Hayalden Hedefe Umutla HEMEN ŞİMDİ – Zafer Köse

Dünya edebiyatında Don Kişot’un çok önemli bir yeri var. Roman sanatının ilk ve en büyük örneklerinden biri kabul ediliyor. Peki, 400 yıldır değerinden bir şey kaybetmemesini sağlayan özeliği nedir bu romanın? Cervantes, yüzyıllar sonra da geçerli olacak bir hikayeyi nasıl kurmuş?

Galiba aslolan, hikayenin perspektifi. Doğru ve geniş bir bakış açısıyla, doğru odaklanmayla, kahramanların yaşadıklarını aynı zamanda akıp giden hayatın hikayesi biçiminde anlatmak… Böylece roman, anlattığından daha fazlasını anlatır hale gelebiliyor.

Bu yaklaşım sadece romancılık için değil; öykü, sinema, tiyatro ve çeşitli yollarla yapılabilen hikaye anlatıcılığı için de geçerli olsa gerek.

KİMİN HİKAYESİDİR ANLATILAN?

Romanın başkahramanları Don Kişot ve Sancho, tüm zamanları ve mekânları aşan, iki temel insan özelliğinin tiplemeleri. Don Kişot; serüvenci, romantik, diğerkâm ve nazik biri. En önemli özelliği ise hayalciliği.

Sancho; güvenlik kaygısını ön plana alan, sürekli kâr-zarar hesabı yapan, bazı düşüncelerini kendine daha sık saklayan, fazlaca gerçekçi bir kahraman.

Herkesin içinde bir Don Kişot yaşamaz mı? Zaman zaman, hayatı köklü bir şekilde değiştirmeyi, serüvenlere atılmayı, tüm zorunluluklardan ve bağlantılardan sıyrılmayı, içinizden nasıl geliyorsa öyle yaşamayı öneren bir iç ses olarak belirdiği olur. Dulcinea gibi bir sevgilinin (varlığı şüpheli olabilir) peşinden gidilmeli, ezilen yoksulların haklarına sahip çıkılmalı, rahat bir vicdanla şiir dolu, büyülü bir dünyada yaşanmalıdır. Bulutlarla uçulmalıdır.

Ancak bu sesten hemen sonra, içinizdeki diğer ses duyulur. Sancho’nuz aklınızı başınıza getirir. Taksitler, birikimler, kariyerler, güvenceler, sorumluluklar, saygınlık imajları… Gündelik gereksinmeler karşılanmalı, tehlikelerden korunulmalı, gerçekçi ve biraz da kurnaz olunmalıdır. Ayaklarınız yerden hiç kesilmemelidir.

HAYALLİ DÜNYALAR

Yaşamının başında, insan, kendisinin ayrı bir varlık olduğunun farkında değildir. Annesinden başlayarak diğer varlıkları tanıdıkça, kendisini de fark etmeye başlar. Böylece kişinin ben kavramı oluşmaya başlar.

Sosyal ortamlara girdikçe, sorunlar yaşadıkça, rekabetlerle ve çelişkilerle haşir neşir oldukça, yani bir insan teki olarak yaşadıkça bu “ben”i iyice belirginleşir. “Ben” ile dış dünya arasındaki çelişki ve rahatsızlık ise hayatın en başındaki o birlik duygusu kaybolur kaybolmaz başlar.

Yaşamak, bir yönüyle, kişinin iç dünyası ile dış dünyası arasında bir denge, bir uyum çabası olarak da görülebilir. Fakat bu uyumun kalıcı bir şekilde kurulması mümkün değil. Çünkü her şeyden önce, hayat ve kişi devinim halinde. Ayrıca, kişinin varlığını ve geleceğini tehdit eden bunca “dış koşul”un olduğu bir dünyada, bu uyuma, bir an bile ulaşmak, pek olacak şey değil.

Hayal kurmak, işte bu sorunla bağlantılı. Kişi, kendisini rahatsız eden, uyum sağlayamadığı dış dünyanın etkisinden kurtulmak ister. Sorun yaşamayacağı, olumsuzlukların olmadığı, beklentilerini tatmin eden hayali bir dünya yaratır. Zihinsel bir yolculukla, o hayali dünyaya gittiğinde, iç dünyası ile dış dünyası arasında bir uyum duygusu yaşar.

Fakat toplum içinde “hasta” olmayan bir kişi olarak yaşayacaksa, hayal dünyasında uzun sürelerle kalamaz.

ADIM ADIM UMUT

İçinizdeki Don Kişot, dış dünyanız ile yaşadığınız sorunlarda, dış dünyanızı değiştirmeyi, dönüştürmeyi önerir. Sancho Panza ise dış dünyanıza uyum sağlamak için gerekli esneklikleri göstermenizi, kabul edilen değerleri sorgulamadan fırsatları kollamanızı öğütler.

Don Kişot’unuzun aklına uyup düşüncelerinizi dile getirdiğinizde, çevrenizdekilerden sürekli “imkânsız” sözcüğünü duyarsınız. Oysa “imkânsız”, bir durum bildiren değil, bir görüş bildiren sözcüktür. İzin verilenden başka türlü yaşamaya cesaret edemeyen, koşulları değiştirmeyi düşünemeyen bir görüşün iddiasıdır, “imkânsız”. Bu, sadece içlerindeki Sanchoların sesiyle hareket edenlerin cevabıdır.

Oysa bizim hayallerimiz var. Daha güzel bir dünyada yaşamak istiyoruz. Bu hayallerimizle birlikte rahatça yaşayıp gideriz. Fakat hayallerimiz için yaşayacaksak, tek çaremiz imkânsızı istemek.

Don Kişot gibi bulutlar arasında uçmasak da, gözlerimiz bulutlarda ayaklarımız yerde olabilir. Sancho Panza’mızla da ilişkiyi koparmadan, imkânsız talebimiz için, bu koşullarda yapılacak bir şey, çıkılacak bir basamak vardır mutlaka. Talebimizi gerçekleştirmese de o yönde atılacak her adım, içinde bulunduğumuz koşulları değiştirmeye başlayacaktır.
Çıkacağımız her basamak, bizi bir sonraki basamağa ulaştıracaktır. İmkânsız talebimizi ertelemez, “hemen şimdi” dersek, o yolda atılacak adımları teker teker atarız.

Bir süre sonra, hayal, dönüşmeye, hedef olmaya başlar.

Umut ise, hayalden hedefe giden yolda, kişinin kendine güvenmesidir. Ve elbette, yaşanan gerçekliğin bir üst boyutudur, umut. Yani, imkânsızı isteyen kişinin gücü.

Cervantes’in romanını daha yüzyıllarca, binyıllarca yaşatacak olan işte bu güçtür. Don Kişot insanlığın umududur.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

İlerihaber, 08/01/2015

Yorum yapın

Daha fazla Estetik, Romanlar, Ütopya, Yazarlarımızın son çalışmaları
Başıboş Bir Yolculuktan Notlar – Fernando Pessoa

Ardında edebiyatın her alanından binlerce sayfalık eserler bırakmış, 20. yüzyılın en kendine özgü yazarı-şairi Fernando Pessoa'dan (1888-1935) bir güldeste, tanımayanlar...

Kapat