Ölü beden uzanmış yatıyor yerde ama fikirleri hala dimdik ayakta!

paris_komünüParis’in cellatları ve komün
Paris sadece Fransa’nın değil çoğu zaman Avrupa’nın da başkenti sayılır. Tarihte, sözünü ettiğimiz iki büyük vahşete sahne olmuş bu kentte ‘hiçbir sokak, hiçbir geçit, gökyüzüne doğru uzanan hiçbir merdiven yoktur ki bir zamanların acılarını ve coşkularını yansıtmasın.’

İmparatorluk, kozmopolit dolandırıcılığın panayırı olmuştu. İki Fransız eyaletini Almanya’ya katan Prusya ordusu karşısında Fransız burjuvazisi direnmeyi değil etek öpmeyi seçmişti. Bozgunculuğun ve komploların peşinden koşan burjuvazi için en büyük tehdit Prusya ordusunun işgali değil silahlanmış Paris proletaryasıydı!

Kenti, tam 500 barikatın arkasına saklayan Paris halkı, eldeki topları teslim etmeye hiç de niyetli değildi! Prusya ve işbirlikçi Thiers ordularının kuşatması altındaki Komün, tüm dünya emekçilerinin yüreğini Fransa’ya katıyordu. Dünya, gözünü işçi devrimleri çağına açmaktaydı. Paris bir ilki başarmış ve 72 gün boyunca ayakta kalmayı başaran Komün bütün dünya emekçilerinin umudu olmuştu…

Ne var ki; “Paris Kömünü, mülksüzleştiricilerin mülksüzleştirilmesi işinin tamamlanmasında yarı yolda durdu ve düşmanlarına karşı gereğinden çok gönül yüceliği, gereğinden çok bağışlayıcılık gösterdi. Askeri hazırlıktaki yetersizlikler ve Fransa Bankası’na el konulmaması bu hatanın tipik örnekleriydi…” Yıllar sonra, Rusya’da Ekim Devrimi’ne hazırlanan V,İ. Lenin işte böyle yazıyordu. Lenin’in “Komün Dersleri”nde dikkat çektiği bir diğer yanlışlık ise, 18 Mart akşamından başlayarak Versaillesların çok işine yarayan beklemeci bir tavır takınılmasıydı. Böylece karşı-devrimin kenti Versailles, “devrimci Paris” korkusunu üstünden atmış ve karşı taarruza geçmek için güç toplamıştı.

Rüzgar tersine dönüyor, Komüncülerin savundukları barikatlar kana boyanarak bir bir düşüyordu. 28 Mayıs 1871 günü, komünün son savaşçıları Belleville yamaçları üzerinde yenildiler. Esir düşen binlerce komünar için kıyım vakti gelmişti. Alelacele kurulan idam mangaları Paris’in yürekli işçilerini kurşuna dizmekle meşguldü. Père Lachaise Mezarlığı’ndan göğe yükselen zafer şarkıları tüfek sesleriyle kesiliyordu. Kıyım öylesine şiddetli ve kitleseldi ki adını tarihe “Kanlı Hafta” olarak yazdıracaktı. Katledilenlerin sayısı on binlerle ifade ediliyordu. İçinde kadın ve çocukların da bulunduğu binlerce komünar Versailles hapishanelerine gönderildi. Yargılamalar ve idamlar aralıklarla devam etti. Pasifik’teki Fransız adaları, sürgünlerin yeni adresiydi. Sadece 7.000 kişi Caledonya’ya sürüldü. Paris, sonraki 5 yıl süresince sıkıyönetimle yönetilecekti.

Fransa’da karşı-devrim büyük bir “zafer” kazanmıştı lakin o, zaferini büyük bir anıtla pekiştirmek istiyordu. Savaş toplarını Almanlardan korumak için Montmartre tepesine taşıyan komünarlara nispet olsun diye; oraya devasa bir kilise inşa edildi. Yapımına 1875 yılında başlanan Sacre Coure Kilisesi 1914 yılında tamamlandı. İkinci imparatorluk şerefine inşa edilen bu yapı aynı zamanda İsa’nın kutsal kalbine adanacaktı! Paris’in en yüksek tepelerinden birinden halka bakan Sacre Coure Kilisesi, “baldırı çıplak” kitlelere her daim İmparatorluğun kılıcını ve dinin itaatkarlığını hatırlatacaktı!

