Kadın ve korku – Hazel Melek Akdik

Suat Derviş?in ilk romanlarının dikkat çeken ortak noktası gotik edebiyata özgü bir tarzda yazılmaları. Kurgunun farklı türlerde korku ve gerilim öğeleri üzerine inşa edildiği bu romanlar, Türk edebiyatının ilk gotik eserleri olarak kabul edilebilir.

Türk edebiyatı alanındaki çalışmalarda Suat Derviş?in eserlerine karşı uzun süre bir kayıtsızlık hâkimdi. Sinema ve tiyatro uyarlamalarıyla dönem dönem popüler olan Fosforlu Cevriye?nin yazarı olarak hafızalarda yer etmesine rağmen, farklı tarzda otuzu aşkın romanın yaratıcısı olduğu geçiştirilen bir meseleydi. Aynı kayıtsızlıktan olsa gerek günümüz okurunun da yıllardır yeni baskıları yapılmayan veya Latin alfabesine aktarılmadığı için varlığı unutulan Suat Derviş romanlarıyla buluşması neredeyse imkânsızdı.

Yine de son zamanlarda yeni yaklaşımların görünürlük kazanması ve geçmiş dönemlerden kadın yazarların daha sık edebiyat gündemine taşınması Suat Derviş?in eserlerinin günyüzüne çıkmasında etkili oldu. Bu anlamda İthaki Yayınları?nın soruna el atıp eserlerini yeniden yayımlamaya başlaması Suat Derviş?in edebî portresinin netleşmesi adına çok önemli bir adım.

İşte bunlardan biri olan Kara Kitap, Suat Derviş?in ilk yazı tecrübelerinden seçilmiş dört romanın bir ciltte toplanmasıyla oluşturulmuş ve aynı zamanda yazarın henüz 16 yaşındayken yazdığı ilk romanın adı. Ciltte yer alan diğer romanlar ise Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923), Buhran Gecesi (1923) ve Fatma?nın Günahı (1924). Serdar Soydan?ın titiz çalışmalarının sonucunda, kapsamlı bir sunuş yazısıyla birlikte yayına hazırladığı bu dört roman, Suat Derviş?in yazarlığının ilk evresine ve karanlıkta kalmış bir yönüne ışık tutuyor. Derviş?in ilk romanlarının dikkat çeken ortak noktası gotik edebiyata özgü bir tarzda kaleme alınmış olmaları. Kurgunun farklı türlerde korku ve gerilim öğeleri üzerine inşa edildiği bu romanlar, Türk edebiyatının ilk gotik eserleri olarak kabul edilebilir.

Yazarın, gotik romanları bugünlerde keşfedilmiş olsa da yayımlandığı dönemde edebiyat çevrelerince dikkat çekmiş ve konuşulmuştu. Sözgelimi 1923 tarihli Ne Bir Ses Ne Bir Nefes?e bir önsöz yazarak Suat Derviş?i edebiyat dünyasına takdim eden Ahmet Hâşim, romanın Türk edebiyatının ilk korku romanı olduğuna vurgu yapmıştı. Haşim?e göre ?talih ve kaderin müthiş sırlarını, hayatın deruni cephesini gösteren, sinirlerin gizli yollarından ruhun karanlık âlemine götüren? bu roman, dünyaca tanınan ve rağbet gören bir tür olan korku edebiyatının başarılı bir örneğiydi. Derviş, bir yıl sonra yazdığı Fatma?nın Günahı adlı romanında da aynı tarzı sürdürmüştü. Roman üzerine yazdığı değerlendirmede Refik Ahmet Sevengil, korku türünün edebiyatımızda hep eksik kaldığına işaret ederken, ?ruhunda bir ürperiş ve gözlerinde titreyen bir karartı ile gelen? genç yazarın eserlerinde edebiyatımız için yeni olanın da bu ?korku? olduğunu belirtmişti.

Korku: tanımlamak ve yazmak
Yaygın tanımıyla gotik edebiyat, 18. yüzyıl Avrupası?nda gelişen bir tür olarak ortaçağı hatırlatacak şekilde doğaüstü güçlerin, esrarengiz şatoların, canavarların ve hayaletlerin anlatılarını kapsar. Gotik türün ortaya çıkışında devrin pozitivist aydınlanmacı anlayışını yadsıyan inkârcı bir tutum belirleyicidir. Aklın egemenliğine karşı metafiziğin ve bâtıl inançların yüceltildiği ortaçağa dönüş arzusu söz konusudur. Bütün bu yönleriyle düşünüldüğünde Suat Derviş?in gotik roman yazma serüveni, yazarın yetiştiği dönemin karakteristiğiyle de örtüşebilir. Nitekim türün, Batı?da modernleşme ile ortaya çıkmasına paralel olarak Suat Derviş de benzer sürecin yaşandığı bir geçiş döneminde doğup büyümüş ve ilk eserlerini yazmıştı. Osmanlı?nın yerini Cumhuriyet?e bırakmasıyla yaşanan geleneksel ile modern arasındaki sancılı ve çatışmalı sürece tanıklık etmişti. Öyleyse dönemin genel manzarası ekseninde Batı?dakine benzer bir kültürel dönüşümün gotik edebiyata ve dolayısıyla Suat Derviş?in romanlarına zemin hazırladığı düşünülebilir.

