Oğlak ? Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Her basım, benim gözümde, yeni bir kitaptır. Bir kitabımın her basımında ilk basımdaki kadar gergin ve sancılıyımdır. Çünkü şiir, etimdir benim, ka­nım, kemiğim, sinirlerimdir. Birbirimizi sürekli denetleriz.
Oğlak?ın yeni basımının yapılacağını öğrendiğim zaman, doğumu yaklaşmış bir kadın gibi, sancılar duymaya başla­dım. İlk düşündüğüm, yapıtı baştan sona gözden geçirmenin gerekeceği oldu. Bu, yorucu, fakat sevdiğim bir çalışma de­mekti benim için.
İkinci basımın önsözünü kusurlu bul­dum. Kitabın sayfa düzenini beğenmedim. Bazı şiirler kılçıklıydı. İkinci bölümdeki şiirler, alındıkları kitaplarımda değişiklik­ler yaptığımdan, en son biçimleriyle okunmalıydılar kitapta.
Bu demek, Oğlak, yazımakinasına ye­niden girecekti.
Öyle yaptım.
Oturdum yazımakinasının başına, baştan sona yeniden yazdım Oğlak?ı. Yo­rucu bir çalışma oldu bu, benim için; ama?
Ama ne güzeldir, «Zar» adlı şiirin Almancasını dinlemek; «Yüreğim Sızladığı Zaman» adlı şiiri bir Madrid gazetesinde okumak; bazı şiirleri bağlamada türkü­leşmiş görmek… Ne güzeldir, «Oğlak’tan veya Durmuş Durbak’tan ne güzel filmler yapılır!» denildiğini duymak! Ve en gü­zeli de, Oğlak’ı yeni basıma zorlayan bir okur kitlesinin doğmuş, olduğunu gör­mektir elbette.
Kimbilir, önümüzdeki günlerde, Si­nema sanatı bu dileği de gerçekleştirecek­tir. «Oğlak»> veya «Evlâd ü İyâl-i Durmuş Durbak»ı perdede yaşamak, herhalde, az mutluluk olmasa gerektir. Merih’e yumu­şak inişin gerçekleştirildiği günümüzde, buncağız mutluluk bize çok görülmemeli­dir.
Oğlak’ın üçüncü basımının şiir se­verlerin sevgisine değeceğini düşünmenin kıvancı içindeyim.

Üçüncü Basım İçin
26 Temmuz 1976, Ankara
Hasan Hüseyin

OĞLAK KİTABINDAN SEÇMELER

KENDİMİ TANITIRIM
hasan hüseyin demişler adıma
adımdan başlamış çilem
yoksulluk tanrı buyruğu
demişler, vurmuşlar alnıma

afyon üfürmüşler kanıma
mecidiye beylerle çeyrek efendiler
sömürmedim hiçkimseyi
sömürdüler okudular canıma

bir takara taktım dalıma
çıktım ses ettim dağlara
okullar şarkılar marşlar
bir kök bile geçmedi elime

bir de baktım ki soluma
işçi köylü elele
ha gayret demeğe kalmadı
taktılar kelepçeyi koluma

kaçırmadım ama donuma
yiğit ustaları aldım önüme
elime belime dilime
dedim, dayandım yoluma

arıyım düşkünüm balıma
balımın türküsüdür türküm
düşmanım, sömürünün her türlüsüne
şükretmedim, etmem hâlimel

aşeren varsa külüme
işte başım işte şiirlerim
hasan hüseyin derler adıma
kalsın benden dölüme

Hasan Hüseyin, Oğlak İsimli Kitabından

YÜREĞİM SIZLADIĞI ZAMAN
yüreğim sızladığı zaman
geceyarılarından sonra şafaktan önce
bilmediğim bir istasyondan bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma
uzak
vahşi
karanlık
gece denizleri gibi bir müzik
batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik
çağırıyor çağırıyor beni durmadan
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim

yüreğim sızladığı zaman
duvarları banka afişli çok eski bir kentin cumhuri­yet caddesinden iki tüfek bir kelepçe
tüfekler garip garip, kelepçe garip
öyle çamur öyle beter!
bir yaprak
döne çevrile
bir akarsu
bata çıka
koşuyor koşuyor bir kadın
düşe kalka
kelepçenin ardından
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim

yüreğim sızladığı zaman
bir kara tank yürüyor bir ağıttan bir filimden bir savaş romanından çıkıp
geçiyor sevgilerin özlemlerin üzerinden, aşkların umutların oyuncukların, küçük ekmeklerin
[büyük kayguların üzerinden geçip gi­diyor çığlıkçığlığa
su gibi ilerliyor yangın
işliyor kıtlık karanlığı ölüler bir anda şarkılaşıp­ virüsler bakteriler
bütün dilleri birden konuşuyor herşey
çırpınıyor yaşlı yerde bir damlacık kan
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim

yüreğim sızladığı zaman
kör bir çeşme başında kör bir kadın geliyor gözleri­min önüne
bütün iplikleri bütün iğnelere takıyor da ne iplik bitiyor ne iğne
götürülmüş oğluna mı
kaçırılmış kızına, mı .
geçen günlerine mi
unutmuş neye ağladığını
ağlıyor aranıyor .
aranıyor bilmeden
bıkmadan
usanmadan
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim

yüreğim sızladığı zaman
ciğerlerime çekerken kötülüğü
ellerimle dokunurken kötülüğe
ayaklarıma dolaşırken kötülük
şu taşı şurdan alıp şuraya koyamamanın pis bu­naltısı geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma
kokuyor işyerleri
kokuyor günaydınlar
ne varsa verilmemiş
alınmamıs ne varsa
edilmemiş söz
patlamamış öfke
uyutulmuş ne varsa
ne varsa birdenbire kokuyor
ve kayıyor birşeyler parmaklarımdan
ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamağa yüreğim

yâni ben
dört mevsime bölerek bu yürek sızısını
günlere saatlara dakikalara
anlara bölerek bu, yürek sızısını
sakağım kentim vatanım sanarak bu yürek sızısını
yaşamanın kendisi sanarak bu yürek sızısını
bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca

Hasan Hüseyin, Oğlak İsimli Kitabından

OĞLAK
birgün dedik ki binsek de şu gemilere uçaklara git­sek çok uzaklara
isviçre’ye italya’ya iskandinavya’nın o romantik kı­yılarına
görsek ki nasılmış oralarda gökyüzü yeryüzü insan­yüzü içyüzü falan filân
ve yaşamak denilen şey nasılmış oralarda
gitsek de görsek dedik
görsek de bilsek dedik
bilsek de ölsek dedik
ha şöyle insan insan
ha şöyle adam gibi!

sevsinler bizi!

çoktaaaan tüketmiş elinoğlu
gemileri uçakları
o çok güzel ve uzak ülkeleri
tüketmiş elinoğlu
oturduk ankara’da
bezgin bir şişenin başında
haritada gittik o çok güzel o çok uzak ve çok yaban ülkelere
gezdik doya doya
dolaştık doya doya
yaşadık doya doya
ve döndük

birgün dedik ki binsek de şu tirenlere otobüslere gitsek abant’lara uludağ’lara
gitsek de marmaris’lere marmara’lara
toroslar’a ıstıranca ormanlarına
pek de güze!miş diyorlar oralara
gitsek de görsek dedik
gitsek de balık yesek
deniz yüzsek gitsek de
kum oynasak
dağ koklasak gitsek de
ormanlarda geyik meyik
biraz boynuz toplasak
şeytanminâresi kozalak
toplasak da biraz biraz
hoplasak zıplasak da
güneş alsak havalansak da dedik
havalansa içimizin kafes kuşları
kuzu eti keklik kebabı filân
sardalya karides yılanbalığı
roka midye istiridye
bigüzel rakılasak viskilesek de dedik
tanısak yurdumuzu bigüzel
yurdumuz bizim!
candan aziz vatanımız
malımız mülkümüz canımız cüz­danlarımız!
yakından görsek de dedik
sevgili halkımızı
görsek de dedik şöyle yakından
bigüzel yapsak dedik
bigüzel katkımızı
yapsak içine
dedik

sevsinler bizi!

