Koçyiğit Köroğlu, Ahmet Kutsi Tecer, ezilen halkın bir derebeyine, yani feodal düzene karşı koyuşu.

Ahmet Kutsi Tecer’in “Koçyiğit Köroğlu” adlı eseri, 1 Ekim 1941 -1 Mart 1942 tarihleri arasında Ülkü Mecmuasında tefrika edilmiş ve ilk defa 1949 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir.
Konusunu Köroğlu hikâyesinden aldığı Koçyiğit Köroğlu adlı eserinde Tecer, bu halk kahramanının etrafında oluşan motifleri bir mekâna bağlı kalmaksızın, üslubundaki zindelik, anlatımındaki ustalık ile esere destansı bir hava katar. Eserin iki asli kahramanından biri olan Köroğlu, halkın çıkarlarını savunan biridir. Bolubeyi ise, halkına zulüm eden, kendi çıkarları için düşmanla işbirliği yapmaktan bile çekinmeyen biridir.
Köroğlu- Bolubeyi çatışması, ezilen halkın bir derebeyine, yani feodal düzene karşı koyuşudur. Oyunda halk dilinden seçilmiş pek çok sözcük, pek çok deyim vardır. Anlatım dili, Dede Korkut hikâyelerini çağrıştırır. Buna uygun olarak, yazarın şair oluşu, oyunu yer yer şiirli ya da nesir-şiirli bölümlerle süslemesini sağlamıştır.
Altı tablodan meydana gelen eserde, zaman belli belirsizdir.
Eserdeki Köroğlu, Bolubeyi, Demircioğlu, Ayvaz gibi isimler, Köroğlu hikâyesinin gerçek kahramanlarıdır. Zulüm altında inleyen halk Köroğlu?ndan yardım isterler. Bolu Beyi sadece zulümle ayakta durmaya çalışırken, zulüm altında inlese de kurtarıcısına inanan ve onun çağrısını (okunu) bekleyen halkın umudu arasındaki çatışma, adaletin ve iyinin zaferiyle biter. Görevini yerine getiren Köroğlu da kaybolur. İlk temsilinde şiir yönüne ağırlık verilen, eserin ikinci temsilinde «toplumsal» yönüne ağırlık verildiği görülür. Eser, Adnan Saygun tarafından opera olarak bestelenmiş oynanmış (1973), ve kitap olarak da basılmıştır. (1969)
Ahmet Kutsi Tecer, çok yönlü bir sanatçı olup şairliği, oyun yazarlığı ve özellikle de sanatını da olumlu yönde etkilemiş olan folklor araştırmacılığı ile edebiyatımızda önemli bir yer almaktadır.