Gotik edebiyatta öne çıkan temalar malum: Ölüm, cinayet, şeytani güçler, hortlaklar, karabasanlar, paranoya, şiddet ve doğaüstü olaylar. Kara Kitap özelinde düşünülecek olursa, Suat Derviş?in gotik temaları yorumlama biçimi ayrıca romancılığı adına önemli bir gelişimin de göstergesi. Onun bu tarzdaki romanlarını özgün kılan, okuru metne kilitleyen bir gerilim unsuru olarak derin iç gözlem yeteneği ve psikoloji mefhumu.

?Kara Kitap?taki romanların dikkat çeken bir diğer ortak yönü yazarın gotik mekânlar aracılığıyla yarattığı korku atmosferi. Yazar, dört romanında da gotiğin mimari temsilcisi olan şatoya benzer şekilde köşkleri konumlandırıyor. Şehirden uzak kırsal bir bölgedeki köşklerde, Batılı bir yaşayış tarzını benimsemekle birlikte modern toplumdan soyutlanmış olarak münzevi bir yaşam süren roman kişileri, burada bazen tehlikeli doğaüstü güçlerle bazen de iç huzursuzluklarıyla baş başa kalıyor. Kapalı, ışıksız ve kasvetli köşkler, içlerinde yaşayan bireylerin tedirgin ve bunalımlı ruh hallerini yansıtıyor. Anlatının odağında ise daima bir kadın karakter bulunuyor. Romanlarına daha yakından bakıldığında, yazarın kadın ve korku izleklerine özel bir ilgisi olduğu gibi genel bir çıkarım yapmak mümkün. Belki de Suat Derviş?in yazma deneyiminin başında korkuyu seçmesi, kadını anlatma arzusuyla ilgilidir.

Dört roman dört kadın
Korkunun bir türevi olan endişe ile içinde daima endişe barındıran yazının birbirine eşlik ettiği durgun fakat tehlikelerle dolu bir ilk romandır Kara Kitap (1920). Romanın ana karakteri Şadan, kendisine ümitsizce âşık olan dayısının oğlu Hasan?ın hipnotik etki alanından bir türlü kurtulamayan hasta bir genç kızdır. Hasan, yazdığı esrik şiirlerle ruhundaki karanlığı Şadan?a bulaştırmaya çabalar. ?Yalnız bir kere bakıldıktan sonra göz çevrilecek bir çirkinlik, kırmızı saçları, yeşil kirpiksiz gözleri, kısacık boyu ile bir cüce, bir kanbur? olarak romantize edilen bir çirkinlikle betimlenen Hasan, dış görünümüyle Şadan?ın kalbinde dehşet ve acıma duygusu uyandıran kötürüm bir canavar gibidir. Ondan kaçmaya çalıştıkça başarısız olur. Ölüm korkusu giderek saplantıya dönüşürken hastalığı ilerler, bilinci bulanıklaşır. Hasan?ın ?soğuk dudakları?ndan son nefesinde bile kurtulamaz.

1923?te yayımlanan Ne Bir Ses Ne Bir Nefes?te yazar, rüyaların gizemini psikanalitik bir yorumla kurguya taşır. Romanda, aynı kadına âşık olan baba-oğulun arasındaki gerilim cinayetle sonuçlanır. Zeliha, melankolik ruh hâli ve ürkütücü güzelliğiyle gotik bir karakter olarak romanın merkezindedir. Romanın içeriğiyle ilgili olarak dikkat çeken bir diğer mesele de Zeliha?nın kocası Osman?ın sahip olduğu bir takım mistik güçlerdir. Rüyalarında geçmiş yaşantısından kesitler gören Osman, ölüm korkusuyla oğlunu tehdit olarak algılamaya başlar. Her ikisi de Zeliha?ya âşık olan Osman ile oğlu Kemal arasındaki söze ve eyleme dökülmeden yaşanan psikolojik çatışma aslında büyük bir felaketin hazırlayıcısıdır.