çoktaaaan tüketmiş elinoğlu
tirenleri otobüsleri
o çok güzel ve aziz yurdumuzu
abant’ları uludağ’ları
marmara’ları marmaris’leri
o güzelim denizleri
o menekşe kıyıları koyları
ormanları gölleri
muhabbet kuşlarının ülkelerini
reçineli ve ozonlu yelleri
çoktan tüketmiş
kurmuş tezgâhını başkentin göbeğine
geçmiş çarkın başına
havuzda canlı balık
kıpır kıpır karides
ve katkıda bulunuyor
akvaryum piyasasına
bir de pop bir de hipi
‘hey kemençem kemençem
zerdali dali misun
yanlk yanik öteysun
pendan sevdali misun’
geceler
hey geceler
bıçaklı tabancalı
karakol kokulu bozkır geceleri hey!

oturduk ankara’da
bezgin bir şişenin başında
haritada gittik o cânım abant’lara
o cânım marmara’lara marmaris’lere
gezdik doya doya
sultânım
dolaştık doya doya
haşmetlim
yaşadık doya doya
ve tanıdık halkımızı
ve döndük

astık haritamızı
duvardaki yerine
açtık gazetemizi
değdirdik burnumuza
yüklenen şilep gibi
adım adım
kulaç kulaç
gömüldük suyumuza

birgün dedik ki
gitsek ‘o son diyâra ki serhaddidir yerin’
kimseler tanımasa bilmese bizi
kimseleri tanımasak bilmesek biz
bulsak şöyle bir kuytuda
şöyle bir serin köşe
bir su başı örneğin
bir ağaç gölgesi filân
ve bir oğlak kesip yesek örneğin
şöyle ağız tadıyla

gittik ‘o son diyâra ki serhaddidir yerin’
göbeğinden bir karışçık uzakta
burnunun dibindedir başkentin
çepçevre ufkumuz sâfi sinek, sâfi kerpiç, toz, tezek
bir gübre kasırgasında yitirdik birbirimizi
ahır mıdır mezar mıdır yoksa ören mi
kırım mıdır kıtlık mıdır sürgün mü yoksa
anlıyamadık
dedik:
ey cemaat-i müslimîn
allah lillâh aşkına
ve otuzüç pâdişah
doksan kere doksan vezir
on yirmidört sadrâzam
mutlakıyet
meşrûtiyet
cumhuriyet aşkına
suyunuz yok mu?

dediler uzak uzak
dediler yakın yakın
dediler sıcak sıcak
hem de işkilli:
aman aman o ne demek
yumurtadan âlâ yemek
nah işte şuracıkta
az gidersin uz gidersin
dere tepe düz gidersin
altı ay bir güz gidersin
suyumuz oracıkta
suyumuz beylerpınarı
suyumuz polat
suyumuz zemzem
aman aman o ne demek!

ah dedik oh dedik
sevindik. kıvandık. gönendik.
gittik o beylerpınarına ki çöl çorak balçık batak
cır cır eder akamaz
pır pır eder uçamaz
tezek düşmüş içine
yekinip de çıkamaz
sivrisinek afyon yutmuş
napalm sıksan kaçamaz
benzer yanık bir yüzde
akar bir göze
vay bize
vaylar bize!

bir oğlak durur taşında
onüç ondört yaşında
ince mi ince burnu
çekik mi çekik
perçemleri kaşında
sanki görmüş de düşünde şehzâdesini
çıkmış gibi pınara
bakınır türkü türkü
aranır medet medet
güneşler yanıp söner kapkara tüylerinin nakışlarında
yüzyıllar çığlık çığlık turna katarı

meledi tatlı tatlı
meledi yanık yanık
meledi kekik kekik
yavşan yavşan ve geven geven:
şehzâde orhan mısınız?
dedik ki: yok, yok!
yavuz sultan mısınız?
dedik ki: yok, yok!
öyleyse osman mısınız?
dedik ki: yok, yok!
murad’ı gördüm, dedi. mecid’i gördüm, dedi. hamid’i gördüm, dedi, ab­dül’ü de var
atladı taştan taşa
geçer gibi burçtan burca
koca dünyamız

gittik ‘o son diyâra ki serhaddidir yerin’
tarih okunur gözlerinde hüzünlü keçilerin

