Köyünün Aydınlanmasında Gençliğini Adayan Muhtar: Mehmet Yıldız

1938’de Yayladağı’na bağlı Kışlak köyünde dünyaya geldi. 7 yaşında annesini kaybeden Mehmet Yıldız, zekasını ve yeteneklerini çok çalışarak ortaya koydu. Antakya Sanat Okulu’nu maddi sıkıntılar nedeniyle bırakmak zorunda kaldı.

Kışlak’ta açılan marangozluk kursundaki başarısıyla kısa sürede çevre köylerde aranılan usta haline geldi. 1961’de, çok genç yaşta köyün muhtarı oldu. 1973’e kadar süren muhtarlığı döneminde Kışlak’ta asfalt yolun döşenmesine, içme suyu getirilmesine, sulama havuzu ve kanallarının yapılmasına, ortaokulun temelinin atılmasına, elektrik projesinin onaylanmasına, düğünlerde yardımlaşmaya öncülük etti. Köy ihtiyar heyeti ve bekçi Hüseyin Kabadayı’nın da çabasıyla köy odası, halkın tüm sorunlarının görüşülüp çözüldüğü bir işlev kazandı. O dönemde Kışlak’tan mahkemeye çok az olay yansıdı. Kışlak gençliği, gerek okuma eğilimi gerekse kültürlenme bakımından güçlendi. Bir bakıma 1960’lı yıllarda Türkiye’de toplumsal uyanış ve aydınlanma mücadelesinin yükselişi, Kışlak’ta genç Muhtar Mehmet Yıldız’ın öncülüğünde gerçekleşti.

1968’de Antakya’da mobilya atölyesi kuran, 1973’te Avusturya’ya, 1980’li yıllarda da Yemen’e çalışmak üzere giden Mehmet Yıldız, atölyesini 1980’li yılların ortasında İskenderun’a taşıdı. 1990’larda İskenderun’da yaşayan Yayladağlı ve Altınözlülerle örgütlenerek yardımlaşma ve dayanışma derneği kurdular; başkanlığı döneminde ses getiren etkinlikler yaptılar. Atölyeyi çocuklarına bırakarak Antakya’ya döndü ve emekli oldu. Yaşamını Antakya’da sürdürmektedir.

Gençliğinden beri müzik ve resimle ilgilenen Mehmet Yıldız, edebiyatla da bağını hiç koparmadı. Toplumsal siyasetle de ilişkisini yurttaşlık bilinciyle sürdürmektedir. Hatay kültürü ve siyaseti konusundaki deneyimlerinden, belleğindeki zengin anılardan yararlanılması gereken Mehmet Yıldız’ın, doğup büyüdüğü köyün geleneksel dokusunu işlediği şiir denemesi şöyle:

1938’de Yayladağı’na bağlı Kışlak köyünde dünyaya geldi. 7 yaşında annesini kaybeden Mehmet Yıldız, zekasını ve yeteneklerini çok çalışarak ortaya koydu. Antakya Sanat Okulu’nu maddi sıkıntılar nedeniyle bırakmak zorunda kaldı.

Kışlak’ta açılan marangozluk kursundaki başarısıyla kısa sürede çevre köylerde aranılan usta haline geldi. 1961’de, çok genç yaşta köyün muhtarı oldu. 1973’e kadar süren muhtarlığı döneminde Kışlak’ta asfalt yolun döşenmesine, içme suyu getirilmesine, sulama havuzu ve kanallarının yapılmasına, ortaokulun temelinin atılmasına, elektrik projesinin onaylanmasına, düğünlerde yardımlaşmaya öncülük etti. Köy ihtiyar heyeti ve bekçi Hüseyin Kabadayı’nın da çabasıyla köy odası, halkın tüm sorunlarının görüşülüp çözüldüğü bir işlev kazandı. O dönemde Kışlak’tan mahkemeye çok az olay yansıdı. Kışlak gençliği, gerek okuma eğilimi gerekse kültürlenme bakımından güçlendi. Bir bakıma 1960’lı yıllarda Türkiye’de toplumsal uyanış ve aydınlanma mücadelesinin yükselişi, Kışlak’ta genç Muhtar Mehmet Yıldız’ın öncülüğünde gerçekleşti.