KOÇYİĞİT KÖROĞLU (PİYES)
Birinci Tablo:
Mevsim yaz. Yer Çamlıbel?de bir alan. Mehter ve Deli Kaman ormanda dolaşmaktadırlar. Bu arada Mehter kaval da çalmaktadır. İleride, içlerinde bir de kadm bulunan, yürüyen kalabalığı görünce saklanırlar.
Kalabalığa Odabaşı rehberlik etmektedir. Köroğlu?nu görmeye gelmişlerdir. Köroğlu lafını duyunca Mehter ortaya çıkar ve:
?Şimdi sefer mevsimi. Şu an ben ve Deli Kaman?dan başka kimse yoktur? der. Deli Kaman devam eder: ?Köroğlu?na gelince; onun nerede olduğu belli olmaz. Bakarsın Demircioğlu, bakarsın Ayvaz ile beraber. Uçurumdan inerken, tepeye çıkarken; bir yaralıyı tımar ederken; ya da bir zorbanın başım keserken görebilirsiniz, böyledir Köroğlu.?
Köylüler, Bolu Beyinin zulmünden kurtarması için Köroğlu?nu görmeye, dertlerini anlatmaya gelmişlerdir. Çünkü, Bolu Beyinin adamları, ne ekin, ne sürü hiçbir şey bırakmamış, hepsini götürmüşlerdir.
Bu esnada gök gürültüsü gibi bir ses duyulur ve Köroğlu kır atının sırtında çıkar gelir. İsmi Elibazhoğlu olan Odabaşı?nı tanımaktadır. Odabaşı, Koroğlu?na: ?Sen Bolu Beyinin kervanlarını vurduğundan beri, o da acısını bizden çıkarmaktadır? der. Bu sırada, yanlarındaki kadın da çocuğunu uzatarak: ?Alın, bu çocuk da sizin olsun, ölürse Çamhbel?de ölsün? Kalırsa sizin gibi bir yiğit olsun, babasını öldüren Bolu Beyinden öcünü alsın? diyerek çocuğu bırakır.
Aslında, köylüler Bolu Beyine karşı hem kinli, hem de Örgütlüdürler. Köroğlu kendilerine Önderlik etsin, yol göstersin diye gelmişlerdir. ?Bey arı olmadan, petek oğul tutmaz? diyerek de açıklarlar.
Köroğlu, kendisi ile savaşacaklarına dair, gelenlere and içirir. Hep beraber Köroğlu?nun kınından sıyırdığı kılıcına el uzatarak ?Dosta dost, düşmana düşman!? diye bağırırlar.
Köroğlu, kılıcı Odabaşı?ya, topuzunu, yayını da öteki köylülere verir ve ?Alın, benim nişanım sizde kalsın? der. Odabaşı, kılıcı Koroğlu?na uzatır ve: ?Bunu al, baş kılıçsız olmaz.??Topuzu da köylüden alır: ?Bu da senin yumruğun, bunsuz olmaz.? Yayı alır fakat Köroğlu?na vermez: ?Bu da bende kalsın. Ne zaman buna bir ok yollarsan hepimiz ardından koşup geliriz? der ve sonra gelenler, helalleşerek geri dönerler..
Köroğlu, dalgın dalgın düşünmekte ve kendi kendine: ?Sen Köroğlu, bütün gün gezdin. Yayladan ovaya düştün. Dağlardan, tepelerden aştın. Yurtları, obaları dolaştın. Ününün gittiği yer kadar gidemedin?Yollarda düşen ihtiyarları kaldırdın. Emzikli kadınlara yiyecek buldun. Zorbalara meydan okudun, neye yarar? Bunlar yetmiyor? demektedir.
Ormanda bîr ses ?Deliboranoğlu! Deliboranoğlu Batur!? diye seslenir. Bu, Köroğlu?nun gerçek ismidir. Köroğlu ?Sen kimsin?? diye seslenir. Ses cevap verir:
?Baban seni Bolu Beyinden öcünü almak için gönderdi. O zaman toy bir delikanlıydın. Bindiğin Kır At?t yedeğimde buraya getirdim. Çamhbel?de bir kule yapmak için sana öğüt verdim. Hatırlıyor musun? Hiçbir gün seni bu akşamki kadar bunalmış görmedimdi. İşte sana göründüm.?
Köroğlu: ?Kaman Ata? der ?Yirmi yıl doğuştum, savaştım daha babamın öcünü alamadım?? diyecekken, Kaman Ata sözünü keser ve:
?Sadece bahanın değil, bütün zulüm görenlerin öcünü almalısın. Gök Tanrı seni bunun için seçti. Altındaki Kır At sende oldukça hiç korkma? deyince, Köroğlu cevap verir:
?Tut ki Bolu Beyini öldürdüm, bir kötü eksilir aradan, bir kötü gelir onun yerine, ne çıkar bundan ? ?
Kaman: ?Bu dünyaya bir ün, bir ad ister. Öyle bir ad ki, onu duyunca zalimlerin yüreği titresin. Zulüm görenlerin yüreği umutla dolsun. Destanlar onu söylesin, ozanlar onu dinletsin. Oğuz?un töresi bu?Ünün dört tarafa yayıldı. Zulüm görenler sana koşuyor. Bütün umutlar sende? diye devam eder.
Köroğlu, Kaman?a zamanında bir sazcının kızını sevdiğini, meskeni dağlar olduğu için yanma alamadığını, ancak ondan bir oğlu olduğunu, tek arzusunun oğlunu görmek olduğunu, artık dayanamayacağını dile getirir. Kaman da ona: ?Bütün bunları unut, sen artık Kurbanlık Bir Koç?sun, bunu unutma? der ve kaybolur.
