Kadın Öykülerinde Avrupa – Hazırlayan: Gültekin Emre

Kadın öykücüler rotalarını bu kez Avrupa?ya çevirdi. Başka coğrafyaların ışıkları öykülerine yansıyor. Trenler, uçaklar yolculuklar; kaçak işçilik, tedirginlik, göç, aşk, belirsizlik? Kadınların kaleminden bu kez başka bir ülkede, başka bir dilde ?öteki? olmanın halleri dökülüyor?
?Kadın Öykülerinde?? dizisinin beşinci kitabı olan Kadın Öykülerinde Avrupa?da bir araya gelen yirmi dört kadın yazarımız öyküleri aracılığıyla, Avrupa?ya yolu düşen kadın yazarlarımız düşlerini, özlemlerini, duygularını, duyarlılıklarını, bakış açılarını, bu coğrafyayı öykülerine taşıdılar.
Kadın Öykülerinde Avrupa?da, dizinin çok sevilen diğer kitapları gibi, kadınların bakışıyla zenginleşen farklı hayatların renkli izleri yer alıyor. Avrupa?ya değişen bakışımızı buluşturan öyküler bunlar?
Kitapta öyküsü bulunan yazarlar; Leylâ Erbil, Gülten Dayıoğlu, Tomris Uyar, Aysel Özakın, Tezer Özlü, Erendiz Atasü, Zeynep Avcı, Semra Aktunç, Feyza Hepçilingirler, Işıl Özgentürk, Feride Çiçekoğlu, Ayşe Kilimci, Nurhayat BEzgin, Buket Uzuner, Zerrin Koç, Yasemin Yazıcı, Selma Sancı, Handan Öztürk, Mine Söğüt, Suzan Samancı, Müge İplikçi, Hatice Meryem, Menekşe Toprak, Karin Karakaşlı.
(Tanıtım Yazısı)

Kadın gözüyle Avrupa neresidir? – Sennur Sezer
(18/06/2010 tarihli Radikal Kitap Eki)

Avrupa neresidir? Ya da ne demektir? Uygarlık mı… Yabancılık mı? Her şeyin bir saat tıkırtısıyla yaşanışı mı? O zaman benim için Avrupa, Balkanlar değil… Akdeniz ülkeleri de. Orayı hiç yadırgamazsınız ki… ülkende gibisindir.
Belki daha Kuzey?dedir Avrupa. Mesela Almanya?da. Düzenlilik. Mantık. Ve iliklerine işleyen soğuk. Ama ben Almanya denildiğinde yaşlı ve güzel bir kadın anımsıyorum hep. Güneşli bir günde ormanın kıyısında bir kutudan çıkarttığı mektupları okuyor. Sorulduğunda hemen anlatıyor cephede kalan nişanlıyı. Bombalanan şehirde yanında taşıdığı tek servet oluşunu bu mektupların. Ve şimdi elli yıllık evliliğine karşın yine bu yitik delikanlının satırlarına sığınmış. Doğru dürüst yazmayı beceremediğim bir anı bu. Hep benzer bir olayı yaşamış Türkiyeli tanıdığım bir kadın geliyor gözümün önüne. Onun da kocası kalmış cephede aynı savaşta . Onun doğudan kocasından mektup alması geleneklere aykırıymış. Kayınvalidesine yazılmış mektuplardaki bir cümlecik sevgi selamını kendi gözüyle okuyabilmek için okuma yazma öğrenmiş. Ve mektupları yalnızca belleğinde taşıyabilmiş yeniden evlendiğinde.
Belki de benim için Avrupa bu, ölmüş nişanlının mektuplarını evlendiğinde de saklamanın yasak olmadığı yer.
Gerçekten neresidir Avrupa. Sınırlarımızdan çıktığımızda hangi ülkeye ayak bastığımızda Avrupa?da sayılırız? Yoksa Avrupa bir düş mü? Belki ülke sınırları çizilse daha rahat olurdu. Mesela Almanya bizim için hep Avrupa demek oldu gibi geliyor bana. Belki de gerçek gurbet duygusunu veren ilk dışgöç ülkesi olduğundan. Kadın Öykülerinde Avrupa adlı seçkinin ?Sunuş?unda Gültekin Emre ?Avrupa?nın taşının toprağının altın olduğu yıllarda? derken yine Almanya?yı kastediyor. Çünkü ilk andığı yazar Gülten Dayıoğlu. Almanya?da yaşayanların geri döndüklerinde başlarına gelenleri anlatıyor Dayıoğlu, ?Gözaltında Yaşamak? adlı öyküsünde. Utanç duygularını ruhsal dengelerini bozacak kadar zedelediğimiz kızlarımızı. Öyküdeki kız Almanya doğumlu. Ama Anadolu?da doğsa sonuç değişir miydi? Belki bir intihar…