önce bir çift üveyikti kalktı aç harmanlardan
döndü dolaştı kıraçları
kondu pınara
suyu zemzem
kendisi kör
o beylerpınarına
kadının çığlıkçığlıktı yangınlı yüzü
saçları kar sepkeni
kolunda kirmen
aldı kadın
o bir çift tedirgin üveyiği pınardan
aldı bir çift damla gibi kirpiklerinden
koydu çığlıkçığlık yüzüne
baktı yemen yemen
baktı kore kore
baktı dağlar oylumunca
yapayalnız ve umarsız:
oy benim dertli başım
kör pınara dönmüş gözüm oy benim!
babamı yemen yedi
kocamı kore
anamın dilinde ağıt
kolunda kirmen benim
kolumda kirmen
dilimde ağıt
başım alıp nere gidem
oy benim dertli başıml

oğlak indi bir taştan
çıktı bir taşa
bakındı orman orman
meledi medet medet:
şehzâde orhan mısınız?
yavuz sultan mısınız?
öyleyse osman mısınız?
ne düştünüz ardıma
ne girdiniz kanıma
yoksa ferman mısınız
tuğrası kardeş kanı?

ıslandı üveyikler göz eylüllerinde
nakışa durdu acı:
bir garip yiğitti kocam
şu dağların seli gibi
tapumuz toprağımız yoktu
anadan ırgattı kocam
özü temiz gözü toktu
ayran bulurdu ekmeğine
iğne çektim göyneğine
gitti garip gelmezine
kodu bizi taş üstünde
aldılar götürdüler
götürüp getirmediler
bir gelin iki yetim
iki keçi bir oğlak
kahramanlık senin neyine
n’ideyim n’ideyim nasıl edeyim
nere gideyim?

beylerpınarında bir çift üveyik
kalkar o kıraçlardan
konar bu kıraçlara
beylerpınarının sazı sineklik
aman vermez açlara
bir oğlak meler taşında
bir oğlak kekik kekik
onüç ondört yaşında
bir oğlak medet medet
incecik ağzı burnu
gözleri çekik
güneşler oynaşır kapkara tüylerinin nakış­larında
bir oğlak
medet medet

oğlak seni tutsak m’ola
kanını akıtsak m’ola?
beylerpınarının başında
ateşler yaksak m’ola
oğlak seni tutsak m’ola?

geh cerenim geh cerenim geh bili bili
geh güzelim geh güzelim geh bili bili
sen ki bıçağa büyüdün
meletelim oğlak seni
geh bili bili
geh bili bili
geh bili bili dağlar güzeli

beylerpınarında bir çift üveyik
kana kesti beylerpınarının sinekli sazlı suyu
kana kesti on parmağım
gözlerim kana kesti
bir alay aç çocuk aç kurtlar gibi
geh güzelim geh cerenim geh bili bili
sana nasıl kıymalı
sana nasıl kıymalı!
tepemizde döner bir sürü karga
kargayı kovalar bir alay cerge
yanım yörem kana kesti
kana kesti koca mavi

meleme oğlak meleme
meleme yavru meleme
gel öpeyim gözlerinden
o ceren gözlerinden
geh cerenim geh güzelim geh bili bili
mavilerim yeşillerim
morlarım kana kesti
sana nasıl kıymalı
sana nasıl kıymalı!

birgün dedik ki
uçaklara gemilere otobüslere
gittik ‘o son diyâra ki…’
iki yetim
bir oğlak
sinekli sazlı suyu
o kıraçtan
bu kıraca
bir çift üveyik
‘hâlâ dilimdedir tuzu’
içime akıttığım gözyaşlarımın

geh cerenim
geh güzelim
geh bili bili
sana nasıl kıymalı
sana nasıl kıymalı!

Hasan Hüseyin, Oğlak İsimli Kitabından

Kitabın Künyesi
Oğlak
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Bilgi Yayınevi
Basım Tarihi : 04 – 1998
Sayfa Sayısı : 240

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Temizyürekli Atlar – Onur Behramoğlu

Ne zaman atları, atlıları düşünsem, Çehov gelir aklıma? Nâzım Hikmet? Melih Cevdet. Çehov?un öyküsünde, oğlunu yitirmiş İona, ?İşte böyle kardeşim...

Kapat