Köroğlu, kendi kendine ?Hayal miydi, düş müydü?? diye sorar. Sora silkinir ve: ?Çağır, Kır At?ım, çağır! Beni hülyaya bırakma. Koçyiğit gömleğimi giydim. Bu dünyada zulmün adına bile düşman olacağım. Ey Gök Tanrı! Beni sına. Şimşekler elinde kaçma. Yıldırımlar kolunda gürz. Yılarsam beni şimşeklerle kamçıla, yıldırımlarla çarp!?
Köroğlu ve adamları Bolu Beyinin kervanını basıp, ele geçirirler. Bu arada Ayvaz, karşı tarafa esir düşer. Kır Atı çalmak isteyen Bolu Beyinin yeğeni Doğan da öldürülür. Bolu Beyi yeğenine yanar, yakılır. Ayna zamanda, ?Kervandaki malların İade edilmesi için? Köroğlu?na elçi gönderir. Köroğlu, ?Malı bölüştük, toplayamayız, Ayvaz?ı da serbest bırakın, yoksa kaleyi kafanıza geçireceğiz? diye elçiye mesajı verir. Elçi, kaleye döner. Düşünür, taşınırlar. Ayvaz?a karşı, Köroğlu?nun Kır Atı?nı istemeye karar verirler. Aynı zamanda ?Kır Atı kim getirirse, güzelliği ile namlı, Bolu Beyinin kızı Benli Nigâr?ın onunla evleneceğini? de ilân ederler.
Nigâr?ın ününü duymuş, ona deli gibi aşık olmuş, babayiğit yapılı Arslan diye bir genç öne çıkar. ?Bu işe talibim ? der. Nigâr?la genç, karşılıklı söyleşirler. Nigâr anlar ki, bu genç gerçekten de kendisine kara sevdalıdır. Onun gönlü de genç delikanlıya kayar. Arkasından, ?Gitme Arslan!? diye seslenir?
Bolu Beyi, Benli Nigâr?ı isteyen Drahşan beylerine de, kendilerine yardım etmelerini, bunun karşılığında kızını onlara vereceğini iletecek bir elçi gönderir. Bolu Beyi çift taraflı oynamaktadır. Diğer taraftan da, kaledeki güvenlik önlemlerinin arttırılması için emirler verir?
Benli Nigâr?a giden yol, Kır Atı elde etmekten geçtiği için, Genç Arslan, kararlı bir şekilde Çamlıbel?e varır. Burada Köroğlu ve arkadaşları ile karşılaştığında, bu İnsanların ne kadar yiğit ve mert olduklarını anlar. Daha da önemlisi, Arslan, Köroğlu?nun yirmi yıldır görmediği oğludur. Baba ve oğul hasretle kucaklaşırlar. Ortalık sevince boğulur. Aynı zamanda, Bolu Beyinin Drahşan beylerine yolladığı elçiler de, Köroğlu ve adamları tarafından esir alınmış, asıl niyetleri öğrenilmiştir. Arslan, kendisinin Bolu Beyi tarafından aldatılmış olduğunu da böylece öğrenir. Hep birlikte, iyi bir plan yaparlar.
Köroğlu, adamlan, köylüler, bütün halk kılık kıyafet değiştirerek, Drahşan beyleri ve onun düğün heyeti kılığına girerek kaleye girmeyi planlarlar. Arslan?a ise Kır Atı vererek, kaleye yollarlar. Arslan kaleye gelir. Kır Atı getirdiğine inanmazlar.
Kalede büyük bir şölen hazırlığı vardır. Nigâr bu hazırlığın kendisi ile Arslan?ın düğünü için yapıldığını sanmaktadır. Ancak, babası ?Seni Drahşan beylerine verdim? deyince, gerçeği anlar. Bu konuşma esnasında kapılar açılır, Drahşan beyleri ve maiyeti içeri girerler. Bolu Beyinin ağzı kulaklarındadır. Hemen gelenleri sofraya oturtur. Şaraplar İçilmeden önce, ?Sandıklar açılsın, hediyeler sunulsun? diye, Drahşan Beyi kılığındaki Mehter seslenir. Sandıklar açılınca, içinden yiğitler, köylüler hızla çıkarlar.
Çocuklu kadın: ?Ey Bolu Beyİl Yurtlarımızı bastın. Yıllarca bizi bunalttın. Şimdi sen basıldın! Hesap vereceksin, hesap!? diye bağırır.
Kısa sürede, bütün kale ele geçirilir. Bolu Beyi, Köroğlu?na ?Beni sen öldür? dese de; Bolu Beyini bir topal eşeğe bindirerek, oba oba dolaştırma kararı alırlar.
Köroğlu ise üzgündür. Çünkü yirmi yıllık yoldaşı, Demircioğlu?nu kaybetmiştir.
Obabaşı: ? Bir kale aldık ama, bir kale verdik. Bu kalenin adı şimdiden sonra Demircioğlu olsun! Köroğlu, bize can üfledin. Ölüyü dirilttin. Oğuz töresini canlandırdın. Adın dillere destan!?
Köroğlu: ?Oğuz?un içinde zulüm yok artık. Artık bir tek barış için savaş kaldı. ?Ey Gök Tanrı! Bu yeni yurdu, senin adınla kutlarım. Hoş tutun birbirinizi, şenletin yurdunuzu. Sıradan, saygıdan çıkmayın. Toylar erginlerin izinden ayrılmasın? Benim günüm artık bitti. Ayvaz?ı üstünüze bıraktım. Ben de ?Kır At?ıma binip gideceğim.?
Çocuklu kadının, ?Köroğlu nereye gidiyorsun?? sualine cevap vermez, fakat kolunu göğe doğru uzatarak orayı işaret eder.