?Tanrı günah yazmaz?
Kızlık muayenesinin bir kız çocuğunun kendi iradesi ve isteği dışında yaşamasının sözlerine inanılması için koşul sayıldığı yer mi Türkiye? Evlenmeden ilişki kurması düşünülmeyecek bir iklimin kadınlarının Avrupa?nın görünürde özgür havasına uyum göstermiş kocalarıyla yaşadıklarıdır belki trajik olan. Leyla Erbil?in ?Tanrı?sı da bir ruhsal zedelenmeyi anlatır. Kocası Almanya?da yeniden evlenmiş, bu terke dilmişlik duygusundan Tanrı?ya sığınarak kurtulmayı deneyen Zarife?yi ?Tanrı günah yazmaz, ben bunların dilini de biraz öğrenerek konuşmamı ve anlaşmamı sağladım. Taburcu edilir edilmez Selingertorplaz?a atlar, oradan Karlplaz ve Suddeutsche Zeitung?un berisinden kıvrılınca tren istasyonu, güzel yerler, güzel! güzel! ama ruhsuz!. Tanrısız buraları ablacığım, Dinimizi bilmeyenlerin yaşadığı yerler.? Zarife?nin Tanrı?sı acaba oradaki Türk görevliler midir: ?Konsolosumuz ki çok büyük bir zat olup amenna ve saddakna odasına çekilir, kullarına görünmez ama onlar için çeşitli yalnız kalma odasında- işkenceler düşünür ve konuşma yoksunu olarak bizlerin krallığına çalışır- biz neyiz ki yoksul işçi parçaları.?
?O? bile sorar bazen bu terk edilmiş kadını.
Tomris Uyar?ın ?Küçük Akşam Müziği?nde Alman şehirlerinde sık rastlanan bir manzara çiziliyor, ?seksen yaşına varmış olsalar da bakımlı? kadınların bir arada ?bir törene katılır gibi, suskun, gururla? oturduğu ?kahve, vanilya, çukulata, elma kabuğu, tarçın? ya da ?eski aşk? kokulu bir pastane. Pırlanta yüzüklerini ?savaşta yitirdikleri sevdiklerinin yokluğuna dayanabildikleri, onca acıya karşın ayakta kalabildikleri için verilmiş bir ödül? bir madalya gibi taşıyan savaş dulları. (Bu dullardan birinin öyküsü de yazılmadan duruyor. Gelin gittiği evin kapısını elli yıl sonra çalan Alzheimer denilen hafıza uyuması hastasının öyküsü. Elli yıl sonra bir evin ve sokağın bulunabilmesidir belki de Avrupa.)
Yoksa Avrupa, kocalarının ölümünü sessiz karşılayan ve önemli bir gelirleri olan yaşlı savaş dullarının her hafta toplandıkları lüks pastanelerle kocalarının terk ettiği Türkiyeli kadınların iğnelerle yatıştırıldığı ruh ve sinir hastaneleri midir?
Türkiyeliler için Avrupa bir baskılardan kaçma yeridir. Yüz yıllık geçmişi var en az bu geleneğin. Kadın yazarların anlattıklarında elbet bu tür Avrupa gezileri ve sürgünlüklerden kurtulamama da yer alır. Herkes gittiği ülkeye doğduğu yerlerden bir şeyler taşır çünkü. Bu taşınan kimi zaman bir sevilme isteğidir kimi zaman bir kilise kurnasında canlanan gurbet duygusu. Selma Sancı sürgünün bir ana için anlamını çiziyor. Mine Söğüt sürgünde ölümü. Kadınlar aşkı anlatmakta ustadır. Tomris Uyar, Feride Çiçekoğlu, Erendiz Atasü, Müge İplikçi, Karin Karakaşlı bu duygunun değişik yansımalarını kuruyorlar öykülerinde. Erendiz Atasü, kahramanlarının hepsi de Avrupalı bir aşkı anlatıyor. Mutsuz bir aşkı, alaysı bir buruklukla. Aslında düşünüldüğünde seçkidekilerin aşk öykülerinin hepsi de buruk ve alaycı öyküler. ?Mutlu aşk yoktur? mu? Belki.