1968’de Antakya’da mobilya atölyesi kuran, 1973’te Avusturya’ya, 1980’li yıllarda da Yemen’e çalışmak üzere giden Mehmet Yıldız, atölyesini 1980’li yılların ortasında İskenderun’a taşıdı. 1990’larda İskenderun’da yaşayan Yayladağlı ve Altınözlülerle örgütlenerek yardımlaşma ve dayanışma derneği kurdular; başkanlığı döneminde ses getiren etkinlikler yaptılar. Atölyeyi çocuklarına bırakarak Antakya’ya döndü ve emekli oldu. Yaşamını Antakya’da sürdürmektedir.

Gençliğinden beri müzik ve resimle ilgilenen Mehmet Yıldız, edebiyatla da bağını hiç koparmadı. Toplumsal siyasetle de ilişkisini yurttaşlık bilinciyle sürdürmektedir. Hatay kültürü ve siyaseti konusundaki deneyimlerinden, belleğindeki zengin anılardan yararlanılması gereken Mehmet Yıldız’ın, doğup büyüdüğü köyün geleneksel dokusunu işlediği şiir denemesi şöyle:

BENİM KÖYÜM

Şu dağların arkasında bir köy var
Burası benim köyüm
Burada doğdum, burada büyüdüm
Ekmeğini yedim suyunu içtim
Yollarında koştum

Ben çocuktum hamdım
Burada yoğruldum, burada piştim
Yedi yaşında ilkokuluna gittim
Hem okudum hem de dağlarında oğlak güttüm
Annemin belime bağladığı çıkındaki çökeleği
Bir ağacın gölgesine oturup ekmeğime katık ettim

Dört beş kardeş yatardık bir mitil yatakta
Tahta kaşıklarla aşımızı yerdik toprak çanakta
Ayağımızda lastik yemeni, üstümüzde şalvarla mintan
Altımızda kuru hasır, çıraydı evimizi ışıtan

Sabahları ezan sesiyle uyanırdık
Kabaklı aşımızı yedik mi dağa taşa yollanırdık
Bir hata yaparsak bazan tartaklanırdık
Bizim dünyamız köyümüzdü, dünyayı da köyümüz sanırdık

Anam bacım dağdan gelirken sırtlarında bir yük çalı
Ekmek pişirmek için tandırda yakarlardı bunları
Ta Ağcapınar yokuşlarında sırtlamak hani caraları
Günde üç defa su taşımak var ya, mahvederdi onları

Yağmur kar demez, dizine kadar çekti mi tabanı lastik ediğini
Sırtına giyindi mi anamın yamadığı yün abasını
Beline taktı mı tahrasını, omzuna aldı mı kazmasını
Çocuklarının rızkları için dağları devirirdi benim babam

Bir gün olsun gülmeyen, dinlenmeyen benim babam
Kazma kürek elinden düşmemiş, kendine bile küsmemiş benim babam
Efkâr dağıtmak için sarma sigarasını içen benim babam
Karasabanla ektiğini, orakla biçen benim babam
Vurgunu, soygunu, hortumu duymamış, görmeyen, bilmeyen benim babam
İşine hile, aşına haram katmayan, bazan da aç yatan benim babam
Çocuklarını davul zurnayla askere gönderen benim babam
İyi günlerinde hep aranan, kötü günlerinde hiç sorulmayan babam

Benim babam yorulmayı bilmez, darılmayı bilmez
Kötülükleri unutur, iyilikleri kalbinden hiç silmez
Benim babam merttir, yiğittir, zorbalığa hiç gelmez
Benim babam Kışlaklıdır, dik durur feleğe boyun eğmez

Yazının Yazarı: Müslüm Kabadayı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here