu peki? Ya da benim ve bizim varolmamamız Godot’un varoluşumu yoksa? Godot kim o zaman? Ben kimim, biz kimiz o zaman? Burası neresi peki? Ben ne yapıyorum şimdi peki? Neden böylesine saçmasapan bir yazı yazıyorum o zaman? Peki, saçmasapan olan kim? Godot’mu saçmasapan, ben mi saçmasapanım yoksa yazdığım bu yazımı saçmasapan? Yada bizler mi saçmasapanız? Kimbilir belki de bana bu saçmasapan yazıyı yazdıran o godoştur saçmasapan olan. Evet, evet kesin o saçmasapan olan. Ben neden saçmaladım peki bu kadar? Of off offf offff.”
    Yazdığım yazıya baktım;
    “Haydaaa! Yazıya bak ya, yazı ne hale gelmiş. Saçmasapan bir yazı olmuş ya? Of ya offf.” dedim kendi kendime.
    “Bence de saçmasapan bir yazı olmuş Deniz.”dedi yine o ses.
    “Aha işte geldi baş belası” dedim kendi kendime.
    ” Hep senin yüzünden oldu zaten, sus konuşma.”dedim.
    “Niye benim yüzündenmiş?”diye sordu.
    “Ulan sen demedin mi Godot’u yaz diye?”dedim.
    “Doğru ben dedim ama böyle mi yaz dedim sana Allahın yazar müsveddesi” demez mi?
    İçimden;
    “Ulan, şeytan diyor ki, al klavyeyi geçir kafasına görsün bakalım yazı nasıl yazılırmış. Zaten cinlerim tepemde. Sinirimden kafamdaki tek saçım bile isyan ediyor bu godoşa.”
    “Ne o beğenmediniz mi yazımı, sayın yazar hazretleri? Alın siz yazın o zaman. Bende sayenizde öğrenmiş olurum yazmayı.”dedim kıs kıs gülerek.
    Oturdu bilgisayarımın başına, yazmaya başladı. Ben sinirimi nereden çıkaracağımı bilemediğim için yazdıklarına bakmadım nedense.
    “Bitti. Oku bakalım, yazı nasıl yazılırmış öğren Allahın yazarı Deniz Arıx sende” dedi.
    Yazdıklarını okumaya başladım;
    “Şu yazdığın yazıya bir bak Deniz Arıx. Bu mu yazdığın yazın? Bu mu senin yazarlığın? Sen yazarlık yapacağına git Kızılay’da simit sat. Yazarmış. Kıçımın yazarısın sen Deniz Arıx, kıçımın yazarı. Ama sende kabahat yok ki? Evinde bilgisayarı olan kendini yazar sanıyor ve senin gibi saçmasapan yazılar yazıyorlar. Bir de Godot’u bekliyorsun aynaya bile bakmadan. Allahın yazar hödüğü sende. Godot’u bekleyene kadar yazmayı öğren sen. Ne sanıyorsun kendini yazar mı? Hadi oradannnn.Kıçımın yazarı sende.Sen kimsin Deniz Arıx, kimsin, kimsin?”
    Okudum, okumasına ama beynimde savaş çığlıkları iyice yükselmişti. Tam klavyeyi aldım başına geçireceğim artık o da ne, kapının zili çaldı;
    _”Allahhhh! Deniz Godot geldi işte, var mısın iddiaya?” diye sordu.
    Havaya kaldırdığım klavyeyi hırsımdan küttt diye masaya vuruverdim. Bilgisayarda ne kadar tuş varsa evin her yerine dağılıverdi. Şaşırdı bizimki;
    “Ne oldu Deniz ya?” diye sordu.
    “Elimden düştü. Şimdi boşver bunu. İddiaya girmeye gerek yok, bence de bu gelen Godot. Git kapıyı aç, bekletmeyelim Godot’u.”dedim.
    Açtı kapıyı. Kimsecikler yok.
    “Allah Allah, kimse yok be Deniz.”dedi.
    “Nasıl yok kardeşim. Demin kapı çalmadı mı?”dedim.
    “Çaldı, açtım baktım ama kimse yok” dedi.
    Kapıya gittim. Sahiden kimsecikler yoktu. Ama kapının üzerinde bir not vardı.
    “Hayret yaaa. Kapının üstündeki notu da görmüyor musun? Allahın kör yazarı sende.”dedim.
    “Oku bakalım.”dedi.
    “Beni boşuna beklemeyin kardeşim. Ben bu işten sıkılmaya başladım iyice. Önüne gelen beni bekliyor ya? Hangi birinize yetişeceğim ben; Allahın yazar godoşları. İmza Godot.”

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Komünist Savunma* – Yusuf Şaylan

Bizim de halkımız vardır Che Guevara Unutulmuş uzak tarlalar yalazında Sazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgun Bütün ulusların halkları gibi Ve yalnız...

Kapat