Avrupa, kadın için çözüm mü?
Seçkilerdeki öykülerin hemen hepsinde Almanya yer alıyor. Bir Fransa, iki İngiltere, bir İsviçre, bir Hollanda, bir Baltık ve bir İsveç… Ama hepsinde Türkiye?den hareler var, bir ebru gibi.
Öykücüler kimi zaman yabancılaşmayı vurgulamak için kahramanlarını erkeklerden seçmiş. Yine da Ayşe Kilimci?nin ?Treni Beklerken?i doğallığı içinde trajikomik bir yabancılaşma çiziyor diyaloglarıyla. Menekşe Toprak ise ?Fotoğraftaki Yüz?de kadınımızın kocasıyla yaşamak zorunda olduğu cinselliğin anormalliğini paylaşamamayı ustalıkla ve keskin çizgilerle çiziyor. Avrupa?da olmak bir kadının yurdunda da yaşadığı bu tür sorunlarına çözüm getirebilir mi? Yanıtı siz vereceksiniz.
Yirmi dört kadın öykücü yer alıyor Kadın Öykülerinde Avrupa? da: Leyla Erbil, Gülten Dayıoğlu, Tomris Uyar, Aysel Özakın, Tezer Özlü, Erendiz Atasü, Feride Çiçekoğlu, Buket Uzuner, Yasemin Yazıcı, Suzan Samancı ve Hatice Meryem?in öyküleri kitaplarından seçmiş Gültekin Emre. Zeynep Avcı, Semra Aktunç, Işıl Özgentürk, Feyza Hepçilingirler, Nurhayat Bezgin, Ayşe Kilimci, Zerrin Koç, Selma Sancı, Handan Öztürk, Müge İplikçi, Mine Söğüt, Menekşe Toprak ve Karin Karakaşlı bu seçki için yazmışlar öykülerini. Kadın Öykülerinde Avrupa Sel Yayıncılık?ın daha önce bastığı Kadın Öykülerinde İstanbul, Kadın Öykülerinde Ankara, Kadın Öykülerinde İzmir, Kadın Öykülerinde Karadeniz başlıklı seçkilerin devamı. Bu çalışmalar kuşkusuz hem edebiyat tarihçilerine hem de toplumbilimcilere önemli ipuçları aktaracak kadın bakış açısı ve anlatımı açısından.

Kadınlardan Avrupa öyküleri – Münevver Soylu
(17 Haziran 2010 tarihli Cumhuriyet/ Kitap)

Bir kenti yalnızca yazılı metinler ve görsel belgeler anlatmaz. Edebiyatın etkisi kimi zaman bir fotoğraftan çok daha çarpıcıdır. Sessiz sakin caddelerin, yüzyıllar öncesine ait yapıların veya bir havalimanının anlatacağı daha çok şey vardır belki…

Gültekin Emre’nin hazırladığı ve uzun bir yolculuğun ardından ortaya çıktığı hemen belli olan Kadın Öykülerinde Avrupa’da, on öykü daha önce yayımlanmışlar arasından seçilmiş. 1960’lı ve 1970’li yıllarda başlayan göç olgusuyla Avrupa denildiğinde aklımıza gelen klasik dönemden, on dört yazar ise günümüzde, değişen ve gelişen bakışımızı yansıtan ve geniş bir coğrafyanın zenginliğini içeren yeni öyküleriyle katılmış. Aslında kitap hem Batı hem de Doğu; hem Anadolu hem de Avrupa.

Kronolojik olarak eskiden yeniye sıralanmış olan öykülerden bazılarının konularına göz atacak olursak: Leyla Erbil’in, ‘Tanrı’ adlı öyküsü, Avrupa’nın taşının toprağının altın olduğu düşünülen yıllardan geride kalanların trajedisini ele almış. Gülten Dayıoğlu, ‘Geriye Dönenler’de dönenlerin sorunlarını öne çıkarmış. Yeni ülkeler, yeni mekânlar, yeni aşkları da doğurdu. ‘Alte Liebe: Küçük Akşam Müziği’nde düşlere dalıp gidiyor Tomris Uyar karşısındakilere bakarken.

Tezer Özlü, belirgin çelişkileriyle Nis’teki ‘Diskotek Brazil’in atmosferine davet ediyor bizi. Aysel Özakın, ‘Berlin’de mi Yaşlanacağım?’da Büyükada’dan ve Berlin’den görüntülerle alışamamayı paylaşıyor bizlerle. Feride Çiçekoğlu Londra metrosunda günlük yaşamın anlarına yansıyan bir duygu akışı sergiliyor, öyküsünün adı ‘Lap-top.’ Buket Uzuner, Frau Adler ve Berlin Treni’nde karşısına oturan yolcunun öyküsünün içinde buluyor kendisini. Yaşlı Alman kadının ölen kocasının bıraktığı boşluğu doldurmasının coşkusuna tanık oluyoruz. Kitaba daha önce yayınlanmış öyküleriyle katılan diğer yazarlar ve öykülerinin adları ise: Suzan Samancı ‘Kırılgan Kent’, Erendiz Atasü ‘Suyun Karanlık Çekimi’ ve Yasemin Yazıcı ‘Dev’in Kalbinde Sanrılar.’