Kitap hakkında bilgi
Yayınevi Bilge Kültür Sanat ( Oyun )
Editör Leyla TECER
Kapak Resim Leonardo da Vinci
Baskı 1 – İstanbul, Mart 2007 Karton Kapak, 1.Hamur Kâğıt, 84 Sayfa

Ahmet Kutsi Tecer?in Yaşam Öyküsü
1901 – 1967) şair ve tiyatro oyun yazarı.
Ailesi; babası, Abdurahman Bey aslen Erzincan Kemaliye’nin (Eğin) yakın bir köyü olan Apçağa’lıdır. Sıbyan mektepleri ile medreselerde eğitim almış, Türkçe okur-yazardır. Telgrafçılık öğrenmek amacıyla Tarsus’a gitmiş, akabinde İstanbul’da Telgraf Nezareti Mektebi’nde okumuştur. Karamürsel, Yalova, İzmir, Geyve, Bolu gibi yerlerde görev almıştır. Bolu’dayken baba, Hatice Hanım ile evlenir. Babanın ilk çocuğu Firuze (1884) doğar. Ondan altı yıl sonra Mustafa Besim (1890) ismini verdiği oğlu dünyaya gelir. Abdurahman Bey, 1895 tarihinde Beyrut’a bağlı Kudüs Duyun-ı Umumiyesi müdürü olur. Ahmet Kutsi Tecer (1901) bu şehirde dünyaya gelir. Aile oradan Kırıklareli’ne geçmiştir. Babanın bu tarihten ölümüne kadar hayatı hakkında pek bilgi yoktur.
Annesi; Tecer’in annesi Hatice Hanım?dır. Anne,1858 Bolu doğumludur.24 yaşında evlenmiştir. Tecer tatillerini “Annem” isimli şiirinde belirttiğine göre annesinin yanında geçirir.
Kardeşleri; Tecer?in kardeşleri Şerafettin, Mustafa Besim ve Firuze?dir. Firuze?nin eşi ile Ahmet Hamdi Tanpınar arasında sıkı bir dostluk vardır ve Tanpınar, Tecer’e yazdığı mektuplarda ablasına ve Besim’e selam söyler. Firuze’nin eşi Cevdet Baral, İzmir Askeri Hastanesi’nin başhekimidir.
Tecer’in ağabeyi Şerafettin, İstiklal Savaşı’nda şehit olmuş bir doktordur.
Besim Bey ise PTT Başmüfettişliği’nde emekli olmuş,1953’te vefat etmiştir.
Kudüs’de doğan Tecer, ilk ve orta öğrenimini Kırklareli?nde; liseyi ise İstanbul Kadıköy’de okur. Ailenin son çocuğu olan Ahmet Kutsi’in çocukluğu hakkında pek bilgi yoktur.Vatan Gazetesi’nde çocukluğuna dair yazmış olduğu bir kaç yazı vardır.
Tecer sırasıyla Frereler Okulu (Kudüs) , Kırıklareli Numune Mektebi İdadisi (Kırklareli) , Kadıköy Sultanisi (İstanbul – yatılı, ücretsiz) okullarında eğitim görür. Liseden sonra 1918 yılındaİstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Felsefe Bölümü’nde yüksek öğrenim yapar.1922 yılında İzmir Halkalı Ziraat Okulu’nda eğitim gördükten sonra İstanbul’a dönerek Dergah Dergisi çeveresindeki aydın gruba katılır.
Tecerîn ilk şiirlerinden olan “Bir Kadın Değildi, Gölgesinde Oturduğum Ağaç, Ben” şiirleri Dergâh Dergisi’nde yayınlanır. Fakültedeyken bir bursla Fransa’ya gidince öğrenimi yarıda kalır ve 1928 yılında geri döndüğünde öğrenimine devam ederek 1929’da eğitimini tamamlar. Tecer?in Fransızca, Arapça, İngilizce ve Farsça bildiği nakledilir ayrıca 1937 yılında İstanbul’dan Ankara’ya staj için gelen Meliha Hanım ile evlenir. Şair o sırada bakanlıkta görevlidir. Mehmet ve Leyle adında iki çocuğu dünyaya gelir evlilik sonrası. Aşık Veyselin şiirlerine ve bestelerine de çok büyük katkıda bulundu.
Paris Yılları
Birinci Dönem Paris Yılları
Tecer,1925-27 yıllarında Sarbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde devlet tarafından sağlanan bir burs ile eğitim alır. Bu dönemde Tecer, Paris Milli Kütüphanesi’nde Cezayir Halk Şairleri yazmalarını bularak halk edebiyatımızın bilinmeyen bir yönünü ortaya çıkarır. Tecer?in “Paris Acıları” şiiri, şairin Paris’teki hayatını ve acılarını yansıtır. Şair, bu yıllarda Paris kültür ve sanat yaşamına katılır.1928 yılında Paris?ten İstanbul’a döner.
İkinci Dönem Paris Yılları
Tecer’in Paris hayatının ikinci dönemi, öğrencilik hayatından sonra Kültür Ataşeliği yapmak için gittiği dönemdir. Bu dönemde Atilla İlhan da Paris’te Nazım Hikmet’i hapisten çıkarmak için kurulan kurulda çalışmaktadır. Tecer yapılan macera olarak yorumlar ve Paris’te devlet memuru olarak bulunduğunu belirtir. Ayrıca Ahmet Kutsi, Paris?te İdil Biret’in müzik eğitimi için gerekli resmi çalışmaları düzenler.
Anadolu Yılları
Tecer,1928 yılında Paris’ten geri döner ve Halk Bilgisi Derneği’nin kurulan ilk şubesindeki işlerde çalışır. Halk Bilgisi Mecmuası’nda yazıları yayınlanır.1929’da öğrenimini tamamlayarak felsefe bölümünden diplomasını alır. Önce Samsun’a tayini çıkar fakat gitmez. Sonra Ankara Erkek Lisesi’ne tayini çıkar ve orada Türkçe öğretmenliği ile yardımcı müdür görevleriyle işe başlar.
Sivas Yılları
Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü ve Öğretmen Okulu’nda Türkçe öğretmenliği ve edebiyat öğretmenliğinden sonra Tecer, Sivas Erkek Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edilir.
Tecer ve arkadaşlar Sivas’ta çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunurlar. Halk Şairlerini Koruma Derneği’ni kurduktan sonra Halk Şairleri Bayramı ‘nı gerçekleştirirler. Ayrıca Tecer, eğitim verdiği okulda Toplantı adıyla bir öğrenci dergisi çıkarır.
