Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupéry – Çizer: Joann Sfar

‘Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin…’ ‘Küçük Prens’ artık bir çizgi roman, resimli romanın yapılmış olması aslında hiç de rastlantı değil. Çünkü Antoine de Saint-Exupéry’nin bu romanı ona evrensel ölçekte ün getiren yapıtı olmuştu.
En sevdiğiniz on kitap deseler, hiç düşünmeden yukarıdaki satırların içinde yer aldığı, Küçük Prens?i söylerim. Birkaç yılda bir yeniden okuduğunuz kitaplar hangileri deseler, yine hiç duraksamadan aynı kitabı öneririm: Antoine de Saint-Exupéry?nin Küçük Prens?ini. Şimdi bu muhteşem kitabın bir de çizgi romanı var. Joann Sfar?ın çizdiği, Brigitte Findakly?nin renklendirdiği, Saadet Özen?in dilimize kazandırdığı Küçük Prens?in resimli romanını Turkuvaz Kitap, Genç Turkuvaz dizisi içinde yayımlandı. Küçük Prens?in resimli romanın yapılmış olması aslında hiç de rastlantı değil. Çünkü Antoine de Saint-Exupéry?nin bu romanı ona evrensel ölçekte ün getiren yapıtı olmuştu. Yazarın, Gece Uçuşu ve Güney Postası gibi yaşam deneyimlerinin üzerinde yükselen başarılı romanları, Kale adlı felsefi içerikli bir başyapıtı olmasına rağmen, nedense bunların hiçbiri Küçük Prens?in yarattığı dinmek bilmez edebiyat fırtınasını yaratamadı. Belki bu fırtına da trajik bir olayın etkisinden de söz etmek gerekir. Saint-Exupéry, Küçük Prens yayımlandıktan bir yıl sonra, tıpkı kitaptaki pilot gibi bir uçak kazasında kaybolmuştur. Yazdığı kitaptaki başkarakterlerden biri gibi yok olmak, kuşkusuz Küçük Prens?e duyulan ilgiyi de artırmış olmalı. Ama hemen belirtmem gerekir ki, Saint-Exupéry hâlâ yaşıyor olsaydı -ki keşke yaşasaydı ve yazsaydı- Küçük Prens, Küçük Prenslik?inden hiçbir şey yitirmezdi. En azından benim gözümde değerinden gram eksilme olmazdı.
Sevdiği bir kitabın, resimli romanını okumak çok farklı duygular uyandırıyor insanda. Aslında biraz tehlikeli bir iş bu. Çünkü sizin zihninizdeki görüntülerle, çizerin yarattığı görünümler birbirine uymayabilir ve siz büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Ama elimizdeki resimli roman için bu olumsuzluktan söz edemeyiz. En azından kendi adıma bunu söyleyemem. Daha doğrusu resimli romandaki çizgilerle, Antoine de Saint-Exupéry?nin çizgileri arasında bir uyum söz konusu. Hatırlanacak olursa Saint-Exupéry, Küçük Prens?i New York?ta bir otel odasında yazmış ve kitapta yer alacak bazı resimleri bizzat kendisi çizmişti.