Zeynep Avcı ‘Kısa Öyküler- Gurbetin Çırakları’, Semra Aktunç ‘Bir Exeter Penceresinde Akşam’, Feyza Hepçilingirler ‘Stephan’ın Dükkânı’, Işıl Özgentürk ‘Hadi Cesaret Bu Hikâyeyi de Anlat!’, Ayşe Kilimci ‘Treni Beklerken’, Nurhayat Bezgin ‘Güzelim Memleketlim’, Zerrin Koç, ‘Peynir Varsa Yeterli’, Handan Öztürk ‘Kar ve Çöl Savrulmaları’, Selma Sancı ‘Bitmeyen’, Mine Söğüt ‘Vicdansız Bir Memlekette Öldüm Ben’, Müge İplikçi ‘Yolculuk’, Hatice Meryem ‘Londra’da Beş Parasız Beş Gün’, Menekşe Toprak ‘Fotoğraftaki Yüz’ ve Karin Karakaşlı ‘Şehir Matruşkaları’ başlıklı öykülerini bu seçki için yazmış.

Rotalarını bu kez Avrupa’ya çeviren kadın yazarlar, yabancı bir ülkede karşılaşılan sıkıntılardan kaçak işçiliğe, şaşkınlıklardan her yeri saran ekonomik krize, İstanbul’da kalmak isteyen yabancıdan yıllar sonra karşılaşan sevgiliye, bitmeyen özlemlerden geriye uzanmalara, değişmediğini düşünüp değişenlerden mutsuz evliliklere, gurbet duygusundan ayakta kalma çabasına yeni gözlemler etrafında biçimlenen birer yerli öykü oluşturmuş.

Herbiri, öyküsüne kentlerin sosyal ve coğrafi rengini de katmış. Başta Berlin olmak üzere, Londra, Paris, Cenevre, Hollanda ve Viyana’da kültürler ve tarihler arasında geziniyoruz. Trenler, uçaklarla yolculuklara çıkıyoruz. Her birinde farklı bir kentin atmosferi ve yaşam biçimi etrafında kurgulanan öyküler doyumsuz bir okuma lezzeti sunuyor.

Kimi zaman ıssız kıyıların kül rengi örtüsünü kimi zaman metropollerin cangılını ele alan öyküler, kişiler, temalar ve onlara yaklaşma biçimiyle de kendine özgü. Kitabın en çekici özelliği, kadınların öykülerini duyarlılıklarından ve gündelik yaşamın ayrıntılarından süzülen, bir kültürün insanlarıyla duygularını harmanlayarak dillendirmesi.

Kitapta, düşle gerçek, hayıflanmalar ve ikilemler, savrulmalar ve pişmanlıklar, tedirginlik, aşk, belirsizlik ve hesaplaşmalarla öyküden öyküye farklı kültürler ve yaşamlarla yüzleşirken bildiğimiz ve bilmediğimiz Avrupa’yla karşılaşıyoruz.

Nehirleriyle, parklarıyla, sokaklarıyla, garları, havaalanlarıyla, mekân ve kişilere ait görüntülerle dokunaklı, hüznümüzü tetikleyen, kalabalıklar içinde nasıl ağır bir yalnızlığın omzumuza çökebileceğini bize hatırlatan, samimi diliyle kendini okutan öyküler hepsi.

Kadın Öykülerinde Avrupa, bu seçki için bir araya gelen yirmi dört yazarın üslubuyla tanışmak ya da yeniden buluşmak için bir fırsat.

Kitabın Künyesi
Kadın Öykülerinde Avrupa
Hazırlayan: Gültekin Emre
Sel Yayıncılık
2010
190 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Mitolojik ve fantastik öğelerle bezenen öykülere farklı bir örnek: “sur ve gölge” – Müslüm Kabadayı

Okumalarımızda önceliklerimizin belirlenmesinde, bazen bir tartışma konusu, bazen de dostlarımızın ?ayıktırmaları? etkili olmaktadır. Daha önce hiçbir yapıtını okumadığım Mehmet Zaman...

Kapat