Halk Şairleri Bayramı için oyun ekipleri hazırlanır, davul-zurna takımları getirtilir, bölgenin her tarafından gelen saz şairleri dernek tarafından ağırlanır. Meydanda gösteriler, kapalı yerlerde şiir toplantıları yapılır. Bayram bir hafta sürer ve bayramın ikincisi bir takım politik güçlüklerden dolayı gerçekleştirilemez. Tecer, bu bayram vesilesi ileAşık Veysel’i keşfeder ve onunla olan dostluğu başlar.
Ahmet Kutsi Tecer,1932 yılında Sivas Maarif Müdürlüğü’ne atanır ve aynı okulda Fransızca dersler verir. Ayrıca Tecer, Kız Muallim Mektebi ve Kız Meslek Lisesi’nde de edebiyat öğretmenliği yapar.
Tecer, Sivas’ta dört yıla yakın bir süre kalmıştır.
Milletvekili Tecer
Tecer, 1942’den sonra Adana ve Urfa?da milletvekili olur. Bu dönemlerde Ahmet Kutsi, Ankara ve İstanbul’daki bazı fakültelerde dekanlık ücretleri arasında denklik olmadığını ve bu eşitsizliğinin giderilme isteğini belirtir. Tecer, milletvekilliği sırasında Halk Evleri Şenliği’ni düzenler ve kültür ağırlıklı siyasi çalışmalarda bulunur. 1945 yılındaki bir yazısında Taha Toros’tan yazmış olduğu Dadaloğlu kitabından çok fazla ister, Ziraat takvimini köylüler için gerekli bulur ve 3000 tane ister. Urfa milletvekili iken Çocuklar isimli kitaptan 2250 adet ister. Ali Rıza Yalgın’ın folklor ve etnografya çalışmalarını yapabilmesi için bir defalığına mahsus olarak para yardımı yapar.
Unesco ve Tecer
1948 yılında Ankara’da geçici bir UNESCO komitesi kurulur. Kurulan 12 kişilik komitede Tecer de bulunur. Tecer, konferanslara katılır, komitenin devamlılığı için yönetmeliğin hazırlanmasında yardımcı olur.UNESCO Yönetim Kurulu’na üye olan Tecer, ilerleyen dönemlerde idare heyetine seçilir. Konferanslara üye olarak gider, tv programlarında konuşma yapar,UNESCO hakkında yazılar yayınlar ve gözlerimi açıklar.
Son Yıllar
Tecer, 1957’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik dersleri verir ve bu arada İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak basın mesleğine yararlı olur. Bir yıl sonra altı hafta kalacağı Antalya’ya gider.
1961’de Viyana’da bir tiyatro kongresine katılır ve Paris’te yayınlanan Turkey Ancient Minsatures adlı UNESCO yayını olan kitabın hazırlanışında yardımcı olur.
Ölümü
Tecer,23 Temmuz 1967 tarihinin pazar gecesi Vakıf Gureba Hastanesi’nde vefat eder. Birçok gazetede ölüm haberi çıkar ve ilk ölüm ilanını ailesi yayınlar. Cenaze namazı Şişli Camii’nde kılınır ve cenazesi Zincirli Kuyu Mezarlığı’na defnedilir. Ulus Dergisi’nde Tecer ile ilgili yazılar yayınlanır ve yazıda şairin biyografisi işlenir. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, UNESCO, Türkiye Tiyatro Yazarlar Birliği gibi kurumlar Tecer için gazetelere ölüm ilanı verir. Türk Folklor Araştırma Dergisi, Varlık Dergisi Tecer için özel sayılar çıkarır.
Eserleri
Tecer’in ilk eserleri dağınık olarak dergilerde çıkmıştır. İlk şiirleri 1921 yılında Dergah’da;1921?25 yıllarında ise Milli Mecmua’da yayınlanmıştır.
Şiirleri
İlk eseri 1932 yılında bastırdığı Şiirler kitabıdır. Bu eser sınırlı sayıda basıldığı için (250 adet) kütüphanelerde mevcut değildir. Bu şiirleri ile yeni bir şair kişiliği görülmektedir. Daha sonraki şiirleri Varlık, Oluş, Yücel, Ülkü, Türk Düşüncesi, Şadırvan, Türk Dili gibi dergilerde çıkar.
2002 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Tecer’in Bütün Şiirleri yayınlanır. Ahmet Kutsi, şiirlerini hece ölçüsünde ve yalın bir dille yazmış. Aşk, doğa, ölüm, özlem gibi konuları işlemiştir.
En çok bilinen “Orada Bir Köy Var Uzakta” adlı şiirini babasının memleketi olan Apçağa Köyü (Erzincan/Kemaliye) için yazmıştır.
Köylü Temsilleri
1940 yılında yayınlanan Köylü Temsilleri adlı kitabı seyirlik oyunlarımız üzerine yazılmıştır. Bir kaç defa yayınlanan eser, büyük yankılar uyandırmıştır
Tiyatro Eserleri
Tecer, tiyatro oyunları yazarak Edebiyatımızda büyük bir boşluğu doldurmuştur ve tiyatrocu kimliğini ispat etmiştir.
1. Köşebaşı:İlk defa İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynanmıştır. The Neighbourhood adıyla İngilizce’ye çevrilmiş, ABD?de sahneye konmuştur.1964 yılında Ankara’da basılmıştır.
2. Koçyiğit Köroğlu: İlk defa Ülkü’de yayınlanmıştır. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 1949 ve 1961 yıllarında sahnelenmiştir.
3. Yazılan Bozulmaz:1946’da Ankara Devlet Konservatuarı Tatbikat sahnesinde oynanmıştır.
4. Bir Pazar Günü:1957’de Teknik Üniversitesi Tiyatrosu;1959’da genç oyuncular bu oyunu sahneye koymuşlardır.
5. Satılık Ev:1961’de İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.

