İlk Görüşme, İlk Travma: Ogden’dan Aktarım ve Karşı-Aktarımın Anatomisi
Analitik Üçüncü’nün Doğuşu: Odaya Girdiğiniz An Başlayan Bilinçdışı Drama
Yazar: Jungish
(Analist, Nasıl Olup da Hastasının Korkularını Kendi Zihninde Yaşamaya Başlar?)
Aziz Okuyucularım, Ey Analizin Düğümünü İlk Anda Çözmek İsteyenler!
Şimdi size, çağdaş psikanalizin bağımsız ve usta ismi Thomas Ogden‘ın, o kritik “ilk analitik görüşme” üzerine söylediklerini aktaracağım. Ogden’a göre, bu ilk karşılaşma, sonrakilerden farklı değildir; aksine, bütün bir analizin tohumlarını içinde barındıran, tehlikeli ve yoğun bir alandır.
I. Analiz Her Zaman “Ortasından” Başlar
Ogden’ın temel tezi şudur: Analiz, ilk andan itibaren başlar. Analist, ilk görüşmede ne daha az ne de daha çok analisttir; hasta da ne daha az ne de daha çok hastadır.
- Tanıdık Olanı Bilinmez Kılmak: Analistin amacı, hastanın en bariz, en belirgin (self-evident) deneyimini alıp, onu sorgulanabilir hale getirmektir. “Her zaman böyleydi” dediği şeyin anlamı üzerine düşünmeye davet etmektir.
- Önceden Yazılmış Senaryolar: İlk görüşmeye hem analist hem de hasta, içsel dünyalarından getirdikleri bir dizi senaryo (kendi aktarım dramaları) ile girerler. Ancak verimli bir çalışma için, daha önce hiç hayal edilmemiş bir dramanın ortaklaşa yaratılması gerekir.
- Kaygı ve Uyarı: Hastanın ilk seanslarda söylediği (veya söylemediği) her şey, analiste “Bu lanetli ve tehlikeli ilişkiye ne hasta ne de analist girmemeli” uyarısı veren bilinçdışı bir mesajdır.
II. Aktarım ve Karşı-Aktarımın Matrisi
Ogden, aktarım ve karşı-aktarımı, bireylerin ayrı ayrı tepkileri olarak değil, ilişkinin matrisinde (zemininde) sürekli etkileşim halinde olan unsurlar olarak görür.
- Analitik Üçüncü’nün Doğuşu: Ogden, analizin merkezinde, analist ve hastanın bilinçdışı etkileşiminden doğan, ortaklaşa yaratılmış üçüncü bir özne (intersubjective analytic third) olduğunu savunur. Bu üçüncü, sübjektiflikleri kendi içinde eritir ve analizin konusu haline gelir.
- Karşı-Aktarımın Gücü: Analistin, hastanın öfkesine, korkusuna veya yıkıcılığına karşı duyduğu duygular (karşı-aktarım), analizin etkinliğini belirleyen en önemli değişkendir. Analist, hastanın olumsuz aktarımıyla (negatif transferans) ilişkilendirdiği öfke ve korkuyu ele al12maktan kaçınırsa, hastaya güven vermemiş olur.
- Duygusal Fırtına: Analitik görüşme, duygusal bir fırtınanın kaçınılmaz olduğu bir alandır. Analistin görevi, bu “duygusal fırtınadan” doğan kaygıları tanımak ve dile getirmektir.
III. Yorumlamanın İnceliği ve Kelimelerin Gücü
Ogden’a göre, ilk görüşmede her şeyi hemen bilmek ve yorumlamak tehlikelidir; ancak bu, analistin pasif kalması gerektiği anlamına gelmez.
- Erken Yorumdan Kaçınmak: Hastanın deneyimini anlamak, bazen yorum yapmamayı, çok erken çok fazla şey bilmemeyi gerektirir. Aksi takdirde, yorum, analistin kendi kaygısını yatıştırması için yapılan bir karşı-aktarım eylemi haline gelebilir.
- Kelimelerin Gücü (Simgeleşme): Analistin hastaya sunabileceği en bütünleştirici (integrative) ve destekleyici şey, sözel simgelerin (verbal symbols) gücüdür. Kelimeler, fiziksel nesneler veya güçler olarak deneyimlenen şeyleri alır; onları kişisel yaratımlar olarak hissedilen düşünce ve duygu sistemine dönüştürür. Simgeler, bizi özne olarak yaratır.