Kuyucaklı Yusuf’un 1937 yılında “halkı aile hayatı ve askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle toplatılması

Kuyucaklı YusufKuyucaklı Yusuf, 14 Haziran 1937’de Cumhuriyet Müdde-i Umumiliği İkinci Tetkik Dairesi 937/176 sayılı iddianamesinde yer alan “halkı aile hayatı ve askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle toplatılmış, Sabahattin Ali romanı yazmak. Remzi Bengi, Karabet Fikri ve Kenan Yusuf Sertel de kitabı satmak nedeniyle suçlanarak mahkemeye çağrılmıştır.

7 Ekim 1937’de İstanbul Birinci Asliye Ceza Dairesi nde görülen davada üç bilirkişinin raporuna başvurulmuştur. İlki o tarihlerde Maarif Vekâleti Müfettişi olan Reşat Nuri Güntekin’dir.

Güntekin, “Sabahattin Ali kanaatimce son neslin hikayecilerinin en kuvvetlisidir. Ve Kuyucaklı Yusuf romanı memleketimiz ve edebiyatımızın yüzünü ağartacak kıymetli bir sanat eseridir” diyerek başladığı raporunda Avrupa’da örf ve âdet romanı olarak bilinen mœurs hakkında kısa bir açıklama yapmış ve şöyle devam etmiştir:

Örf ve âdet romanları hakkındaki bu umumi maruzatımdan Sabahattin Ali’nin hakikaten memleketimizde nadir neşredilen kıymetli bir eser olan Kuyucaklı Yusuf’a geçerek bu noktada da düşündüklerimi arz ediyorum: Müdde-i umumilik makamı eserin birkaç paragrafına ilişmekte ve bunlardan bir kısmını halkın izdivaçtan, İkincini askerlikten soğutacak mahiyette görmektedir. Yukarda arz ettiğim gibi bu nevi romanlar bir memleketin hepsi aynı derecede faydalı ve mukaddes olan müesseselerini tenkit için yazılır. Ailevi, kadını, mektebi, polisi, belediyeyi bu tenkitten muaf tutalım demek bu nevi roman yazılmasın ve her ne ki müessese örf ve âdet ve kanun olarak mevcuttur onların müstesnasına ait riyakâr, sahte, sanatsız bir roman tarzı alıp yürüsün demekle müsavidir kanaatindeyim. Dünyanın hemen her memleketi gibi Türkiye Cumhuriyeti de günlük siyasi neşriyat için bazı akidat koymuştur. Fakat mücerret fikir ve mücerret sanat sahasında Türk muharririne mutlak bir hürriyet verilmiştir. Türk muharriri netice itibariyle bir rejim meselesi demek olan komünizm bahsinde bile nazariye olarak her istediğini yazarken herhangi bir müessesemiz hakkında bir tenkit romanı yazması hakkı hiçbir suretle tahdit edilemez fikrindeyim. Bunları Kuyucaklı Yusuf hakkındaki iddianamede zikredilen paragrafların aile ve askerlik müesseseleri aleyhinde olduğu kanaatine iştirak ettiğimi farz ederek arz ediyorum.

Halbuki eserin ne umumi heyetinde ne de zikredilen paragraflarda ben böyle bir kasıt göremiyorum. Muharrir aile ocağı kurulmasın demiyor -halbuki bunu dese ve yerine başka bir içtimai nizam da teklif etse bir şey söylemeye hakkımız olamazdı- sadece, “Aile dediğim müessese şu, şu, şu sebeplerden dolayı fena vaziyete düşmüştür. Benim gösterdiğim sebeplerin refine bir çare bulunmazsa yıkılacaktır” manası çıkacak bir tarzda konuşuyor. Tasvir tarzı belki bir parça kara ve mübalağalı görülebilir fakat vakayı olduğundan daha feci ve büyük göstermek binnefs sanatın vazifesi ve hikmet-i mevcudiyetidir. Uzağı yakın, küçüğü büyük göstermeyen dürbün ile pertavsızı nasıl kırıp atmak lazım gelirse bu faydalı mübalağa işini yapamayan romanı da öyle çürüklüğe atmak lazımdır. Askerlik aleyhinde görülen fıkra için de aynı şeyi söyleyeceğim. Bir kere romanda harbe giden askerler 1913’teki Cihan Harbine giden askerlerdir demek bir suç değildir. Nasıl suç olur ki, mekteplerde okunan tarih kitaplarında mukaddes Türk kanının fena başlar, fena kumandanlar elinde gayesiz harplerle asırlarca ziyan edildiği talebeye okutulup münakaşa ettiriliyor. Hatta Türk askerlerinin neden olduğunu bilmeden de büyüklerine itaat ettiğini söylemek bizim için ayrıca bir kalp kuvveti teşkil edecek bir kıymetli hassa addedilebilir.

Hulasa: Kuyucaklı Yusuf yüzümüzü ağartacak bir sanat eseridir. Zararlı bir tarafını göremedim. Mevzubahis tenkitler bugün el üstünde tutulan bazı Avrupa şaheserlerinde gördüğümüz -aynı mevzulara ait- tenkitler yanında son derece masum ve küçük kalır. Yalnız bir şahsın ve bir romanın değil, memleketimizde ilerlemesi lazım büyük ve faydalı sanatın da davasını gören cumhuriyet adliyesinden zaten zayıf olan Türk romanının cesaretini kıracak bir karar çıkmayacağını kuvvetle ümit ederim.