Köroğlu’nun Kimliği, Ruhi Su
On altıncı yüzyıllın sonlarına doğru, Kafkas’lardan Rumeli’ye kadar, ünü bütün Osmanlı ülkesine yayılan Köroğlu, bir edebiyat tarihçisine göre hem eşkıya, hem de hece vezniyle şiirler söyleyen bir halk ozanı. Osmanlı toplumunu inceleyen bir bilim adamına göre sadece bir ” Celali ”. Ben Köroğlu’ndan kalanları yalnız kalanları değil, bugün yaşayıp gidenleri de halkımızdan, hikâyeci halk ozanlarımızdan öğrendim. Halkımız, hikayeci halk ozanlarımız gibi yaşadım Köroğlu’nu. Bu nedenlerle de Köroğlu olayına yaklaşımım, bir edebiyat tarihçisi ya da bir bilim adamının yaklaşımından farklı oldu. Türkü metinlerinden, anlatılan hikâyelerden ve bu türkülü hikayeleri dinleyen halkın davranışlarından edindiğim izlenim şu: Halkımıza göre Köroğlu, zalime başkaldıran, yaşlılara zayıflara dokunmamayı, tamahkar zenginlerle uğraşmayı, dertlilerin derdine bakmayı öğütleyen yiğit bir kişi. Bir destan kahramanı. Kavuşturan kurtaran esirgeyen Kırat motifi ile kökleri çok daha gerilere giden bazı efsanelerle, ”Celali Köroğlu Ruşen” ve ”Celali Kiziroğlu Mustafa Bey” gibi bazı gerçeklerin, daha da Allah bilir nelerin, ne özlemlerin karışarak oluşturduğu bir destan. Bütün destanlarda olduğu gibi de, her şey olumlu ya da olumsuz yönde abartmalı. Halk bu Köroğlu türkülerini, Köroğlu hikâyelerini dinlerken yürekleniyor. Bir kurtarıcı bulmuşçasına rahatlıyor. Düğünlerde derneklerde Köroğlu havaları, marşların gördüğü işi görüyor. Köroğlu’nun kimliğinden de, kişiliğinden de ben bu toplum olayını anlıyorum. Asıl Köroğlu gerçeği bu bence. Yunus Beyin ya da seyis Yusuf’un oğlu Ruşen Ali’nin bireysel kişiliği de, bireysel kimliği de beni ilgilendirmiyor.