Yalın sözcükler, güçlü imgeler
Bana gelince; Küçük Prens?i okuduğumda otuzlu yaşlarıma gelmiştim. Biliyorum oldukça geç, ama denk düşmemişti işte. İşlerin yolunda gitmediği, karamsar, umutsuz günlerdi. Gündüzleri bir işte çalışıyor, geceleri deliler gibi öyküler yazıyordum. Ama yazdıklarım karşılık görmüyordu ya da ben öyle düşünüyordum. Anlayacağınız talihin bize sırtını döndüğü günlerdi. Yani tam da umutlu kitaplara gereksinim duyulacak bir zaman. Raslantıyla bulmuştum Küçük Prens?i. Taşındığımız evin bizden önceki sahipleri unutmuştu kütüphanenin bir köşesinde. Cildi bozulmuştu ama yazarın çizdiği renkli resimler olduğu gibi koruyordu cazibesini. Zaten önce resimler çekmişti ilgimi. Hani büyüklerin şapka sandığı ama Küçük Prens?in görür görmez bunun fili yutan bir boğa yılanı olduğunu anladığı çizim. Elimden bırakamadan bir saat içinde bitirmiştim kitabı. Evet, incecik bir kitaptı, hani süslü sözcüklerle yazmayı edebiyat sanan züppe taifesinin burun kıvırdığı şu okuması kolay olan kitaplardan. Okuması kolay ama unutulması zor olan kitaplardan. O yalın sözcüklerin, sade cümlelerin arasına öyle güçlü imgeler yerleştirilmişti ki, çok gerilerde kalmış çocukluğumuz birdenbire gözlerimizin önünde canlanıyordu. Canlanmak ne kelime, minicik elleriyle yakamıza yapışıp, hayatına ne yaptın diye hesap soruyordu. Şaşkın şaşkın yüzüne bakarken, belleğimizin gerisindeki geçmiş çocukluk günleri ağır ağır canlanıyordu. Büyüklerin sınırlı akıllarıyla kavrayamayacağı hayaller, mantıklı ebeveynlerimizin saçma bulduğu oyunlar, onların artık hiçbir zaman tadamayacağı dostluklar… Ve neşeli bir oyundan farkı kalmayan yaşam: Yani dostluk ve özgürlük, yani saflık ve heyecan, yani sevgi ve sevinç.
Küçük Prens, sözcüğün tam anlamıyla mucizevi bir kitaptı. Bütün sıkıntılarımı alıp götürmüştü benden. Aklımı, yüreğimi kurcalayan sorunların ne kadar küçük meseleler olduğunu göstermişti bana. Uzaya çıkıpta, binlerce kilometre öteden, dünyaya baktığında sadece mavi bir top parçası gören astronotun, hepsi bu muymuş diye düşünmesi gibi tuhaf bir rahatlık içinde bakar olmuştum dertlerime. Hani kitapta, Küçük Prens, uçağını tamir etmekle meşgul olduğundan onu başından savmaya çalışan pilota şöyle der ya:
?Milyonlarca yıldır çiçeklerin dikenleri var. Ve milyonlarca yıldır koyunlar çiçekleri yiyorlar. Çiçeklerin hiçbir işlerine yaramayan dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak gereksiz bir şey mi? Çiçekler ve koyunlar arasındaki savaş önemsiz mi??
Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Konuşmasını sürdürdü:
?Eğer bir insan milyonlarca yıldızın arasındaki tek bir gezegende yetişen bir çiçeği severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. Çünkü yıldızlara baktığında ?Benim çiçeğim oralarda bir yerlerde ? diyebilir. Ama bu koyun çiçeğini yerse, o zaman bütün yıldızlar aniden kararmış gibi gelir ona. Ve sen bunun önemli olmadığını düşünüyorsun!?
Bu satırları okurken kendi sıkıntılarının içine hapsolmuş bir mahkûm gibi hissetmiştim kendimi. Tıpkı hikâyedeki anlatıcı gibi. Bilindiği üzere Küçük Prens?i bize anlatan karakter, uçağı Sahra Çölü?nde kaza yapan bir pilottur. Çöle inmiştir, etrafı uçsuz bucaksız kum deniziyle çevrilidir, sadece bir hafta yetecek kadar suyu vardır. Yani bir haftaya kadar uçağını tamir etmeyi başaramazsa hali dumandır. İşte kahramanımız çölün ortasındayken birdenbire karşısına çıkar Küçük Prens, öylece aniden. Ve pilota şöyle seslenir:
?Lütfen bana bir koyun resmi çizin.?
Oysa pilotumuz küçükken yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu çok sevdiği çizme uğraşından vazgeçmiştir. Çünkü büyükler onun çizdiği resimleri anlamamaktadır. Örneğin fil yutmuş bir boğa yılanı çizdiğinde, onu şapka sanmışlardır. Aynı resmi Küçük Prens için çizer pilotumuz. Küçük Prens?in yanıtı nettir.
?Hayır, hayır! Ben fil yutmuş bir bo yılanı istemiyorum. Boa yılanı çok tehlikeli bir hayvandır, fil ise hantaldır. Benim yaşadığım yerde her şey çok küçük. Bana bir koyun lazım. Bana bir koyun resmi çizin.?
İşte böyle başlar pilotla, Küçük Prens?in ahbaplığı. Belki de pilotumuzun bilinçaltının, çölün o sessiz, o katı kuşatmasına verdiği bir tepkidir bu küçük çocuk. Gezegendeki bütün olumsuzluklara rağmen, insanoğlunun aptallığına, açgözlülüğüne, zalimliğine karşın uçağı düşen pilot, yaşama yeniden sarılmak için yüreğinin derinliklerinde gizlenen Küçük Prens?i yardıma çağırmıştı.
Evet, her insanın içinde bir Küçük Prens olduğuna inananlardanım. Ama sadece Küçük Prens değil aynı zamanda ruhumuzun derinliklerinde şu varlıklarda yaşamaktadır: Benzersiz güzellikte bir çiçek, dünyayı istila etmeye çalışan baobap ağacı, kendini dünyanın sahibi sanan kral, kendini beğenmiş bir adam, içki içtiği için kendinden utanan, kendinden utandığı için içmeyi sürdüren bir ayyaş, her zaman işiyle meşgul olduğundan bir türlü güzellikleri göremeyen bir işadamı, gezegendeki tek sokak lambasının başında dikilen bir lamba yakıcısı, dağları, denizleri, ovaları, ırmakları, okyanusları sadece haritalardan, kitaplardan bilen bir coğrafyacı, bizi bir gemiden daha uzaklara götürebilecek bir yılan, evcilleşmek isteyen bir tilki ve kitabın sınırlarına girmeyen daha binlerce mahlûkat. Tüm bu mahlûkat insana, evrenin bir parçası olduğunu anlatır. Anlatır da, günlük ıvır zıvırların burgacındaki insan sık sık bu evrensel gerçeği unutup, kendi minicik sorunlarının duvarlarından kendi hapishanesini oluşturur. İşte bir gece gökyüzünde kaybolan Saint-Exupéry tam da bu nedenle kaleme almıştır Küçük Prens?i. Sıkıntılarının arasında kaybolup, yeryüzünün, yaşamın güzelliğini, renkliliğini, çeşitlililiğini unutan insanlara yeniden hatırlatmak için. Yaşamın güzelliğini yeniden hissettirmek için.
Joann Sfar?ın çizdiği, Brigitte Findakly?nin renklendirdiği, Saadet Özen?in dilimize kazandırdığı Küçük Prens?in resimli romanını mutlaka okuyun. Anımsayacaksınız, gezegenimiz olağanüstü bir yermiş, yeniden farkına varacaksınız, yaşamak güzel bir şeymiş.
AHMET ÜMİT, 17/04/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

KÜÇÜK PRENS
Antoine de Saint-Exupéry
Çizer: Joann Sfar
Çeviren: Saadet Özen
Turkuvaz Kitap
2009, 115 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Çizgi roman
Yeni Başlayanlar için Marx – Eduardo del Rio / Rius

Meksikalı yazar ve çizer Eduardo del Rio diğer bir adla Rius?un 1972 yılında İspanyolca kaleme aldığı, 1977 yılında da Can...

Kapat