Hişştt – Göksu

hisstBu gece yalnız değilim. Konuğum Süleyman Okay. Beni babasıyla buluşturduğu için Adil Okay’a minnettarım.
Şiir kitaplarını henüz okumadım. Mermi Konuşuyor, Sevda Tutuklanamaz, Şakayık, Hoşçakalın Dostlarım şiir kitaplarının isimleri. Güngör Gençay, Hişştt! isimli öykü kitabının önsözünde “Hayatı Şiirlerle Güzelleyen İnsan” diyor Sülayman Okay’a. Sadece şiirle güzellemediğini öykülerini okuduktan sonra yaşadığım duygu yoğunlundan anladım.

17 öykü var Hişştt’ te. İlki Apaçi Panço Megras’a Karşı. Okay’ın devrimci kişiliğini öyküdeki tek cümleden anlamak mümkün. “Bir Makyavel kadar haklıydın oysa. Haklılığın gücünden ötürüydü… Demirin ucundaki öldürücü alavdan ötürü…” Panço Megras’a sesleniyor: “Bostanlarda yattın mı bostanlarda… Hıyarların büyümesini dinledin mi geceleri sessizlikte…çıtır…çıtır… Bir de bakarsın bostan sabahında akşamki döl, kocaman bir ergen olmuş… Şaşarsın Panço Megras, ya şaşarsın görünce… Şimdi bizler de böylesine bir çoğalma içindeyiz…
Nerdesin tabanlarım güçlendi seni aramaktan. Benim ben, Apaçilerin yaşayan kini, Dağ Kartalı.”
Ellibir Hasan: Antakya’da yaşayan sıradan biri. Okay onu da “Ellibir Hasan toplum içerisinde, toplumun tuttuğu, saydığı, ünlü olarak bildiği, baş tacı ettiği çoklarından daha duygulu, daha insancıl, daha zararsız biri.” diye tanımlıyor.
Bul Karayı Al Parayı: Kumar oynayan sonra hacılığa soyunan ekmek parası için kırk şekle giren adamın öyküsü. “Anıların sizi rahatsız ettiği oldu mu, bilmem. Hani dolarsın iyice, acılar birikir içinde, bir yerden patlak verecek, boşalırsın, ağlarsın birden, ağlarsın ya rahatlarsın… işte bunun gibi anılar sıkar kişiyi, açılmak istersin, birine anlatmak zorunluluğunu duyarsın, anlatırsın anılarını. Dinleyen ilgi duymasa da anlatırsın olmaz başka türlü, hatta para vererek bir dinleyici bulma alışkanlığı olsa bunu da yaparsın. Şimdi ben sizleri buldum, okuyorsunuz ya, oh ne iyi, siz okuyorsunuz ben rahatlıyorum.”Okay öykülerin içine kendi duygularını da yediriyor ustaca.
Elim Sende Kaldı: Kitapta Antakya’da yenilen yemeklerden, oyunlardan, mesleklerden, meyhane kültürüne kadar herşey var. Elim Sende Kaldı bir oyun ve Okay ” Şimdi büyüdük, “Kalbim Sende Kaldı” oynuyoruz. “Kalbimi çaldın hırsız diyoruz.” Türküler, şarkılar çoğunlukla çalınan kalple ilgili.”
Hala öyle değil mi?
Hişştt: İtiraf edeyim ki okumaya başlarken dilimde Sait Faik’in ünlü öyküsünde ki “hişştt sesini duymazsan fena” cümlesi. Ancak Okay öylesine bir kurgu yapmış ki, gülmekle ağlamak arası gidip geldim. Hele şiir tadında ki cümleler: “Sonra düşerdi o yollara, ardına bakmadan giderdi. Ben dönerdim ellerim boş, çözümsüz. Gün dönerdi yavaş yavaş, gece hazırlığına başlardı.”
“Dudaklarımda acılardan aşırılmış, ucuz ve karanlık kokulu bir türküyle girerdim meyhaneye. “Hişt” derdim meyhaneye girerken, “hişt, hişt, ben geldim!”
“Ve ardımda soluğunu ensemde duyduğum (SEN) ve kemikleşen sorunlarım, koyu bir gölge gibi izlerdi beni…
Kemal’in Meyhanesi, Mektep’li, Bir Maçın Öyküsü, Su Kavgası, Görücüler gene yerel dilin kullanıldığı küçük sıradan insan manzaraları.
Olumsuz Bir Yerden Dönüyorum: Duygularını yansıttığı olumsuz dediği ama içinde hep olumluluğu taşıdığı öykülerinden biri. “Ben alkollüyüm, olumsuzum üstelik, yalnızım da… Umutlarımı eskiciye sattılar, yenisini alamadım daha… Olumsuz bir yerden dönüyorum, iki kere ikinin beş ettiği yerden… İki kere ikinin dört ettiği yere ulaşmadan dönmeliyim.”
Esentepe’dekiler, Dilenci, Abdullah’ın Kahvesi yoksulluk ve yalnızlığın anlatıldığı tek cümleyle yüreği dağlayan öyküler.
Sürgün: Devrimci olmanın bedelini ödeyen bir erkekle kadının öyküsü. Vuruldum şu cümleye, şimdi hangi erkek düşünebilir kurabilir böyle bir cümleyi; “Çıplak çıplağı kucaklarsa, çocukları da çıplak olur” dedi. “Öyleyse biz de birbirimizi giyinik olarak kucaklarız” dedim.
Kaçış: Gene Ayşe, yalnızlık, tatmin olamayan cinsellik, gurur…
Mültecinin Dönüşü: Devrimci baba ile oğlunun değişmeyen kaderleri. Ülkemizin darbeler, kıyımlar, işkenceler tarihi. İç acıtan evet biz bunları yaşadık dedirten.
İtirafçı olmayan, komadan çıktığı an bile adını söylemeyen oğul. “Uzun uzun baktı, tanıdı beni. Birden şimşekler çaktı gözünde, o güzel gülücükleri bakışına yansımıştı. Açtı ağzını seslendi bana: “Dayı” dedi. “Benim adım Cumali Uslu. Aydın değilim ben. Cumali Uslu’yum sen de babam değil, dayımsın!”
Anlamıştım ne demek istediğini, anladığımı da o anlamıştı…
“Umut dişiydi ve doğurgandı…”
Evet, yeterli oldu mu bilmiyorum. Kocaman bir yazı hiç bir şey yapmadan, hamakta ya da denizde gökyüzüne bakarak geçirdim. Suruç da olamamak arkasından gençlerin ölümü, ölümler ölümler. Nefes almanın bile güçleştiği güzel ülkemin birbirini anlamayan, dinlemeyen, okumayan insanları..
Ve artık hayatta olmayan bir insanla yazdıklarıyla bütünleşebilmek, yeniden umuda yelken açabilmek… Gecemi ve beni zenginleştirdin Süleyman Okay…
“Umut dişiydi ve doğurgandı.”
GÖKSU

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Kutsal Değil, Onurludur Bizim Öğretmenlerimiz – Zafer Köse

Her 24 Kasım’da “öğretmenlik” ve “kutsallık” lafları dolaşır ortalıkta. Öğretmenler günü ilk kez 24 Kasım 1981’de kutlandı. Bunu başlatanlar 12...

Kapat