Halk gibi, hikâyeci halk ozanları gibi, Köroğlu’na ben de kendimi, kendi özlemlerimi katarak söyledim. Yiğit, duyarlı insan bir Köroğlu düşündüm.

Köroğlu Hikâyesi
Cahit Öztelli, Üç Kahraman Şair Köroğlu Dadaloğlu Kuloğlu, Milliyet yayınları?1974

Bolu beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf’u, güzel ve cins ‘at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbuldür, iyi cins at olur.

Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf’un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi’nden öc alacağını söyler.

Baba Qğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer. Tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf’un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarım öğrenmiş pir babayiğittir.

Bir gece Yusuf, düşünde Hızır’ı götür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır’ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf’ un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.

Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan, da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.

Körün oğlu Ruşen Ali d:ağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık adı Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel’de, bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel’de geçen kervanlardan bac alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.

Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı’sının oğlu Ayvaz’ı kaçırır, Çamlıbel’e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi’nin bacısı Döne Hanım’ı kaçır’ır, evlenirler. Aradan yıllar geçer, Bolu’yu basar, yakar, yıkar. Bolu Beyi’nden babasının öcünü alır. Bolu Beyi de Köroğlu’na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu’nu, başka bir seferde de Ayvaz’ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır-At da sır olmuştur. O Kır-At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu’na hizmet etmiştir.

Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirgânın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz. Denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yaralanarak ölür. Sonra beyleri de dağılırlar.

Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu’nun hikâyesi sona erer.?

Eserlerinden bazıları:
1
Kır atım meydan yerinde
Gezer horlayı horlayı
Bir kötü az bin kavgadan
Kaçar zorlayı zorlayı

Kır ata yakışır bunlar
Yiğit geyer demir donlar
Ak gövdeden kızıl kanlar
Akar şorlayı şorlayı

Köroğlu der al kanları
Yere serer çok canları
Eğri kılıç düşmanları
Kırar parlayı parlayı

2
Mert dayanır namert kaçar
Meydan gümbür gümbürlenir.
Şahlar şahı divan açar.
Divan gümbür gümbürlenir.

Yiğit kendini övende
Oklar menzili döğende
Kılıç kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürlenir.

Ok atılır kalasından
Hak saklasın belasından
Köroğlu’nun narasından
Dağlar gümbür gümbürlenir.