Maarif Vekaleti Müfettişlerinden
Reşat Nuri

Davadaki ikinci bilirkişi Deniz Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı Münci Ülhan’dır. Ülhan raporunda şöyle demektedir:

Halkı askerlikten soğutmak bakımından mevzubahis olan yazılar dikkatle İncelendi: Muharririn kim olduğu ve kaç yaşında bulunduğu böyle bir yazıda bir maksut ı mahsusu takip edebilecek karakterde bir insan olup olmadığını bilmemekle beraber vaktiyle yedek subay okulunda bulunduğu kabul edilerek mütalaa ve tetkikimi bu cihetten yapıyorum.

Filhakika bu yazılar eserin mevzuu zamanı gözetilmeksizin şeklen mütalaa olunduğu takdirde askerlik ruhuna aykırı görülmekte ise de eser mevzuu zamanına İrca olununca bu mahiyeti kalmamaktadır. Eserin mevzuu eski saltanat devrinde ve Umumi Harp’in başındaki bir zamanda geçen bir hadisedir. Esasen askerliği ilgili eden (ilgilendiren) bu yazılar 290 sayfalık bir kitabın ancak birkaç satırını işgal etmektedir. Herhalde muharrir eski saltanat devrinin ve Umumi Harp’in mağdurlarından, o kanlı felaket harbinin azaplarını çekmiş olan bir ailenin evladı veyahut o kötü günlerin ağlatıcı felaketleriyle ta çocukluğundan beri kulakları doldurulan biri olabilir. Bu yazıları mevzuya heyecan vermek için canlandırırken o devrin muhtelif sahalardaki kötü idaresine temas etmiş ve vakanın sürükleyici cazibesine kapılarak bir fikr-i mahsus takip etmeyerek yazmış da olabilir. Tahlilimde bu noktayı tebarüz ettirmeyi de vicdani bir vazife bildim.

Davanın üçüncü bilirkişisi İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü hocalarından Doçent Ziyaettin Fahri de raporunda şunları yazmıştır:

Bu roman bu hikâye olduğunu göre şahıslara birçok şeyler söylettirilebilir. Sayfa 11, 12’de görülen aile tasviri de böyledir. Bu tasvir Türkiye’nin kabul ettiği aile hukukiyle anlaşmamaktadır. Bu itibarla şayan-ı dikkattir. Nitekim aynı sayfada “evvelce birtakım emelleri olan… olan, bedbin yapan” mutalaasının içinde aileye karşı menfi bir his değil, bilakis yeni kanun-ı medenimizin talep etliği demokrat, müsavattıçı aile mefkûresi, milli telakkilerimizden olan “malda, yaşta, başta kefaet” telakkisi mevcuttur çünkü roman sahibinin tenkit ettiği aile tipinin aksi “evde meram anlayan, anlaşmaya imkân bulunan, seviyesi, ablak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları tamamıyla aynı olan bir mahluk ile daimi bir beraberlik” değil mi? Şu halde romancı aileyi yıkmıyor onu mükemmel görmek istiyor demektir. Vakanın tasvirinde biracılık varsa da bunun sebebi muharririn değil, hepimizin tenkit edeceği bozuk aile hayatımızdır.

Eserin 207 nci sayfasındaki tasvirlerden romanın askerlik gibi bir vatani vazifeden karileri soğuttuğu davası çürüktür. Bir defa romancının hayalinde mesut ve güzel bir Türkiye yaratmak cehdi vardır. Diğer taraftan “hayatın yeknesak… kahramanlar…” gibi tasvirler kitle ve halk ruhunun afaki ifadelerinin harbi yalancı cazibe addetmeyerek çıplak görmeleri noktasında aynı derecede afakidir. Nihayet mukaddes vatan müdafaası tarihte görülen bütün harplere atfedilemez. Siyasi şahsiyetlerin ihtirasları uğruna milletleri lüzumsuz harbe sürüklemelerini tenkit hakkını bir muharrire vermek mütekamil ve hür olan her rejim iyin bir vazifedir. Sayfa 299’da görülen “at… içersin…’ gibi vaka tasvirleri 1915 Türkiye’sinin musahebesinden ibarettir. Adalet ve hukuk esasına dayanan devlet bu gibi vakaların tasvirinden dolayı içtimai romancıya müteşekkir kalır; nerede kaldı ki eser bir “Örf ve âdet” romanıdır. Bu romanın heyeti-i umumuyesini bırakıp birkaç sayfasından muharririn içtimai ve siyasi kanaatlerini istidlale çalışmak gayri ilmi bir harekettir.

Mahkemeye sunulan bu raporlar sonucunda Kuyucaklı Yusuf dolayısıyla da Sabahattin Ali beraat etmiştir. Cağaloğlu’nda Ankara Caddesi’nde bulunan Yeni Kitapçı, beraat haberini, vitrinine yapıştırdığı “Kuyucaklı Yusuf Beraat Etti” ilanıyla duyurmuş ve ilanın altına savcının sözlerini de eklemiş: “Kuyucaklı Yusuf emsallerinden üstün bir eserdir.”

A’dan Z’ye Sabahattin Ali
Hazırlayan: Sevengül Sönmez
YKY
sayfa 325-329

Yorum yapın

Daha fazla Tarih
Romalılar tarafından şehirleri yakılıp yıkılan Numantialıların destansı direnişi

ROMALILAR YENİLMEYE ALIŞIKTI. Tarihteki çoğu büyük imparatorluğun yöneticileri gibi üst üste pek çok muharebe kaybedip yine de savaşı kazanabiliyorlardı. Aldığı...

Kapat