Kirillov’un ölüm fikrine “sakin ve teknik” bir yaklaşım göstermesi, depresif değil de başka bir psikopatolojik profile mi işaret eder?
Kirillov’un ölüm karşısındaki tutumu, klinik depresyonun (melankoli, enerji kaybı, anhedoni/haz yitimi) neredeyse tam zıttıdır. O, intiharı duygusal bir çöküş değil, entelektüel bir proje ve teknik bir zorunluluk olarak ele alır.
Kirillov’un bu “sakin ve mühendisvari” tavrı, modern psikiyatri ve Dostoyevski’nin “ruhsal realizm” anlayışı üzerinden şu psikopatolojik profillerle açıklanabilir:
- “Monomani” ve İdeolojik Saplantı (Obsesyon)
- Yüzyıl psikiyatrisinde “monomani” (tek bir fikre delicesine saplanma) olarak adlandırılan durum, Kirillov’u en iyi tanımlayan profildir. Kirillov hasta değil, “ecinli”dir (possessed).
- Profil: Kişi hayatın diğer alanlarında son derece rasyonel ve işlevseldir (Kirillov jimnastik yapar, sağlıklıdır, bebekle oynar), ancak tek bir “sabit fikir” zihnini ele geçirmiştir.
- Teknik Yaklaşım: Kirillov bir inşaat mühendisidir. Tanrı’nın varlığı/yokluğu meselesini bir mühendislik problemi gibi çözer. Duygusal değil, mantıksal bir intihar söz konusudur.
- Metinsel Kanıt: Romanda anlatıcıya şöyle der: “Benim intihar etmem gerek, çünkü en önemli nokta bu… Tanrı yoksa ben Tanrıyım.” Burada hüzün yoktur, bir matematik probleminin sonucuna (Q.E.D.) ulaşmanın soğuk kesinliği vardır.
- Şizoid Kişilik ve Duygulanım Küntlüğü (Affective Flattening)
Kirillov, kendi ölümü hakkında konuşurken sanki başka bir nesneden bahsediyormuş gibi mesafelidir.
- Profil: Şizoid yapılar, yoğun iç dünyalarına rağmen dışarıya karşı duygusal olarak donuk veya “mekanik” görünebilirler. Ölüm gibi korkunç bir olayı, bir makinenin fişini çekmek gibi teknik bir detay olarak algılayabilirler.
- Metinsel Kanıt: Kirillov’un intihar edeceği gece odasında tavuk yemesi ve Pyotr Verkhovensky ile intihar mektubunun “formatı” üzerine sakin sakin pazarlık yapması.
“İstersen mektuba her şeyi yazdırabilirsin… Hatta de ki, Baron Münchhausen için kendimi öldürüyorum. Ne fark eder?”
Bu kayıtsızlık, yaşamla kurduğu bağın duygusal değil, tamamen serebral (beyinsel) olduğunu gösterir.
- “Aura” ve Epileptik Ekstaz (Mistik Megalomani)
Dostoyevski, sara hastasıydı ve bu hastalığın getirdiği “aura” anlarını (nöbet öncesi aşırı berraklık ve mutluluk) karakterlerine sıkça yansıtır (Prens Mişkin gibi). Kirillov’da da bu nörolojik durumun izleri vardır.
- Profil: Epileptik kişilik özelliklerinde (Gastaut-Geschwind sendromu), aşırı felsefi düşünme, hipergrafi (aşırı yazma isteği) ve tanrısal birleşme hissi görülür. Kirillov’un “zamanın durduğu” anlardan bahsetmesi depresyon değil, nörolojik bir vecd (ekstaz) halidir.
- Metinsel Kanıt: Kirillov, Şatov’a o meşhur “saniyelerden” bahseder:
“Öyle saniyeler oluyor ki, birdenbire ebedi uyumun (harmoni) varlığını bütün gücünle hissediyorsun… Bu neşeden öte bir şey.”
Bu durum, onun ölüm korkusunu yenmesini sağlayan biyolojik/mistik bir temeldir. O, bu uyumu kalıcı kılmak için (zamanı durdurmak için) kendini feda eden bir “kutsal deli” gibidir.
- Entelektüelleştirme (Savunma Mekanizması)
Psikanalitik açıdan bakıldığında, Kirillov’un teknik sakinliği, devasa bir anksiyeteye karşı geliştirilmiş savunma mekanizmasıdır.
- Profil: Kişi, hissetmekten kaçınmak için düşünmeye sığınır. Kirillov, ölümün dehşetini (biyolojik yok oluşu) hissetmemek için olayı tamamen felsefi bir denkleme indirger.
- Metinsel Kanıt: İntihar anı yaklaştığında (Pyotr Verkhovensky odaya girdiğinde), Kirillov’un o “sakin” maskesi düşer. Odanın köşesine sinip titremesi, garip sesler çıkarması ve Verkhovensky’nin elini ısırması, bastırılmış olan “hayvanın” (yaşama içgüdüsünün) patlamasıdır.
- Analiz: Teknik sakinlik bir maskedir; altındaki gerçeklik ise saf, kontrolsüz dehşettir.
Depresif Değil, Fanatik
Kirillov için “Mantıksal Mazoşist” veya “Metafizik Fanatik” tanımı daha doğrudur.
Depresif insan yaşamdan bıktığı için ölür. Kirillov ise yaşamı dönüştürmek (İnsan-Tanrı çağını başlatmak) için ölür. Hatta romanda bir yaprağın yeşilliğine bakıp hayatı ne kadar sevdiğini anlatır. Onun trajedisi psikolojik bir çöküntü değil, aklın, yaşamın önüne geçmesidir.
Dostoyevski’nin buradaki uyarısı şudur: Salt akıl ve materyalist mantık (mühendislik zihniyeti), maneviyattan koparıldığında insanı deliliğin en soğuk ve en teknik biçimine sürükler.