3
Benden selam olsun Bolu Bey’ine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir.

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır at köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

4
Muhanetlik etmek değil karımız
Şehriyar sözüne uyanlardanız
Meydana girende yoktur korkumuz
Kazaya ırıza diyenlerdeniz.

Ödleklerle hoş değidir aramız
Teke tek düşmana varmak töremiz
Muhanete sardırmayız yaramız
Yarayı kendimiz saranlardanız

Bineyidim kır atımın üstüne
Alıyıdım hançerimi destime
Gafili varmayız düşman üstüne
Vakte hazır olun diyenlerdeniz.

Köroğlu’m çıkalım dağlar salına
At sürelim mal yemezin malına
Başım koydum arkadaşın yoluna
Başı dost yoluna koyanlardanız

5
Karşıdan gelen piyade
Bizim eller yerinde mi?
Etekleri çemen olmuş
Karlı dağlar yerinde mi?

Çamlıbel’in koyağında
Sular akar ayağında
Şirin döne yanağında
Siyah benler yerindemi?

Köroğlu der öğündüğüm
Taşlar alıp döğündüğüm
Arka verip sığındığım
Koca çamlar yerinde mi?

6
Kimisi pınar başında
Kimisi yolun dışında
Al giyen onbeş yaşında
İlle mavili mavili

Kimisi dağlarda gezer
Kimisi incisin dizer
Al giyen bağrımı ezer
İlle mavili mavili

Kimisi odun devşirir
Kimisi kahvesini pişirir
Al giyen aklım şaşırır
İlle mavili mavili

Köroğluyum derki?n olacak
Mavili benim olacak
Takdir yerini bulacak
İlle mavili mavili

7
Hemen mevla ile sana dayandım
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey
Yoktur senden gayri kolum kanadım
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Yüce yüce tepesinden yol aşan
Gitmez oldu gönlümüzden endişen
Mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Hep sınadım Osmanlı’nın alını
Bulamadım hergiz gönlüm alanı
Anıcağız sevdiğimin halini
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

Köroğlu der tepelerden bakarım
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Bunca yıldır hasretini çekerim
Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey

8
Yurun aslanlarim savas edelim
Buna kavga derler bey ne pasa ne
Haykirip haykirip kelle keselim
Seyreyleyin eli ayagi sasana

Yuru beyler cenge harbi calinir
Iyi kotu bu meydanda bilinir
Kilic deger adam iki bolunur
Nusret bizim beyler neci pasa ne

Gurzun kostegini kola takmali
Arap ati saga sola yikmali
Kargilar mizraklar birden kalkmali
Firsat vermen Arap atlar kacana

Koroglu der durun edek cengimiz
Bundan belli olsun yigit hangimiz
Uc saat surmeli burda hengimiz
Tarih yazin su daglara nisane

9
Eğer kendilerinde erlik var ise
Gelsin doguselim Bolu Beyleri
Kanından susayip candan geçerse
Gelsin doguselim Bolu Beyleri

Atina bindi de eyledi dizgin
Alaylari catip etti mi bozgun
Lesine kondurmak isterse kuzgun
Gelsin doguselim Bolu Beyleri

Kocyigitleri de aldim yanima
Keskin kilicimi taktim belime
Serimden gecmisim bakmam olume
Gelsin doguselim Bolu Beyleri

Karsida durana kalmaz kararim
Dogrulup gelene yoktur zararim
Ya sehitlik ya gazilik dilerim
Gelsin doguselim Bolu Beyleri

Ala sadagimi sundum ozume
Hezaran kalkanim aldim dizime
Koroglu der kan gorundu gozume
Gelsin doguselim Bolu Beyleri

10
Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın

Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanın yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın

Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın

11
Bağdat’a sefer edenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi?
Turna teline gidenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi?

Bagdat’a sefer eyledim
Hoylu’m da kaldi gelmedi
Acem ile ceng eyledim
Hoylu’m da kaldı gelmedi

Düğünü bozup gidenler
Badeyi süzüp gidenler
Acem ile ceng edenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi

N’olsam koç Köroğlu n’olsam
Hoylu’yu düşümde görsem
N’olaydı da ben de ölsem
Hoylu’m da kaldı gelmedi

Yorum yapın

Daha fazla Destanlar, Romanlar
Mai ve Siyah, Halit Ziya Uşaklıgil, “En çok beğendiğim romanım”

Halit Ziya Uşaklıgil 1897 yılında yazdığı Mai ve Siyah adlı romanın adı simgeseldir. Mai, romanın kahramanı, Ahmet Cemil?in umutlarını ve...

Kapat