Suat Derviş?in bu kitaptaki romanları arasında en çok öne çıkan, fantastik öğelerle gotik izleklerin bir araya geldiği 1923 tarihli Buhran Gecesi olsa gerektir. Romanın ana karakteri ve anlatıcısı hayalet kadın Zehra?dır. Yazar, Zehra?nın bir hayalet olarak kendi ağzından anlattığı hikâyesiyle okuru baş başa bırakır. Zehra, yeni evlendiği kocasıyla yerleştikleri kırsal bölgedeki köşkte huzurlu ve sakin bir hayat sürerken bir gün karşısına ?siyah elbiseleri içinde çok ince, çok uzun, çok solgun bir adam? çıkar. Bu adam aslında şeytandır ve tek amacı âşıkların saadetini bozmaktır. Şeytan, yalnız bir ânında Zehra?yı kaçırarak mağarasına götürür. Burada cehennem tasvirlerine benzer korkunç sahnelere tanık olan Zehra, güzelliğini alarak onu çirkin bir kadına dönüştüreceğini söyleyen şeytanın yaptığı bir büyüyle, kocasının suretindeki bir adamı başka bir kadınla beraber görür. Giderek şeytanın etkisi altına girer ve intikam duygusu onu kaçınılmaz sona sürükler.

Fatma?nın Günahı romanında da diğer üç romanda olduğu gibi, yine anlatının odağında ümitsiz ve münzevi bir kadın vardır. Sevdiği erkekle mutlu bir evlilik yapan Fatma, kocasının geçmişte yaşadığı aşkı unutamadığını itiraf etmesiyle derin bir hayal kırıklığı yaşar. Kocası yine de onu sevdiğini ve bu evliliği sürdürme arzusunda olduğunu söylese de Fatma, itirafın yıkıcı gücüyle baş edemez. Köşkü terk eder, bir müddet ?hayalet? gibi dolanır, yakınlık kurduğu erkekler olsa da hiçbirinin aşkına karşılık veremez, aşka inancını yitirmiştir. Kız kardeşinin de kendisiyle aynı kaderi paylaşması onda ikinci bir yıkıma sebep olur, kardeşinin yaşadığı acıdan kendini sorumlu tutan Fatma giderek gerçek ile hayal arasında yaşayan, deliliğin sınırlarında gezinen trajik bir korku figürüne dönüşür.

Suat Derviş, dört romanında da temelde kadınların hikâyelerine odaklanıyor fakat bu kadınlar dış dünyaya kapalı ve erkeğe bağımlı olmak gibi ortak bir yazgıyı paylaşıyor. Onun gotik kadınları, geleneksel cinsiyet rollerinin gerektirdiği ölçüde ?saf?, ?temiz?, ?masum? olmalarına karşın erkek için tehlike arz eden tekinsiz bir güzelliğe sahiptirler. Değişken ruh durumları ve ölümcül güzellikleri onları melek ile şeytan arasında belirsiz bir alana konumlandırır. Gotik anlatı geleneğinin kadına atfettiği edilgen rol, burada da kendini tekrar eder. Şefkatli kollarına sığındıkları erkeklerin sunduğu hayat felaketleri olur.

Dört romanda da cinsiyet rolleriyle ilgili olarak dikkat çeken bir başka özellik, belli motiflerin süreklilik göstermesidir. Kadının masumiyeti karşısında kötülüğün ve bozguncu gücün nihai temsilcisi -insandışı bir varlık olsa dahi- eril kimlikle temsil edilir. Erkek ya sonradan canavarlaşır ya da doğrudan bir canavar, şeytan ya da tekinsiz varlık olarak anlatıya dâhil olur. Kadının kötücülleşmesi veya canavarlaşması ancak yine maskülen bir gücün etkisiyle gerçekleşir. Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, bu romanlarda kadını yoldan çıkaran ya da canavarlaştıran, bazen erkeğin ihaneti olabildiği gibi bazen de şeytanın büyüsüdür. Kötülükle erkeklik arasındaki bu paralellik, Suat Derviş?in gotik anlatılarındaki münzevi kadınların aslında patriyarkanın kuşatması altında olduğunu düşündürür.

HAZEL MELEK AKDİK
(11.05.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)

KARA KİTAP,
Suat Derviş,
İthaki Yayınları
2014, 296 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Kâhin – Hüseyin Bul

Murathan Mungan çok çalışkan bir yazar/ şair/ oyun yazarı. Mungan?ın daha pek çok maharetinin olduğunu hepimiz biliyoruz. Mungan isminin yanına...

Kapat