ÇANLAR ‘KANLI BAYRAM’I ÇAĞIRIYOR…

Komünü hedef alan kanlı katliam, tarihte Saint Barthelemy Katliamı ile birlikte anılır. Çünkü Komün’ü ezmek için dökülen kanın ve şiddetin boyutlarını ölçecek benzer bir katliama tarihte az rastlanır. Komün günlerinden 300 yıl öncesine gidelim…
Tarih 24 Ağustos 1572’dir. Kutsal “Aziz Barthelemy Bayramı”nın o gece kanlı bir pogroma döneceğinden Protestanlar habersizdir. Sabaha karşı çalan Saint Germain kilisesinin çanları, birbirlerini tanımak için beyaz haç kıyafeti giymiş Katolik grupları katliam yapmaya çağırmaktadır. Mesele aslında şudur: Fransa’nın başkenti Paris’te nufüsun yüzde 70’ini Katolikler yüzde 30’unu ise Protestanlar oluşturmaktadır. Ne var ki, saray erkanının yarısından fazlası azınlık nüfusa yani Protestanlara aittir. Zaten büyük katliam da Protestan aristokratların Paris’e geldiği bir düğün gecesi hesaplanarak planlamıştır. Barışa vesile olacağı vaaz edilen düğün toplu kıyımla sonuçlanmış ve Avrupa’yı bir asır boyunca saracak din savaşları da böylece başlamıştır. ‘Katolik Kilisesinin Kızı’ olarak anılan Paris’te 24 Haziran gecesi 100 bin insan boğazlanmıştır. Hayatta kalan Protestan soyluların tamamı korkudan dinini değiştirmiş ve Katolik olmuştur. Canını kurtaran halktan insanlar ise İsviçre ve Almanya’ya sığınmıştır. Sonuçta Protestanların nüfusu yüzde 2’lere kadar gerilemiş ve saray onlardan temizlenmiştir. Mülk ve iktidar bütünüyle el değiştirmiştir. Din savaşı altında yürütülen pogromun amacı işte budur.

ÖLÜ BEDEN YATIYOR YERDE…

Paris sadece Fransa’nın değil çoğu zaman Avrupa’nın da başkenti sayılır. Tarihte, sözünü ettiğimiz iki büyük vahşete sahne olmuş bu kentte “hiçbir sokak, hiçbir geçit, gökyüzüne doğru uzanan hiçbir merdiven yoktur ki bir zamanların acılarını ve coşkularını yansıtmasın”.

Fakat bu iki katliam ve aradaki 300 yıl arasında çok önemli bir fark vardır. Bu farkı anlatabilmek için bize yardımcı olabilecek en özlü söz kanımca Victor Hugo’ya aittir. Hugo şöyle diyor;

“Ölü beden uzanmış yatıyor yerde ama fikirleri hala dimdik ayakta!”

Bu veciz cümleyi ikiye bölersek, birincisini her iki katliam için de kullanabiliriz. Yani kitlesel katliamların yaşandığı Paris’te, tüm acılarıyla, ölü bedenler yerde uzanmış yatmaktadır. Ve bundan dolayı insanlık ne kadar göz yaşı dökse azdır.
Gelelim aradaki farka, ki o da cümlenin ikinci yarısında saklıdır. Yani yerde uzanmış yatan ölü bedenin fikirleri hala dimdik ayaktadır! Victor Hugo’nun daha önceki bir dönemde yazdığı bu söz, aslında en çok komünarların kanlarıyla sosyalizmi filizleyen Paris Komünü’ne yakışır.

28 Mayıs 1871 katliamından hemen iki gün sonra yani 30 Mayıs gününde Marx Enternasyonal Genel Konsey karşısında muazzam bir değerlendirme sunacak ve sözlerini şöyle bağlayacaktır:

“İşçi Paris, Komünü ile birlikte, yeni toplumun şanlı öncüsü olarak her zaman yücelecektir. Şehitlerinin anısı, işçi sınıfının soylu yüreğinde yaşayacaktır. Cellatlarınıysa tarih, daha şimdiden sonsuz bir teşhir direğine çiviledi ve rahiplerinin tüm duaları, günahlarını bağışlatamayacaktır.”

Ercüment Akdeniz
31 MAYIS 2015 www.evrensel.net

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Politika
Mahkemeden Ceza, Behram’dan Şiirli Yanıt

Melih Gökçek ile ilgili bir yazısı nedeniyle, “basın yoluyla hakaret” suçu işlediğine karar verilen Nihat Behram: “Eğer bu karar adaleti...

Kapat